İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Eniştem bir yıla yakındır siyasetle ilgilenmeye başladı ve demokrasinin küfür olduğunu, bu yoldan gidenlerin zalim, fasık ve kafir olduklarını Maide suresi ile delillendiriyor. Ailece sıkıntı çekiyoruz. Her zaman aynı konular açılıyor. Siyasette demokrasiyi hile olarak kullanılabileceğine dair ayet ve hadislerle delil istiyor. Alimlerin bir kısmının demokrasinin araç olarak kullanılmasında sakınca olmadığını neye dayandırarak söylediklerini bilmek istiyor. Onun bu fikir hastalıklarından kurtulmasını çok istiyoruz ve dua ediyoruz.

Cevap

Ayet veya hadis, kendi görüşünü doğru kabul edene bir yarar sağlamaz. Sözünü ettiğiniz kişilik bir hastalık üzerine kuruludur. Kendinizi korumanızı tartışarak aranızdaki mesafeyi uzatmamanızı tavsiye ederiz size.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere böyle bir meselede uzman olmayanın konuşması ne kadar doğru bir iştir, önce bunu düşünmelisiniz. Sıradan bir insan beyin ameliyatı yapabilir mi? Bu da öyledir. Bu konularda söz söylemenin büyük bir vebale girmek olabileceğini unutmayınız. İkinci olarak belirttiğiniz konuda insanın durumu şudur: Allah’ın dinine karşı tez olarak demokrasiyi tercih edenin imanı tehlikededir. Bunun tartışılabilir tarafı da yoktur. Bunun ötesinde şu veya bu yorumla ya da çaresizlikten, alternatifsizlikten ötürü bir araç olarak görmenin ise aynı sonuca götüreceği söylenemez. Bu ikisi ortasında bir yere yerleşmek gerekiyor. Kendinizi bu konuya daraltılmış durumda hissetmeyiniz, rahat olun, ibadetlerinizi yapın ve yolunuza devam edin. Zira çözebileceğiniz bir konuya dalmıyorsunuz bu sözlerle, bilakis kendinizi bunaltıyorsunuz. Allah yardımcımız olsun.

Hocam çevremdeki Müslümanların çoğunu acaba gerçekten Müslümanlar mı diye sorgul
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır, maddi tarafımızın bizi zorlaması insan olarak yaratılışımızda var olan bir sorundur. Biz bu yönümüze ezilmeden imanla yaşayıp ölmek yani manevi tarafımızı güçlü tutmak için çabalarız. İnsan kadar eski bir sorunu söz ediyoruz. Ya da insanın var olduğundan beri sınavı olan bir şeyi söz ediyoruz. Bu yaşadığımız çağ ise zaten var olan sınavımıza hız kattı. Bilhassa batı kültürü maddeyi her şey gören anlayışı ayağa kaldırdı ve dik tutuyor. İnsanlar da imanları oranında bu mücadelede kazanıyor veya kaybediyorlar. Çılgınca tüketen toplum görüntüsü bunun sonucudur. Enerjiyi, gıdayı hatta insanı, her şeyi tüketen, tükettikçe mutlu olan toplum ahireti unutan, hayatı sadece maddi değerler üzerinden ölçüp yaşayabilen yönümüzü temsil etmektedir. Bunun sonucu olarak insan asıl yaratılış gayesini ve insan olduğunu unuttu. İyi bir inceleme yapıldığında ardı ardına gelen savaşlar da bu anlayışın sonucudur. İnsan hastalığın, geçim sıkıntısının, yaşlanıp ölmeinin olmadığı bir hayat istemektedir. Bütün yatırımlarını da bu eksende yürütmektedir. Müslümanlar olarak biz bu kayma ve erimenin muafları değiliz. Bizde de belli bir erime ve çökme ne yazık ki oluyor. Belki kökten bir çözümden söz edilemez ama bireysel kurtuluş yani maddenin cazibesi altında erimeden Müslümanca yaşamanın gerçekleşmesi için şunlara dikkat edilebilir: Dünya gerçeğini, onu yaratanın anlattığı gibi anlamaya çalışmak, faniliğini kabul etmek, İnsanın aciz ve ölüme mahkum bir varlık olduğunu bilerek yaşamak, Hayatı iyi bir denge üzerinden yaşamak yani dünyadan da nasibini unutmadan ahiret için çalışmak, İnsan gerçeğini, insandan oluşan toplumun ilk nesillerden beri böyle olduğunu, dünya ve dünyalık cazibesine kapılmakta çok gevşek olduğunu bilmek, Peygamberler başta olmak üzere salihlerin hayatlarından dersler çıkarmayı becerebilmek yapmamız gereken ve aslında yapabileceğimiz işlerdendir. Yeter ki nefsimizi bu mantıkla eğitelim. Dünyadan istifade etmekle ona tapınmak arasındaki farkı anlaşım olalım. Ve asla dua etmeyi, Allah tealanın bizi bu sınavda yalnız bırakmamasını istemeyi de unutmayalım.

