İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Çocuğa isim koyarken nelere dikkat edilmelidir?

Cevap

Anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi de ona güzel bir isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber, insanların kıyamet günü isimleri ile çağrılacağını belirterek “Çocuklarınıza güzel isim koyunuz.” (Ebu Davud, Edeb, 69) buyurmuştur. Konulacak isimlerin mutlaka Arapça olması ve bu ismin Kur’an-ı Kerim’de geçmesi gerekmez. Çocuğa isim koyarken dikkat edilecek husus, yadırganmayacak güzel anlamlı bir isim olmasıdır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İsimlerin Arapça olması ile Türkçe olması arasında bir fark yoktur. İsimlerin anlamı ve çağrıştırdıkları mefhumlar önemlidir. İman ve ahlâk açısından sakıncalı bir çağrışım yapmayan her isim verilebilir. Dikkat ederseniz, isim de bir kültür meselesidir. Kültür de en önemli savaş sistemleri arasında yer almaktadır. Bir tek kişi üzerinden de olsa savaşta taviz vermeme ilkesine sadık kalmamız önemli bir husustur.

Çocuğa isim koyarken dikkat etmemiz gereken hususlar nedir? İsmin Arapça veya Tü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çocuklara isim verme konusunda şu ayrıntılara dikkat etmek gerekmektedir: Çocuğa isim vermek babanın görevidir. Baba isim tercih eder ve koyar. Fakat babanın çocuğu doğuran anneyi yok sayması da abestir. Anne bir isim vermek istiyorsa ve bu isim sakıncalı değilse baba da onu kabul etme nezaketi göstermelidir. Anne ve baba arasında sorun olmasın diye çocuğa iki isim verilmesinin tutarlılığı yoktur. Bir isim konusunda bile ittifak edemeyen aile görüntüsünden uzak durulmalıdır. İsim çocuğun hayatı boyunca duyacağı bir sözcük olacaktır. Ailenin, mü'min çevrenin ve kişinin yarın incinebileceği çağrışımlardan en baştan uzak durulmalıdır. En güzel isim erkeklerde Abdullah ve Abdurrahman isimleridir. Kızlarda ise Zeyneb ismidir. Allah’ın isimlerine ABD ilavesi ile oluşturulan diğer isimler de en güzel isim seviyesindedir: Abdülaziz, Abdürrahman… gibi. Bundan sonra peygamberi isimleri en güzeli olur. Daha sonra ise sahabiler ve salih kulların isimleri tercih edilmelidir. Ölçü olarak şunu diyebiliriz: Anlamı güzel olan her isim kullanılabilir. Allah, Errab, Errahman, Elahad gibi isimler sadece Allah Teâlâ’ya mahsus olduğu için kullanılamaz isimlerdir. Kâfirlerden meşhur birinin ismi veya küfrü sembolize eden bir isim kullanılamaz. Toplumu ifsat eden şarkıcı, sporcu gibilerinin ismini yaşatmak anlamına gelecek bir isim verilmemelidir. Meleklerin isminin kullanılması da kerih görülmüştür. İnsan duyduğunda irkinti veren ismin kullanılması kerih görülmüştür. Kerih görülmüş isimlerden birini çocuğa verdikten sonra aradan geçen zamana rağmen kullanılmış ise çocuk hayata atıldığında o ismin değiştirilmesi şart değildir.

Hocam çocuklara verilen isimler konusunda dikkat edilmesini tavsiye ettiğiniz il
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Ne Kur'an'da geçmesi ne de Arapça olması şartı yoktur. Anlamı düzgün olan bir isim olması yeterlidir.

