Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Dede yetimi (babası dedesinden önce vefat eden çocuk) dedesinin ölümü üzerine ona mirasçı olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kimsenin çocukları varsa torunları ona mirasçı olamaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/94-95) Kişi, malının üçte bire kadar olan miktarını mirasçısı olmayan herkese vasiyet edebilir. (Buhârî, Vesâyâ, 3 [2743]; Müslim, Vasıyyet, 10 [1629]) Bu bağlamda kişinin kendisine vâris olma ihtimali bulunmayan torunlarına vasiyette bulunmasına engel bir durum yoktur. Hatta bu torunların dedeyle bağlantısı olan anne veya babası daha önce ölmüşse, dedenin onlara vasiyette bulunması bazı âlimlere göre vâcip bazılarına göre müstehaptır. (bk. İbn Hazm, el-Muhallâ, 8/353-355; İbn Kudâme, el-Muğnî, 6/137-138) Günümüzde bu durumdaki vasiyetin vâcip olduğu görüşü daha çok benimsenmektedir. (Ebû Zehre, Şerhu Kânûni’l-vasıyye, 198-200)
Selamünaleyküm. Torunun dededen miras alması meselesi şöyledir: a- Bir çocuğun babası öldüğünde, baba mal bıraktı ise elbette çocuğu o malı alacaktır. Dedesi ve diğer varisleri de nasipleri kadar maldan alırlar ama asıl mal çocuklara kalır şüphesiz. Bunda anlaşılmayan bir durum yoktur. b- Çocuğun babası ölmüş, babanın bir malı yoktu. Dolayısıyla çocuğa mal kalmadı. Bu babanın babası da yani çocuğun dedesi de sağdı. Daha sonra dede öldü. Yani daha önce çocuğun babası ölmüştü, malı olmadığı için çocuk mal alamamıştı. Dede ölünce, çocuğun babası sağ olsaydı ona mal kalacaktı. Önce öldüğü için ÖLMÜŞ BİRİNE MAL KALMASI söz konusu olmuyor. Dede öldüğünde eğer kendinden önce ölen çocuğundan başka çocukları varsa yani bu çocuğun amcaları varsa doğal olarak DEDENİN ÇOCUKLARI OLARAK, DEDENİN TORUNUNDAN önde gelmektedirler. Bir insanın çocuğu varken torununa malı kalmaz. Bu nedenle de torun bu pozisyonda mala mirasçı olmaz. c- Böyle bir durumda dedenin bırakacağı malın 1/3 kadarını aşmamak şartı ile torununa vasiyet bırakması emredilmiştir. Böylece de torun fakir kalmaz. Eğer dede bu vasiyeti yapmadı ise çocuğun amcaları malı taksim ederken çocuğun mağduriyetini giderecek bir taksim yapmaları tavsiye edilir. Meselenin hukuk boyutu böyledir. Duygusal boyutu ise elbette ayrı bir mesele olarak ele alınmalıdır.
Dede öldüğünde onun çocukları varken torunları miras alamazlar. Mirasa en yakın olan hak sahibi olur. O hak sahibi yoksa bir sonrakine hak intikal eder. 'Dede yetimi' şudur: Bir kişi, babası sağken öldüğünde malı çocuklarına taksim edilir. Daha sonra onun babası da vefat ettiğinde doğal olarak onun malı da çocuklarına taksim edilecektir. Bu taksim esnasında daha önce vefat eden çocuğunun çocukları pay alamayacaklardır. Çünkü ölen babalarının kardeşleri olan amcalar sağ ise onlar dedelerine birinci dereceden yakın oldukları için ikinci dereceden birinin pay almasına engeldirler. Bu durumda dedenin malından toruna pay çıkmaz. Buna 'dede yetimi' denmiştir. Muasır uygulamalarda bu durumda toruna dedenin mirasından dedenin vasiyeti imiş gibi takdir edilip bir pay verilmesi şeklinde içtihatlar yapılmıştır.
Dede mahrumu şu anlamda kullanılmaktadır: Babası sağ iken ölen birisinin çocuğu ölenin babası olan dedesi öldüğünde babası varmış gibi dedesinin mirasına katılamamaktadır. Dedenin mirasından mahrum kalmış manasına bir deyim olarak kullanılmaktadır. Böyle bir vakayı şu alternatifleri ile değerlendirebiliriz: Önce baba ölmüş daha sonra da babanın babası dede ölmüştür ve dedenin erkek ya da kız evlat olarak mirasçısı yoktur. Bu durumda mirası torunlar arasında bölüştürülür. Erkek olanlar iki, kız olanlar bir miras alır. Dedenin sadece kız çocukları vardır, erkek çocuğu yoktur. Kız çocuklar bu durumda mirastaki paylarını alırlar. Geri kalanı torunlar iki, bir şeklinde bölüşürler. Dede öldüğünde erkek ve kız çocukları vardır. Bu durumda torunlar mirastan alamazlar. Amcaları yeğenlerine mirastan vermek zorunda olmazlar. Bu durumda dede, ölmeden önce malının üçte birini geçmemek şartı ile bu torunları için vasiyet yazabilir. Bu da dede için bir sevap kaynağı olur. Veya amcaları yeğenleri için mirastan bir pay verebilirler. Bu iki durumda da çocukların aldığı miktarın mirastaki olabilecek pay kadar olması şart değildir.