Neden başarmayı, iyi olmayı sadece maddi değerler üzerinden anlıyoruz? Bu anlayı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ne yazık ki dediğinizde haklısınız. Allah’a sığınıyoruz. Hasbunellah. İmanımızı korumak, Daha ağır fitnelere neden olmamak, Dinimize ait kavramların yıpranmasına karşı eğitim tedbirleri almak gibi ek faaliyetlerle üzerimize düşeni yapacağız. Ama unutmayalım: Açık bir belanın içinde gizli bir bela yaşıyoruz.

Hocam bu sıralar demokrasi ve hâkimiyet milletindir sözü çok kullanılıyor hatta
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sılayı rahim, Allah'ın emirlerindendir. Kuzeninizle sılayı rahim bağınızı korumanız böylece Allah'ın emri olmaktadır. Annenizin böyle bir karar vermeye hakkı yoktur. Yine siz onu üzmeyecek bir siyaset güdün. Görüşün, aşırı ve aleni görüşmeyin.

Annemler teyzemin kocası yani eniştemle atıştılar, konuşmuyorlar. Bu yıl da tesa
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İmanımıza ters düşen sözleri söyleyenlere hidayet duası yapar, derin tartışmalara girerek onun bataklığını daha derine hale getirmemeye çalışırız. Allah'a emanet olun.

Ahiret hakkında 'kim görmüş de gelmiş' düşüncesinde olan birine ne diyebiliriz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İman hayatımız, iniş çıkışları olan bir hayattır. Ashabı kiram için bile benzer şeyler olmuştur. Bu durumda bir risk yoktur. Risk, sizin bunu sabitleştirmenizdedir. Hiçbir şey olmamış gibi bir dönem sonra yolunuza devam etmelisiniz. Hastalık hastası olmak başka şey, bir hafta grip olup yatmak başka şeydir. Hasta olabilirsiniz ama hastalık hastası olmanızı kabul edemeyiz. Kalkın ve yolunuza devam edin. Ne türlü olursa olsun namaza devam edin. İmanınızı koruyun. İnişlerin çıkışlarını da görürsünüz biiznillah.

27 yaşında bir erkeğim. İslam ahlak ve fazileti ile yetiştirilmeye çalışmış, İsl

allahın kanunları konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Keşke bütün Müslümanlar, sizin bu düşüncelerinizi kendilerine dert edinmiş olsalar. Verdik o gitti mantığıyla yaşayan yığınların arasında siz gerçekten cılız kalıyorsunuz. Bu düşüncelerinizde haklısınız, yanlış olmayan şeyler söylüyorsunuz. Ancak bilmemizde fayda bulunan başka meseleler de vardır: a- Bunları düşünmek gibi uygulama imkânımız olmayabilir. Nitekim de yoktur. Siz, mecliste yapılan kanunları zikrediyor ve endişenizi dile getiriyorsunuz ama o kanunlarla iş gören tüccarın şirket kuran Müslüman'ın -ki, belki siz de öyle birisiniz- ne yapacağını söylemiyorsunuz. Söyleyemezsiniz de! Çünkü ne yapacağımıza dair bir sözümüz, alternatifimiz maalesef yoktur. Hilafetsiz yaşadığımız günden beri bu sıkıntımız bizi kemirmektedir. b- Sorunumuz sadece kanunlarla sınırlandırılabilecek bir sorun değildir. Ahlâktan muamelata kadar pek çok konuda bir kanun zorlamasına gerek kalmayacak şekilde git gide erimekteyiz. Ve Müslümanlar olarak da elimiz kolumuz bağlı gibi yaşıyoruz. c- Bu tür içtihat gerektiren yani, 'şu konu şu şekilde hallolur' şeklinde bir kesin bilgimizin bulunmadığı konularda kesin ve aceleci kararlar Ümmet için zarar oluşturabilmektedir. Sabırlı ve istişareli kararlar vermeliyiz. 'Filan konuda şu karar yanlıştı.' diyenden çok, 'şöyle yapılması daha uygundur.' şeklinde pratik çareler üreten Müslüman daha hayırlısını yapmış olur. Müslümanlar olarak, Mısır'dan Özbekistan'a kadar her yerde, daha iyi neler yapılabilirin araştırması içindeyiz. Bu araştırma belki elli yıl daha da sürebilir. Henüz böyle konuları araştıracak enstitülerimiz bile yoktur. Yolumuz uzun, işimiz çetindir. İki hususa çok dikkat edelim. Birincisi: Bu konuları abartıp evham haline getirirsek, pireye kızıp yorgan yakabiliriz. Bu bir tehlikedir. İkincisi: Hallolmaz işler görüp kenara çekilirsek kendimizi yakabiliriz. Gereken şudur: Bunu da imtihanlarımızdan biri kabul edip, üzerimize düşeni yapmaya gayret edeceğiz. Körü körüne teslim olmayacağımız gibi çözümsüzlük yandaşı olup kör inatçı da olmayacağız. Allah Teala, rızası uğruna gayret etmeye bizleri muvaffak kılsın.

