Fetva Meclisi
Soru
Hocam, hümanizm, feminizm veya sonu “izm” ile biten görüşlere bakış açımız nasıl olmalı? Bunlara karşı nasıl bir duruş sergilemeliyiz? Çevremde bu görüşleri savunan ve Müslüman olan arkadaşlarımız var. Bu görüşleri benimsememiz söz konusu olabilir mi? Sonuçta bu görüşleri savunanlar ve ortaya atanlar Müslüman camiadan değiller. Bu kardeşlerimizi bu görüşlerden uzak tutmamız gerekiyorsa neler yapmalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
ŞERİAT İslam demektir. İnsanlar toplu kültür baskısı altında bu kelimeyi anlamadan reddetmektedirler. Sizin veya bizim 'Şeriat iyidir' şeklinde bir düzeltme kampanyası yürütmesi/yürütmemiz sonuç vermez. Bunun yerine insanlara dinimizin bütününü anlattığımız eğitimler, konuşmalar yapmalıyız. Bütünü bildiklerinde o bütünün adının Şeriat olduğunu anlayacaklardır. Savunma yapmanın yararı yoktur. Bile bile insanların daha fazla düşman olmalarını da getirebilir o tartışmalar. Buna dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu ve benzeri konular bir hidayet meselesidir. Allah Teâlâ'nın kulağını açmadığı kalplere bir şey akıtmak mümkün olmuyor. İnsanların hidayeti için dua ediyor olmalıyız. Bir ilave olarak da belki uzun vadede yapılacak bir çalışmadır bu, insanlara bilgi kirliliğinin bulunduğunu, toplum psikolojisi ile bizi bir potada erittiklerini de izah etmenin yararı olur. Neticede ise her şey bir hidayet meselesidir.
Şeriat İslam dininin ta kendisidir. Kur'an şeriatın özüdür. Şeriatı kabul etmemekle Kur'an'ı kabul etmemek arasında bir fark yoktur. Onlarca yıldır süren bir şeriat düşmanlığının etkisinde kalmış insanlar için meselenin doğrusu izah edilmelidir elbette. Bu nedenle şeriatı kabul etmediğini söyleyenler için aslında kâfir oldukları hâlde böyle bir ifade kullanmak istemiyoruz. Yaygın cehalete kurban olduklarını düşünüyoruz. Tatlı bir dille ve seviyeye göre ayarlanmış izahtan sonra yine de şeriatı kabul etmediğini söyleyen tam bir kâfirdir. Cenazesi kılınmaz. Müslümanlara ait hiçbir şeyde onlarla beraber kabul edilmez. Melekleri kabul etmemekle veya Kur'an'ı inkâr etmekle böyle bir inkâr aynıdır. Ne yazık ki bu büyük hakikati izah etmenin gitgide zorlaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Biz herkesi Müslümanlaştırmak veya Müslüman olarak tutmak gibi kabiliyete sahip değiliz. Kalpler Allah'ın elindedir. Herkes istediği yöne gidebilir. Bizim dinimiz böyledir, biz böyleyiz.
İyi mümin olmak birinci işimizdir. Kötü insandan uzak durmak ikinci işimizdir. Faydası olacak ve bizi yıpratmayacak bir tebliğ yani iyiliği ulaştırma vazifesi üçüncü işimizdir. Neyin iyilik getireceği neyin de kötülük getireceğini dengeleyerek iş yapmak dördüncü işimizdir. Kendimizi ümmetimizin bir ferdi, ümmetimizi de kendimiz gibi bilmemiz de temel hakikattir.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
İnsanlık bu cevabı en az on bin senedir arıyor, sen de arayabilirsin. İnşaallah bütün cevaplar cennette bulunacak, oraya hazır olmalıyız.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.