Çocuk ismi koyarken Kur'an-ı Kerim'de geçme şartı var mı? (Bu şekilde koyulmazsa
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi de ona güzel isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadisinde insanların kıyamet günü isimleri ile çağrılacağını belirterek “(Çocuklarınıza) güzel isim koyunuz.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 68 [4948]) buyurmuştur. Allah’a has isimler ise aynı lafızla çocuklara verilmemelidir. Şayet çocuklara bu isimler verilecekse başına “kul” anlamına gelen “abd” kelimesi eklenerek “Abdullah” (Allah’ın kulu), “Abdurrahmân” (Rahmân’ın kulu), “Abdurrezzâk” (Rezzâk’ın kulu), “Abdülhâlık” (Hâlık’ın kulu) şeklinde verilmelidir. Allah Teâlâ’nın “esmâ-i hüsnâ”sından “Kerîm, Latîf, Raûf, Mümin…” gibi isimler ise Allah’ın dışında kulların da vasıflandığı müşterek isimler olduğundan Allah’a has olmayan bu isimler çocuklara ad olarak verilebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/417)

Çocuklara Allah için kullanılan isimler verilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çocuğunuzun ismini birbirinizle didişmeden bir noktada anlaşarak belirlemeye çalışın. Zikrettiğiniz Meryem ismi de Sare ismi de çok güzel.

Hocam eşim yıllar önce bir kızımız olursa adını Meryem koyacağını söylemişti. Oğ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çocağa isim verme görevi ve hakkı babaya aittir. Kur'an’ımız, çocukları babalarıyla anmamızı emretmektedir. (Ahzab suresi, 5) Böyle bir konuyu baba ve anne aralarında istişare etmeyi becerebilmelidirler. İstişare ile babanın yönetimiyle isim konursa ne güzel olur. Tartışılırsa babanın verdiği isim muteberdir.

Hocam, bebeğe isim koyma hakkı kime aittir?

HAKLAR VE SORUMLULUKLAR konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’ın temel kaynakları olan Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in Sünneti; insanın, ilave bir sebebe ya da kayda bağlı olmaksızın sadece insan olmasından dolayı saygın ve dokunulmaz olduğu hususunda son derece berraktır. Birçok ayet-i kerime ve hadis-i şerif, bütün insanların tek bir kaynaktan, Hz. Âdem’den türediğini, yaratılıştan değerli olduğunu, yeryüzünün en şerefli yaratığı olarak var edildiğini, her birinin Yüce Allah’ın muradını yeryüzünde gerçekleştirmeyle görevlendirilme anlamında onun halifesi olduğunu belirtmiş ve bütün bunların bir ırka ya da dine mensubiyetle sonradan kazanılmayıp insan olarak yaratılmışlık itibariyle kimliğinde zaten verili olarak mevcut bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu gerçek, İslam geleneğinde “İsmet-i Âdemiyyet” kavramıyla ifade edile gelmiştir. Bunun yanında İslam tarihi boyunca Müslümanlarla gayri müslimlerin arasında yaşanan sürekli savaşlar ve İslam varlığına yönelik devamlılık arz eden düşmanca tutumlar bazı âlimleri, insanın saygınlık ve dokunulmazlığının imana ya da emana dayandığı (İsmeti iman ve eman) fikrine götürmüştür. İnsanın dokunulmazlığının ve temel insan haklarının Âdemiyyete yani insan olmaya değil de imana yani mümin olmaya veya emana yani Müslümanların verdiği güvenceye istinaden İslam toplumunda yaşamaya dayandığı yönündeki bu sonraki yorumlar, tarihsel ve konjonktüreldir.

