Fetva Meclisi
Soru
Hocam, son zamanlarda insanlar arasında bir kıl mevzusu dönüyor. Bir kadın rüyasında görmüş, Peygamber aleyhisselam efendimiz ona şöyle söylemiş, Korona virüsü için Bakara suresini açacakmışız orada bir kıl varmış, o kıl kaynatılıp içilirse şifa olacakmış. Bunun doğruluk payı nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hangi kibrin ve hangi imanın cennet ya da cehennem nedeni olabileceğini beşerden birileri olarak biz kararlaştıramayız. Elimizde kibir ve iman ölçebilecek bir cihaz yoktur. Bu tür kararlar Allah’a kalmıştır. Bize düşen o tür sıkıntılardan uzak durmayı becermek ve onun için gayret etmektir.
Biz, Peygamberimizden, onun ashabından, onun mirasçısı ulemadan duymadıklarımıza kulak asmayız.
Selamünaleyküm. İmam olan önde, bir kişilik cemaat de erkekse imamın az geriden sağında, kadın ise arkasında namaz kılar. Rüya bizim alanımıza girmiyor. Allah'a emanet olun.
Şu dünyada her ne gerçekleşirse onun karşısında muhakkak mü'min farklıdır. Zira mü'min olayları iki boyutuyla yaşar. Bir boyutunda bu dünya vardır ki onda diğerleri ile aynıdır. Bir de ahiret boyutu vardır. O boyutu başkalarından farklı olarak hisseder ve yaşar. Buna dünyanın akıbetini ahirette görme boyutu da diyebiliriz. Hiçbir mü'min, Peygamber aleyhisselamın beyanı ile ayağına batan bir dikenden bile istifade etmeden bu dünyadan gitmez biiznillah. Her ne kadar mü'min de kâfir gibi bu dünyanın olaylarında canını, malını ve yakınlarını korumak için tedbirler alsa da sonuç olarak bu fark kaybolmaz. Biz mü'minler olarak farklıyız. Bu farkımızı şu noktalarda izleyebiliriz: Bakışımız farklıdır. Onlar belayı sadece bir virüse yaslayıp onun üzerinden konuşur ve plan yaparlar. Biz ise virüsü onlar gibi bir kaynak görmekle beraber, bizi yaratıp bize hükmeden Rabbimizin bizden ne murat ettiğini de düşünürüz. Bela büyüdükçe bizim de imanımız büyür. Sabrımız büyür. Akidemiz güçlenir biiznillah. Biz ilaç üzerinden tedavi, karantina üzerinden korunma yaparız. Bunu onlar da yapar ama bizim bir de bizi yaratan Rabbimize itimadımız vardır. Onun bizi koruyacağını hesap ederiz. Böylece hastalık gelmeden hasta olacak acizliğe düşmeyiz. Bizim dışımızdakiler doktora ve ilaca dayanır. Doktoru kaybettiğinde umudu biter. Bizde ise ölürken bile aciz ve pasif kalmak yoktur. Umudumuz sonsuzdur. Dünyanın yıkılışını izlerken bile elimizdeki fidanı dikmeye çalışan bir anlayışımız vardır. Biz de hasta oluruz onlar da hasta olur. Onlar iyileşir veya ölür dosyaları kapanır. Bizde öyle olmaz. Hastalıkta çektiklerimiz bize sevap olarak yazılır. Zarar üzerinden bile kâr etmiş gibi oluruz. İyileşirsek de şükrederek kazanmış oluruz biiznillah. Sabır bizim kazanç kaynağımız olmuş olur. Çünkü sabrımız Allah içindir ve Allah iledir. Sağlık ve afiyetimiz üzerinden geçirdiğimiz bu süreci kendimize ders durumuna getirir ve kazanırız. Onlar ise konuyu sadece ekonomi üzerinden değerlendirirler. Bu da aramızdaki kapanmaz farklı bir açıdır. Belalar bizde yardımlaşmayı ve kardeşliği öne çıkarır. Onlarda ise bencilliği ve canını kurtarmayı güçlendirir. Bu da büyük bir farktır. Ölenimizin şehit olduğu, kalanımızın günahlarından tevbe edip Rabbine yöneldiği bir dünyada kim bizim gibi olabilir, kim iman etmenin tarif edilemez lezzetine ulaşabilir? Ne büyük nimettir iman, ne üstün meziyettir mü'min olmak! Elhamdülillah. Yerler gökler dolusu elhamdülillah.
