Fetva Meclisi
Soru
Hocam, on üç yaşında kızım var. Ardından da küçükleri geliyor. Bu depremden sonra ben çocuklarımı yetiştiremeyeceğim diye korkum arttı. Abartıyor muyum bilemiyorum. Bana nasihat edebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Eşinizle istişare içinde olun. Allah yarattığının rızkını da elbet verecektir. Müsterih olun. Allah'a emanet olun.
Her çocuk belli zamanlarında bu veya benzeri merak seraplarına takılabilir. Bunda endişelenecek bir durum yoktur. - Çocuğu sorularından ötürü kınamayın. - Çocuğun her sorusuna vereceğiniz her cevaba ikna olmasını beklemeyin. Tatlı ve rahatsız olmamış bir eda ile bildiğiniz kadarı ile cevaplar verin. - Cevapta tıkanırsanız, cevap konusunu geniş bir alana yayın. Mesela “Allah neden en büyük?” şeklindeki bir soruyu o anda cevaplayamayacaksanız evrenin büyüklüğünden, zamanın ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan, ağaçlardan, denizlerden büyük bir ansiklopedi gibi konular açın. Böylece onu büyük cevabın içinde bir şeyler aramaya itmiş olun. - Bunu da yapamazsanız “böyle bir soruyu okula gittiğinde öğretmenine sorabilirsin, biz de her şeyi bilmeyebiliriz” türünden cevaplar verin. - Belli sorularda da önceden anlaştığınız ve çocuklara merhametle bakabilen bir hocaya gidip ona sormayı çocuğa teklif edin, beraberce gidin. Hoca çocuğu özel karşılasın, hediyeler versin, cevaplarını da versin. - Sabrederek, uf puf yapmadan dinleyin çocuğu. Başka işle meşgul iken savsaklama tipi cevaplar vermeyin. Eski soruları ile karşılaştırma yaparak “ama bunu şöyle sormamış mı idin?” şeklinde yarı kınama yapmayın. - Tıkandığınız sorular olunca “bunu ben de bilmiyorum, araştırıp sana cevap vereyim” deyin ve gerçekten araştırın. Sonra da tatlı tatlı cevaplar verin hatta cevap vereceğiniz zamanı bir kutlamaya dönüştürün, o ne seviyorsa onu yaparak “filan konunun cevabı kutlaması” gibi bir şenlik yapan. Çocuğun sorusu hem bilgiye dönüşsün hem aranızdaki muhabbeti, saygıyı güçlendirsin biiznillah. Asla kınamayın, asla bıktı görüntüsü vermeyin. Böyle bir çizgi izlerseniz bir zaman sonra çocuğun gündemi değişir, başka şeylere yönelir.
Siz neden, imtihanınızın bu boyutunu görmeye çalışmıyorsunuz. Bu da bir imtihan, sabredeceksiniz. Kötüye karşı iyi ile mücadele edin. Sabredin. Sabredenler kazanacak.
Diyanet bu konuda izin veriyor. Diyanet gruplarından biri ile giderseniz en azından siz vebalde olmazsınız diye umarım. Ben ise aynı kanaatte devam ediyorum. Allah yardımcınız olsun.
Bu büyük afet normal bir kaza gibi düşünülemez. Bir iş becerebilen, elinden bir şey gelen herkesin seferber olması gereken olağanüstü büyük bir felakettir. Buna bağlı olarak da normal şartlarda caiz olmayan pek çok şey bu durumda caiz olarak düşünülür. Güvenli bir ortam bulabiliyorsanız ve kendinize itimadınız varsa gitmelisiniz. Allah Teâlâ’nın size ecir yazacağı güzel bir ibadet yapmış olursunuz.