İnsanın Saygınlığı ve Dokunulmazlığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gazze’de yaşanan zulüm ve katliam hakkında insanî ve İslâmî sorumluluk Filistin’de öteden beri devam edegelen ve özellikle de son günlerde Gazze’de gerçekleştirilen sivillere yönelik insanlık dışı katliamlar, mazlum Filistin halkına karşı soykırıma dönüşmüştür. Her geçen gün şiddetini artırarak sivil yerleşim yerleri, ibadethane, okul, hastane, çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapılmaksızın topyekûn bir halkın hunharca hedef alındığı; masum insanların tedavi, gıda, su, elektrik ve barınma gibi tüm temel insanî haklarının kasten ve insafsızca engellendiği bu insanlık dışı dramı şiddetle lanetlemek ve katliamı işleyenlere ve destekleyenlere karşı durmak her Müslüman üzerine insanî, ahlâkî, vicdanî ve dinî bir görevdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, sırf iman ettikleri için mü’minlere savaş açanların, onları yurtlarından çıkaranların ve bu kimselere destek verenlerin dost edinilmesi yasaklanmış ve aksini yapanlar zalim olarak nitelenmiştir. (el-Mümtehine 60/9; el-Hûd, 11/113) Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu hususta “Kim zulmeden tarafa destek olursa Allah’ın gazabına uğrar.” (Ebû Dâvûd, Akdiye, 14 [3598]) buyurarak zalimlere destek olanların da zulme ortak olduğunu ifade etmiştir. Bu itibarla Müslümanlar başta olmak üzere dünya kamuoyu sorumluluğunun farkına varmalı ve sessiz kalarak bu zulümlere ortak olmamalıdır. Zulmü onaylamak veya haksızlığa göz yummak hiçbir insana yaraşmaz. Asırlardır olduğu gibi bugün de, zalime karşı mazlumun, haksıza karşı haklının, insanlık dışı her türlü eyleme karşı vicdanın ve sağduyunun yanında yer almak, Müslüman olarak hepimizin vazifesidir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm iyilik ve takva konusunda yardımlaşmayı emretmekte, kötülük ve azgınlık konusunda birbirine destek vermeyi yasaklamaktadır. (el-Mâide 5/2) Buna göre bir kimsenin zulüm altındaki Müslüman kardeşinin yanında yer alması, imkânları ölçüsünde ihtiyaçlarını giderecek şekilde infakta bulunması, ona yardım ve dua etmesi dinî bir sorumluluktur. Bütün bu görevlerin yerine getirilmesi ve yaşanan zulmün ortadan kaldırılması açısından Müslümanların birlik ve beraberliğinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür. Asırlarca Müslümanların idaresi altında barış yurdu olmuş Kudüs-ü Şerif ve çevresinde yaşanan bu katliamların son bulması ve bölgenin bir an önce huzura kavuşması için İslam dünyası başta olmak üzere tüm uluslara büyük sorumluluklar düşmektedir. Bölgede yaşanan vahşete daha fazla göz yumulmaması, mazlum insanların yıllardır mahrum bırakıldığı temel hak ve özgürlüklerine kavuşturulması ve bölgede kalıcı barışın sağlanması için uluslararası kamuoyunun inisiyatif alması ve insanlık namına gerekli çabayı ortaya koyması zorunluluk haline gelmiştir.

Gazze’de yaşanan zulüm ve katliam hakkında insanî ve İslâmî sorumluluk
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Karşılıklı olarak hediyeleşmek insanlar arasında sevgi ve saygının oluşmasına katkı sağlar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın.” (Muvatta’, Hüsnü’l-huluk, 16) buyurmuştur. Ancak yetkili makamlarda bulunan kişilerin, bu göreve gelmeden önce aralarında hediyeleşme âdeti olmayan kişilerden her ne ad altında olursa olsun; hediye ve bağış kabul etmeleri caiz değildir. Zira bu durum, rüşvet olarak değerlendirilebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/103; Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/86) Hz. Peygamber (s.a.s.), idari makamlarda bulunanlara verilen hediyelerle ilgili olarak; “Yetkililerin aldığı hediyeler, ganimetten aşırmak (kamu malını zimmetine geçirmek) gibidir.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 10/233 [20474]) buyurmuştur. Yine Resûlullah (s.a.s.), zekât toplamakla görevlendirdiği memurunun hediye aldığını işittiğinde; “Benim gönderdiğim bir görevliye ne oluyor ki: ‘Bu zekât malıdır; bu da bana hediye edilmiştir.’ demektedir! Bu kişi babasının (yahut anasının) evinde oturup kalsa, acaba kendisine hediye verilir miydi? Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz o zekât malından bir şey alırsa kıyamet gününe o malı boynunda taşıyarak gelecektir.” (Müslim, İmâre, 26 [1832]; bk. Buhârî, Eymân, 3 [6636]) buyurarak, kişinin yetkili bir makamda bulunmasından dolayı hediye almasının caiz olmadığını ifade etmiştir.