Böyle bir tespit isabetli olmaz. Dışarıdan izlendiği kadarıyla, Kâ’be etrafında tavafın güvenlik/sağlık gibi nedenlerle geçici olarak engellenmesi tabii görülmelidir. Tabiki yöneticilerin niyetini Allah bilir. Bu durum tarihte ilk değildir. Evet, yaygın olmayan bir durumdur ama ilk değildir. Bunu kıyametle ilişkilendirmek yerine insanoğlunun isyanı sebebiyle yer yüzünün afetler diyarına dönmesinin sebep ve akıbetleri üzerine kafa yormak daha doğru olur. Corona virüsü veya benzeri salgın bir hastalık, Müslüman doktorların ve bilim adamlarının tespitleri doğrultusunda umre ve haccın geçici bir süre yasaklanmasının sebebi de olabilir. Böyle bir uygulama biiznillah sakıncalı değil, aksine Müslümanların menfaatine, insanlığın lehinedir. Dinin maksadına daha yakın bir uygulama olacağını umarız. Allah Teâlâ ümmetimizi ve insanlığı benzer afetlerden muhafaza buyursun.
Bedenlerimiz bizim değildir, herkes bedenini Allah’ın bir emaneti olarak taşımaktadır. Bedenlerimize karşı ihmallerimiz, görev ihlallerimiz başkalarına karşı yaptığımız hak ihlalleri gibidir. Allah katında mesul olacağımız işlerimizden biri de bedenlerimiz yani sağlığımızdır. Elbette corona bir son değildir. Hayat imtihanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Corona bize kader yazmaz/yazamaz; kaderimizi Allah yazmıştır. Bu anlamda onu bir hâkim güç olarak göremeyiz ama insan olarak alternatifi bulunana kadar mevcut tedbirlere uymak zorundayız. Mevcut tedbirlere uymamak fıkıh olarak en azından bir cahilliktir demek gerekir.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Bir müslüman, devletin sağlık olarak yönlendirdiği tedbirleri alır, mesela şu kadar mesafeli durun dediğinde o mesafeyi korur ve bir kastı da olmaz da hata ederse biiznillah ondan mesul olmaz. İhmalimiz ve vurdumduymazlığımız sonucu olandan ise mesul olur. Babanız sadece müşterilerini değil kendisini de düşünmelidir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun.
Yaşadığımız toplumun bir insan birikimi olduğunu unutmamalıyız. İnsan bu, esfel-i safilin ile ahsen-i takvim arasında iniş çıkışı ile yaşar. O görüntüde herkes kendine göre haklı idi. Herkes yanlış yapmadığını düşünüyordu. Ve herkes bir başkasının yanlış yaptığı kanaatinde idi. Doğru olan nedir, ona karar vermek zordur. Bizim için ders olması gereken nokta şudur: Dünya bizi kendisine çekmekte ve içinde eritmektedir. Bu arada ahiretimizi kaybediyoruz diye endişelenirken görüyoruz ki, insanlığımızı da ne yazık ki kaybediyoruz. Hayatın biz nasıl istiyorsak ve bizim menfaatimiz nasıl gerektiriyorsa öyle olmasını istiyoruz. Aksi olursa feryat ediyoruz. Bunun tek bir nedeni yoktur şüphesiz. Kaybolan sadece dindarlık değildir. Kaybolan birden fazla değerimiz vardır. Lükse çok alıştık, kelepiri istiyoruz. Sabrımız tükenmiş. Tahammülümüz yok. Temenni ederiz, bu yaşananlar topluca bir düşünme zemini oluştursun ve kendimize gelmemize vesile olsun. Böyle giderse belalara gerek kalmadan kendimiz belamızı üretecek ve içinde kaybolacağız maazallah.