Rabbimden size sabır ve sebat dilerim. Ve dilerim ki yaşadığınız endişeler ahirette sevap olarak sizi bulsun. Yavrumuza da acil şifalar ve afiyetler diliyorum. Âmîn. Bir kere tek bir pedagog ile yetinmeniz hiç doğru değil. Psikolog ve pedagoglar bir tür içtihat yapmaktadırlar. İsabet kadar yanılmaları da tabiidir. Farklı pedagoglara muhakkak götürmelisiniz. Bunu hassaten tavsiye ederim. İkinci olarak da elbette siz yapıyorsunuzdur ama bir mü'min kardeş olarak tavsiye etmeliyim zannederim: Yavrumuzun günlüğünü tutun. Bir pedagoga gittiğinizde ya o günlüğü özetleyip yazarak önüne koyun ya da notlarınızın bütününü verin ona, daha isabetli kararlara yardım etmiş olursunuz. Din olarak da asla endişelenmeyin ve şunu bilin ki: Belki yavrumuza istediğiniz dini bilgiyi ve uygulamayı veremeyebilirsiniz, dünya hâli bu ama vermiş gibi ecrinizi alırsınız biiznillah. Yürüyüşünüz böyle olsun. Tam bir sabırla yol almaya bakın. Asırlarca sürecekmiş gibi hazırlıklı olun. Duanız büyük bir silahınızdır. Yavrumuza zor/şiddet/tehdit/mahrumiyet yöntemlerini kullanmamanızı tavsiye ederim size. Bu yöntemleri kullananlar zararın en ağırını yaşadılar benim tecrübelerimde. Sabırlı olun. Merhametin ve tatlı dilin gücü sopanın gücünden daha fazladır. Yeter ki sabrın içini doldurun. Anne olarak duanızı sakın basit görmeyesiniz. Bir başka tavsiyem de şu olur: Siz de bir anne olarak böyle bir çocuğun yetiştirilmesi esnasında nasıl ayakta durabileceğiniz konusunda psikolog desteği almalısınız. Dini açıdan ise neyi ne kadar yaptırabilirseniz… Net kuralımız budur. Neyi ne kadar yaptırabilirseniz! Kendinizi yalnız hissetmeyin; sizi kuşatan meleklerle konuşmaya çalışın zaman zaman. Allah yardımcınız olsun. Bir çeşit ibadet olarak bu ibadetiniz makbul olsun. Âmîn.
afet konusundaki diğer fetvalar
Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
EVLERİMİZİ AÇMAK ve EV İMKÂNLARIMIZI PAYLAŞMAK Ashab-ı Kiram işi düzeyinde yapılabilecek bir iştir. Bir günlük veya bir aylık gıda göndermek de mübarek bir iştir ama sıcak evi paylaşmak çok daha güzeldir. Ensar olma ruhu olarak adlandırabiliriz bunu. Kim kaç kişi barındırabiliyorsa o kadar kardeşine evini açabilmelidir. Bunu da belli bir hassasiyetle yapmalıyız ki umduğumuz ecirlere nail olalım: Misafir etmeyi iki başlıkta ele alabiliriz. Birincisi, bir iki günlük misafir etmektir. Bunun için ayrıntı aramaya gerek yoktur. İkincisi ise asıl ihtiyaç olan misafir etmedir ki bu belki iki ay, üç ay sürebilecek bir fedakârlık olarak görülmelidir. Uzun süreli misafir sahiplenmeyi yapabilecek kardeşlerimiz, evin diğer bireylerini de dikkate alarak bu kararı vermelidirler. Mesele sadece mutfakta bir tabak fazla yemek pişirme meselesi değildir. Ağır hastaların bulunduğu evler, ağır psikolojik sorunlu bireylerin bulunduğu evler, ekonomik olarak tıkanmış durumdaki evler… Ve benzeri kendi içinde zaten ileri derecede sorunlu evlere, depremzede ve çaresiz insanları getirip bunaltmak yerinde olmayan bir hareket olur. Bir başka dikkat edilecek husus da evin fiziki olarak uzun süreli misafire müsait olup olmamasıdır. Örnek olarak evimizde misafir bulundurduğumuzda evimizin özel mahrem yapısı zarar görmemelidir. Bu ve benzeri muhtemel sorunlar aşılabiliyorsa evimizi depremzedelere açmak, yapılması ibadet nitelikli mübarek bir iştir. Hiç zaman kaybetmeden imkânı olan herkes böyle bir sevap kapısını kendisine açmalıdır. Yalnız üç günlük heyecan yerine uzun soluklu kararlar daha isabetlidir, bunu bilelim.