Dedeniz öldüğünde babanız ve amcalarınız yaşıyorsa siz dedenize mirasçı olamazsınız. Siz dedenize mirasçı olmadığınıza göre size MALININ ÜÇTE BİRİNİ GEÇMEMEK ŞARTIYLA vasiyet bırakabilir. Eğer malının üçte birinden fazla olursa bütün mirasçılarının izin vermesi ile o fazlalık size verilebilir. Tabii mirasçıların “verdim” demesinin kabul edilebilir olması, reşit olmalarına bağlıdır.
İslâm âlimleri babanın evladını evlendirmek zorunda olup olmadığı konusunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Hanefî ve Şâfiî âlimleri babanın, çocuğunu evlendirmesinin vâcip olmadığını söylerken, Hanbelî âlimleri, çocuğun nafakası babasına aitse babası onu evlendirmek zorundadır, demişlerdir. (Mâverdî, el-Hâvî, 9/184; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/216) Bununla birlikte maddî imkânı iyi olan bir babanın kendi parası ile evlenme imkânı bulamayan evladını evlendirmesinin güzel bir davranış olacağında şüphe yoktur. Nitekim bazı rivâyetlerde bir evladın baba üzerindeki hakkı; kendisine güzel bir isim koyması, evlenme zamanı geldiğinde evlendirmesi ve okuma-yazma öğretmesidir, şeklinde zikredilmiştir. (bk. Süyûtî, el-Câmi‘u’s-sağîr, 150, 228 [2489, 3743]; Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, 11/137 [8299]; Münâvî, Feyzü’l-kadîr, 2/538 [4815/2489]; 3/394 [6480/3743]) Babanın bıraktığı mirasta kardeşler ortaktır. Bekâr kardeşlerin düğün masraflarının mirastan karşılanması dinen zorunlu değilse de miras paylaşılmadan önce bekârların evlenme masraflarının ayrılması, daha sonra da kalan miktarın miras hukukuna göre taksimi, ahlaken daha uygundur.
MİRAS ve VASİYET konusundaki diğer fetvalar
Anne, ölen çocuğuna her durumda mirasçı olur. (en-Nisâ, 4/11; Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/94) Ancak ne kadar miras alacağı diğer mirasçıların paylarıyla birlikte hesaplandığında ortaya çıkar. Nitekim âyette; “Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona vâris oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır.” (en-Nisâ, 4/11) buyrulmuştur. İslâm miras hukukuna göre annenin mirasta üç hâli vardır: Babanın da üç durumu vardır:
Müslüman’ın, Yüce Allah’ın koymuş olduğu hükümlere uyması gerekir; aksi takdirde manen sorumlu olur. Mirasla ilgili hükümler de bunlardan biridir. Dolayısıyla, vârislerin haklarına düşene rıza göstermeleri ve diğerlerinin haklarına tecavüz etmemeleri gerekir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm’de mirasla ilgili hükümler bildirildikten sonra devamla şöyle buyrulur: “İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere koyar.” (en-Nisâ, 4/13) Şu kadar var ki vârisler, miras ile ilgili âyetleri inkâr etmemek ve miras hükümlerini adaletsiz bulmamak kaydıyla mirası kendi aralarında rızaya dayalı olarak diledikleri gibi paylaşma hakkına da sahiptirler. Bu durumda, Allah’ın mirasla ilgili olarak koymuş olduğu hükümlere muhalif davranmış olmazlar.
Ölenin geride bıraktığı mal ve haklar, gerekli işlemlerden sonra derhâl mirasçılarına intikal edeceğinden (en-Nisâ, 4/11-12; Buhârî, Vesâyâ, 3 [2743]; Müslim, Vasıyyet, 10 [1629]), mirasın mirasçılar arasında hemen bölüşülmesi veya bölüşünceye kadar gelirlerinin hak sahipleri arasında hisselerine göre taksim edilmesi gerekir. Aksi takdirde diğer hak sahiplerinin haklarına tecavüz edilmiş olur. Çünkü hisse sahiplerinin, mirasın kendi hisselerine düşen kısmında her türlü tasarrufta bulunma ve gelirini alma hakları vardır.