İnna lillahi ve inna ileyhi racuûn. Allahüme’curna fi musîbetina hazihi ve ehlifna hayren minha. Âmîn. İnsanlık büyük bir darboğaza doğru yaklaşmıştır. Tarihten hikâyelerini okurken kolay olan şeyleri yaşamak zormuş, bunu iyice anladık şimdi. Kitabımız Kur'an’ımız neden onlarca kere ÖNCEKİ ÜMMETLER konusunu önümüze getiriyor bunu anladık. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufanın alt yapısını, işleyişini, ağırlığını ve neden sonra insanların her şeye yeniden döndüklerini anladık. Anladık inşaallah. Bu, elimizin kolumuzun, dillerimizin bağlandığı garip dünyada olanca çığlığımızla şunu deriz de başkasını bilmeyiz: Hasbunellah. Hasbunellah. Hasbunellah. Bizim için bu zaman, bu kaos ortamı tam bir ibadet ve Allah’a avdet zamanıdır. İbadetleri artırmalı, dua ve zikri yoğunlaştırmalıyız. Gafletimiz sürerse ve bir zaman sonra hiçbir şey olmamışa dönersek maazallah, bizim için böyle muhtemel bir sonuç felaketten daha büyük bir felakete neden olabilir. Erken uyanmak ve büyük bir gayret ve samimiyetle; • İstiğfarlar ederek, • Günahlarımızdan tevbeler ederek, • Kul haklarından helalleşerek, • Kaza namazlarımızı kılarak, • Zikirler yaparak, • Kur'anlar okuyarak, • Ailemizi muhkem bir kaleye çevirip, içinde cenneti kazanacağımız bir yuvaya dönüştürerek, • Bu belayı, Allah’a dönüş için bir milat yaparak silkinirsek Allah’tan umut ederiz ki bizi mahcup etmez ve tertemiz kullar durumuna gelmemizi kolay kılar. Şuna hazır olalım: Allah’ın kullarından bazıları, böyle bir felaketi bile battıkları çukurdan çıkmak için kullanmak yerine hiçbir şey yokmuş gibi hatta “biz ettik, biz becerdik” sözleri ile geçiştireceklerdir. Tarih hep böyle görmüştür insanları. Bundan daha büyük belalar bile, nasibi olmayanları uyandıramamıştır. Gaflet ve dalalet böyle bir şeydir. Mecburen bu durumda, “biz” ve “onlar” demek zorunda kalacağız. Biz uyanıp Rabbimize döneriz, onların hâli de Allah’a kalır. Yarın, Allah’ın lütfu ile bu beladan kurtulduğumuzda birilerinin “belayı yendik, ezdik geçtik, bir daha gelemez…” gibi çürük sözlerine hazır olalım. O sözleri duyunca da onlar adına ve onlara bu fırsatı vermede kusurumuz olabileceği için bizim adımıza hep beraber yine istiğfarlar edelim. Budur dünya, böyledir dünya. İlk gününden beri böyledir, son gününe kadar böyle gidecek. Şaşmaya gerek yok, elimizde Kur'an’ımız var. Bildik bunları önceden, önceden. Elhamdülillah.
Fitre, Ramazan bayramı ile alakalı bir ibadettir. Bayramdan üç gün önce veya bir hafta kadar önce verilebilir. Bazı Hanefi fakihleri Ramazan ayının başında da ihtiyaç üzerine verilebilir demişlerdir. Bugün itibariyle henüz Ramazan ayına yirmi günden fazla vakit vardır. Fitrenizi böyle bir zaruri ihtiyaca binaen Ramazan başında vermenizi tavsiye ederiz size.
Evet, dinimiz zorlu günler için ZARURET ZAMANI RUHSATLARI getirmiştir. Bu ruhsatların kullanılabilmesi için bazı ilkeler de konmuştur. Bu ilkelerin oluştuğu durumda zaruret çizgisine gelinmiş sayılır ve hükümler ona göre uygulanır. Sözünü ettiğimiz bu zaruret durumu özel olarak şu hususların gerçekleşmesi ile ortaya çıkar: 1. Zorunlu durum, muhtemel değil mevcut olmalıdır. Mesela bir ekonomik kriz bekleniyor başka şeydir, fiilen var olan ekonomik kriz başka şeydir. Zaruret ancak fiilen var olan için kullanılabilir. 2. Bu durum oluşunca Müslüman için hiçbir alternatif kalmamış olmalıdır. Mesela Müslüman, normal ticaretini veya geçimini ancak yedek arsasını satarak sürdürebilecek ise onun için faize ruhsat verebilecek bir zaruret konuşulamaz. 3. Böyle bir zaruret uygulaması, dinin temel kurallarını çiğneme nedeni olmamalıdır. Mesela başka bir insanın can ve mal güvenliğinin yok kabul edilmesi gibi bir yöntem olmamalıdır. 4. Bir şeye zaruri ruhsat verilmesi yasağın kaldırılmış olması değildir. Sadece bir merhaleyi aşmak ve bir sorunu gidermek içindir. Ruhsat bu sınırlı an için kullanılabilir, genel bir izin gibi kullanılamaz. Ruhsat kullanırken de en az zararlıdan daha zararlıya doğru atlanarak tercih yapılır. En temel ölçüleri ile bu şartlarda bir zaruret ruhsatından söz edilebilir.
Evet, bu tür bilgiler dolaşıyor ama ne kadar güvenli olduğunu bilemiyoruz. Bu sebeple biraz daha bulutların dağıldığı günlerde fikir adamlarımızın tavsiyelerini öğrenerek ne yapabileceğimizi tespit ederiz inşaallah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.