Değiştirmeniz gerekmez. Siz fakir bile değilsiniz. Şu anda tam anlamıyla muhtaçsınız, acizsiniz. Bu ayrıntı ile ilgilenmeniz gerekmez. Allah Teâlâ size bu durumdan acilen kurtulmayı ve kendi kazancınızla ailenizi geçindirmeyi nasip etsin. Âmîn.
Aşağıdaki cevaplarımızı izleyebilirsiniz: https://fetvameclisi.com/fetva/afet-ilmihali https://fetvameclisi.com/fetva/afet-zamani-kurallari
Elbette bir mü'min olarak, insan olarak kardeşlerimizin başına gelen felaketten sonra üzüleceğiz. Etten kemikten yaratılmış zavallı insanlarız biz. Gerekiyorsa uykumuzdan ve gıdamızdan keseceğiz ve onlar için bir şeyler yapacağız. Fakat ölenle ölmek, boğulanla boğulmak da doğru değildir. Bu hayat devam edecek/etmelidir. Düğün derneğe ara veririz, keyifli oturumlar yapmayız ama hayat devam etmeli. Etmeli ki o kardeşlerimizin acılarına ortak olabilelim, devletin yaraları sarmasına yardım edecek desteklerde bulunalım. Yoksa depremzedelerin sayısı deprem devam etmediği hâlde artmaya devam eder. Bu nedenle şu hususlara dikkat edelim deriz: Deprem uzmanı olmamıza gerek yoktur. Herkesle her an aynı konuları gün boyu konuşup içimizdeki burukluğu derinleştirmemiz yanlıştır. Aynı konuları tekrar tekrar gündem yapmamalıyız. Bu günlerde haber bültenleri biraz da zorunluluktan sadece depremden ve depremzedeleri alakadar eden konulardan oluşuyor. Sürekli haber takip etmek sürekli yarayı kaşımaktır. Bunalan haber izlemeyi azaltmalıdır. Susadıkça tuzlu su içer gibi aynı yaraları gözümüzün içine soka soka anlatan haberleri izlememeliyiz. Şöyle bir soru sorabiliriz: Ben fazla haber izlemesem ne olur? Mesela depremzedelerin mağduriyeti mi artar? Elbette hiçbir fark olmaz. Biz fark etmesek de izlediklerimiz, dinlediklerimiz rüyalarımıza girecek kadar içimize siniyor. Buna bir sınırlama getirmeliyiz. Böyle zamanlarda nafile namaz kılmanın ve sesli Kur'an okumanın çok rahatlatıcı yönü vardır. Denemenizi tavsiye ederim. İşimiz ne ise o işimize yoğunluk getirelim. Mesela iki saat fazla çalışalım. Aile içinde bu gerginliğin birbirimize sataşma nedeni olmaması için bütün bireyler olarak oturup bir “susma, karşı tepki vermeme” sözleşmesi yapalım. Birbirimizi üç ay idare edeceğiz diyelim. Çocuklarımızın yaramazlıklarına biraz daha sabırlı olalım. Duanın rahatlatıcı yönünü asla görmezden gelemeyiz. Dua, acil kurtarıcı yönüyle dilimizde olmalıdır. Ve şu gerçeği artık anlayalım: Dünya budur, böyledir. Hiçbir depreme yakalanmayan da bir gün kendi depremi ile toprağa girecektir, yok bir çaresi. En iyisi ahiretimizi hazırlamak, ahiretimiz için hazırlanmaktır.
Önümüzdeki yılın muhtemel zekâtını şimdiden verebilirsiniz. O zamanki bütçeniz verdiğiniz zekât oranından az düşerse farkı verirsiniz. Allah kabul buyursun.