İslâm, koyduğu malî hükümlerde genel olarak külfet-nimet dengesini gözetmiştir. Miras hukuku da buna dâhildir. Evlilik esnasında erkeğe, evleneceği kadına mehir vermesi emredilmiş, evlilikten önce kadının nafakası baba ve kardeşlerine, evlilik süresince de kocasına yüklenmiştir. Bu ve benzeri yönlerden bakılınca kadınların miras konusunda haksızlığa uğratılmadıkları anlaşılır. Kadının mirastan alacağı pay, vefat eden kimseye olan akrabalık derecesine göre değişir: a) Vefat eden kimsenin kızı olarak kadın: Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda kardeşinin aldığı payın yarısını, erkek kardeşi yoksa ve kız tek ise mirasın yarısını alır. Kızlar birden fazla olduklarında ise mirasın üçte ikisini alırlar. (en-Nisâ, 4/11) Üçte ikisini aralarında eşit olarak paylaşırlar. b) Vefat edenin oğlundan torunu olarak kadın: Vefat edenin çocukları yoksa tek olması hâlinde oğlundan olan kız torun mirasın yarısını alır. Birden fazla olmaları hâlinde ise mirasın üçte ikisini alırlar. Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda mirası ikili birli paylaşırlar. Vefat edenin bir öz kızı ile bulunduğunda mirasın altıda birini alan kız torun, vefat edenin oğlu ile bulunduğunda ise mirastan pay alamaz. c) Vefat edenin anne-baba bir kız kardeşi olarak kadın: İlk üç hâli vefat edenin kızı gibidir. Vefat edenin kızı veya kızlarıyla beraber olunca kız/kızlar hissesini aldıktan sonra kız kardeş kalanı alır. (Buhârî, Ferâiz, 12 [6741-6742]) Vefat edenin babası veya oğlu ile bir arada olunca bunlar mirastan bir şey alamazlar. (en-Nisâ, 4/176) d) Vefat edenin baba bir kız kardeşi olarak kadın: Baba bir kız kardeşler anne baba bir kız kardeşler bulunmadığında mirasta onların aldıklarını alırlar. e) Vefat edenin anne bir kız kardeşi olarak kadın: Bu durumda anne bir kız kardeş bir tane olunca altıda bir, erkek veya kız birden fazla olunca üçte birde ortak olur (en-Nisâ, 4/12); vefat edenin, çocukları, babası ve dedesi ile bulununca mirastan pay alamazlar. f) Vefat edenin annesi olarak kadın: Vefat eden kimsenin çocukları veya birden fazla kardeşi varsa altıda bir, vefat edenin çocukları veya birden fazla kardeşi yoksa üçte bir; eşlerden birisi ve vefat edenin babası ile bulunduğunda eşin hissesi verildikten sonra kalanın üçte birini alır. (en-Nisâ, 4/11) Eğer ölenin eşi ve dedesi ile birlikte bulunursa mirasın tamamının üçte birini alır. g) Vefat edenin ninesi olarak kadın: Vefat edenin annesi bulunmadığı zaman altıda bir alır. (Dârekutnî, es-Sünen, 5/160-161 [4134-4135]; Abdürrezzâk, el-Musannef, 10/273 [19079]) Ölenin babası olduğunda babaanne, annesinin bulunması hâlinde hiçbir nine mirastan pay alamaz. h) Eş olarak kadın: Vefat eden kimsenin çocukları varsa sekizde bir, çocukları yoksa dörtte bir pay alır. (en-Nisâ, 4/12; Cürcânî, Şerhu’s-sirâciyye, 34)
Tasarruf ehliyetine sahip olan bir kimse hayatta iken sahip olduğu malları üzerinde sefâhet derecesine varmadıkça istediği gibi tasarrufta bulunabilir; satabilir, hibe edebilir, üçte birini geçmeyecek şekilde vasiyet edebilir. Eşi ve çocuklarının buna müdahalede bulunma hakkı yoktur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/48) Bununla birlikte çocuklarının muhtaç duruma düşmemesi için tasarruflarında tedbirli olması da Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiştir: “Vârislerini zenginler olarak bırakman, halka ihtiyaçları için el açan fakirler olarak bırakmandan, daha hayırlıdır.” (Buhârî, Vesâyâ, 2 [2742]; Ferâiz, 6 [6733]; Müslim, Vasıyyet, 5 [1628])
Ölenin birinci derecedeki yakınları varken ikinci derecedeki yakınları mirasçı olamazlar. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/96) Şöyle ki; “Allah’ın kitabına göre, yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur.” (el-Enfâl, 8/75) mealindeki âyet, usûl veya fürû olma bakımından aynı çizgi üzerindeki yakın akrabanın, uzağını mirastan mahrum edeceğini göstermektedir. Ancak ölenin erkek evladı, oğlunun oğlu veya babası yoksa erkek kardeşi asabe olarak mirasta pay sahibi olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/93)