Yetkili makamlarda bulunanların hediye kabul etmeleri caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Başkalarının rızası olmadan mallarını ellerinden almak caiz olmadığı gibi kaybettikleri mal ya da eşyayı alıp sahiplenmek de caiz değildir. Bir kimse bir yerde bir miktar para veya eşya bulsa onu sahibine vermek üzere alabilir. Ancak kendine mal edinmek üzere alması başkasının malını gasp etmek hükmündedir. Bulunduğu yerde bırakıldığı takdirde telef olmasından korkulan bir şeyi sahibine vermek üzere almak vâcip; telef olmayacak şeyleri almak ise mubahtır. Bir kimse bulduğu bir şeyi alırken, onu sahibine teslim etmek üzere aldığına çevresindekileri şahit tutar. Bulunan eşyanın sahibi çıkar ve onun kendisine ait olduğunu ispat ederse eşyayı ona teslim eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/200-201) Buluntu eşya, onu sahibine vermek üzere alanın yanında emanet durumundadır. Bir kusuru olmaksızın bu mal kaybolsa veya telef olsa, sahibi çıktığında bedelini ona ödemekle yükümlü olmaz. (İbn Nüceym, el-Bahr, 5/162, 163) Buluntu eşyayı elinde bulunduran kimse bunu malın değerine göre uygun görülen bir süre ilan eder ve bekler. Sahibi çıkmazsa o malı yoksul kimselere sahibi adına tasadduk eder; kendisi muhtaç ise ondan istifade edebilir. Ancak daha sonra sahibinin çıkması hâlinde bedelini öder. Sahibinin aramayacağı düşük değerli şeyler ise beklemeye gerek kalmaksızın ihtiyaç sahiplerine verilebilir; bulanın ihtiyacı varsa o da kullanabilir. (Serahsî, el-Mebsût, 11/2-3)

Buluntu eşya (lukata) ile ilgili hükümler nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Günümüzde define arama işlemleri “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” ile diğer ilgili mevzuata göre yürütülmektedir. Bu mevzuata aykırı şekilde define aramak kamusal ve bireysel haklara tecavüz anlamına geldiğinden caiz değildir.

Define aramak ve bulunduğunda sahiplenmek caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yeme-içmeyle ilgili genel ilkeleri belirleyen Hz. Peygamber (s.a.s.), sol elle yeme-içmeyi hoş karşılamamıştır. Nitekim o, bu konu üzerinde önemle durmuş; şeytanların sol elle yiyip içtiklerini haber vererek ümmetini uyarmış ve çocuklara sağ elle yemek yemeyi öğretmiştir. (Buhârî, Etʽime, 2 [5376]; Müslim, Eşribe, 105-109 [2020-2022]) Hz. Peygamber’in sağ elle yeme ve içme konusundaki tavsiye ve irşadlarına uymak her Müslüman’ın vazifesidir. Bu nedenle anne ve babaların çocuklarına diğer yemek âdâbıyla birlikte sağ elle yeme ve içmeyi de öğretmeleri gerekir. Fizikî bir engel sebebiyle sağ eliyle yiyemeyen kimselerin sol elle yeme içmesinde ise bir sakınca yoktur. (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 8/183)

Sol elle yemek yemekte bir sakınca var mıdır?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.