Kıymetli hocam, bugünlerde aklımı kemiren bir soru zihnimden çıkmıyor hiç; Laila
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sünnetullah, Allah’ın koyduğu kurallar, yasalar demektir. Bu yasalar da evreni, insan toplumunu ve hayatı düzenlemek için koyduğu kurallardır. Sünnetullah değişmezlik, standartlık, devamlılık üzere konmuştur. Hayatın akışı içinde hak batıl mücadelesinin sürekli var olması, insanların sürekli bir imtihan içinde olması, belaların ve musibetlerin hayatla beraber sürekli var olması, insanların imanlarına göre değil de insan olarak var olmalarına göre olaylarla karşılaşmaları, toplumların yükseliş ve inişlerine ait sonuçlar, toplumların kendini değiştirmedikçe Allah’ın onları değiştirmeyeceği, hayatın sebep sonuç ilişkisine bağlı olarak sürmesi gibi gözlemlerimiz sünnetullah gereğidir. Sünnetullah yerine ADETULLAH ifadesi de aynı manada kullanılmıştır. Sünnetullah ve zalimlerin zulmü ile alakalı olarak şu tespitleri yapabiliriz: Sünnetullah denen olaylar ve kurallar Allah’a ait işleri yansıtır. Yani bunlar ilahidir. İlk insan toplumundan beri sünnetullah işlemektedir. Kur'an’ımız bunlardan bazılarını bize aktarmıştır. Bu da zulmün sebepleri, zalimlerin akıbetleri gibi konularda mü'minler ibret almak ve gereğini yapmakla yükümlüdürler. Bu aynı zamanda Allah’ın kullarını yanlış yolda olmaları halinde azabı ile tehdit etmesidir. Sünnetullah bilgisi bir tarih ve sosyal analiz bilgisi olarak da görülebilir; dünün zalim karakteri bugünün zalim karakteri olarak devam etmektedir. Allah’ın kanunu değişmiyor. Bu nedenle sünnetullahı iyi anlayan dini de iyi anlamış olur. Bugün cereyan eden olayları ve insanların halini de en temel kaynağından tahlil etmek kolaylaşmış olur. Sünnetullah iyi anlaşıldığında görülür ki Allah Teâlâ yeryüzünde zalimlerin yaptığını biliyor ama anında cezalandırma yapmıyor. Bilakis zalimlere bir mühlet vermeyi önde görüyoruz. Bu mühlet verme de onun takdir buyuracağı bir hikmet üzerinden yürüyor. Aslında bu mühlet verme yani cezasını ileri bir zamana erteleme zalimler için bir tuzaktır. Zalim bunu takdir edemediği için zulmüne zulüm katmakta ve hesabı daha ağır olmaktadır. Kafirler bu yüzden büyük bir gurur ve kendini güçlü görme bataklığına düşmüş olmaktadırlar. Yine de Allah Teâlâ, mühlet vermeden yani cezayı ileriki zamanlara yaymadan bir ümmeti topluca helak etmemektedir. Bu da insanlara bir rahmet esintisidir. Mazlum da başındaki sıkıntılarla imtihan içinde bir hayat yaşadığı için sebat edebildiği sürece kazanan olmaktadır. Sünnetullahın en çok görüldüğü alanlardan biri de istidractır. İstidrac, adım adım helake doğru çekmek anlamına gelen bir kavramdır. Kafirler her türlü nimet ve fırsatın ayaklarına geldiği bir ortamda yaşarken Allah Teâlâ onları ellerindeki nimetler sebebiyle tuzağa doğru çekmiş olur. Onlar bu durumu anlayamazlar; her istediklerini yapacakları bir gücün sahibi olarak kendilerini değerlendirirler. Vakti gelince de Allah’ın azabı onları bulur. O zaman görür ve anlarlar ki ellerindeki imkanlar onlar için bir tuzak imiş. Bu kural yani istidrac kuralı bireyler için geçerli olacağı gibi toplumlar için de geçerli olabilir. Allah’ın zalimleri helak etmesi onun dileyeceği ve hikmeti ile yapacağı bir zaman ve şekilde olur. Zalime bir başka zalimi musallat edebilir. Zalimi kendi içinde kahredebilir. Mü'minlerin eliyle yapabilir. Ekonomik veya siyasi sebeplerle onları parçalayarak yapabilir. Nasıl ve ne zaman dilerse helakleri öyle olur. Mazlum durumda olanlar ise insan olarak yapabileceklerini yapıp zalime karşı kendilerini korumaya çalışırlar. Son ve bitiren kararı ise Allah Teâlâ verir.

Dünya zalimlerinin Müslümanlara yaptığı zulümleri konu olarak ele aldığımızda ho

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.