Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Estetik amaçlı olarak yağ aldırma işlemi caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir bayan olarak, bayanlarda veya erkeklerde fıtraten bulunmayan bir ilavenin veya eksikliğin ameliyatla düzeltilmesi caizdir. Ancak daha güzel görünmek için müdahale etmek caiz değildir.
Aşırı yağlanması olan kişinin sağlık açısından gerekli görülmesi halinde fazla yağlarını aldırmak suretiyle tedavi olmasında dinen bir sakınca yoktur.
İnsanı en güzel şekilde yaratan Yüce Allah, onun makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmesine izin vermiştir. Buna karşılık dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, doğuştan getirilmiş olan yaratılış özelliklerinin değiştirilmesi fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır (Nisâ 4/119). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirerek, bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 33). Ancak vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir. Nitekim Arfece adlı sahabi, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun protezi yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, Hz. Peygamber (s.a.s.) altından protez yaptırılmasını tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Buna göre, doğuştan veya sonradan göğüslerinde anormallik bulunan bir kadının sağlığına zarar vermeyecekse tıbben uygun görülen tedavi yöntemleriyle göğüslerini düzelttirmesi caizdir. Bununla birlikte tedavi amacı taşımayan, daha güzel görünmek veya dikkat çekmek için göğse müdahale edilmesi caiz değildir.
Bir sakıncası olmaz, yapılabilir.
Saçı dökülen için saç ektirmek denen işlemi yaptırmak bir tıbbi tedavidir, o da caizdir.
İnsanın zevk tatmininin sınırı yoktur. Sağlık açısından düzeltilmesi gereken bir durum varsa estetik caiz olabilir. Sağlık açısından değil ama yıpranma ve dökülme gibi bir nedenle eşinizin gözünde “yok gibi” kalacağınız bir durum varsa yine caiz olabilir. Ancak unutmayınız ki insan zevkinin sınırı yoktur.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Günümüzde bir kadının ileride çocuk sahibi olabilmesi için yumurtalıklarından toplanan yumurta hücrelerinin dondurulup saklanabilmesi mümkün hale gelmiştir. Özellikle kanser tedavisi, erken menopoz, yumurtalık rezervinin anormal seviyelere düşmesi ve yumurtalıkların alınmasını gerektirecek ameliyatlardan önce bu yola başvurulduğu bilinmektedir. Bu gibi tıbbî zorunluluk hallerinde, yumurta hücrelerinin alınması, dondurulması ve daha sonra kadının hayatta olan nikâhlı eşinin spermiyle döllenmesi kaydıyla çocuk sahibi olunmasında dinen bir sakınca yoktur. Ancak nesil emniyeti açısından dondurulmuş yumurtaların başkalarının eline geçmemesi ve belirtilen amacın dışında kullanılmaması için her türlü tedbirin alınması gerekir. Zorunlu bir durum bulunmaksızın yumurta hücrelerinin dondurulması ise tedavi niteliği taşımadığından; doğal yollardan çocuk sahibi olma süreci ile fıtrata müdahale anlamı taşıması ve mahremiyet kurallarını ihlal etmesi sebebiyle caiz değildir.
Kur’an-ı Kerim’de insanın, yeryüzünde halife olmak üzere en güzel bir biçimde, ölçülü ve dengeli bir şekilde yaratıldığı çeşitli nimetler, imkanlar ve güzelliklerle donatıldığı bildirilmiştir (Bakara 2/30; Nahl 16/8, 12; Hac 22/65; Lokman 31/20; Mülk 67/23; Beled 90/4, 8-10; Tin 95/4). İnsanı en güzel şekilde yaratan Yüce Allah, onun makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmesine, güzel görünmesine ve güzelliklerini korumasına da izin vermiştir (A’raf, 7/32). Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslam dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır (Nisâ, 4/119; Rûm 30/30). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmayı, dişleri incelterek seyrekleştirmeyi, kaş aldırmayı, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 33). Buna karşılık vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından aşırı derecede yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olan bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesini fıtratı bozmak değil, bir tedavi, normalleştirme işlemi olarak görmek daha doğrudur. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere dinimizde izin verilmiştir. Nitekim Arfece adlı sahabi, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun protezi yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun protezi yaptırılmasına Hz. Peygamber (s.a.s.) izin vermiştir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Buna göre hastalık sebebiyle veya kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan ya da sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez. Din İşleri Yüksek Kurulunun, 28. 11. 2002 tarihinde estetik ameliyatla ilgili aldığı karar da bu istikamettedir. Sonuç olarak; a) Estetik ameliyatın, düzgün ve salim olan fıtratı bozmak kastıyla yapılmamış olması, b) Ameliyatın yapılmasında, bir yarar sağlama veya mevcut bir zararı giderme ihtimalinin yüksek olması, c) Tedavi amaçlı yapılmış olması, d) Ameliyatın bir hile veya aldatma amacıyla ya da karşı cinse benzeme kastıyla yapılmamış olması şartlarıyla caizdir. Ayrıca estetik cerrahi doktorunun da yukarıdaki şartları taşıyan durumlarda estetik ameliyat yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat fıtrata müdahale şeklinde nitelendirilebilecek bir ameliyatı yapmak doğru değildir. Zira hadislerde fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilen müdahaleleri yapanlar kınandığı gibi yaptıranlar da kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 33).
İnsan varlığı sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup ilk anından itibaren yaşam hakkının korunması gerektiğinden araştırma amaçlı embriyo üretilmesi, embriyonun deney aracı olarak kullanılması kesinlikle caiz görülemez. Bu, İslam’ın insan hayatının ve onun saygınlığının korunması ilkesine de aykırıdır.
Bir kadının çocuk sahibi olabilmesi için yumurtalık organının sağlıklı bir şekilde çalışması gerekir. Bir hastalık yahut yaşın ilerlemesine bağlı olarak yumurtalık işlevsiz hale gelebilmektedir. Bu durumda çocuk sahibi olmak üzere günümüzde yumurtalık nakli yöntemine başvurulmaktadır. Yumurtalık nakli, kişinin kendinden nakil ve başkasından nakil olmak üzere iki şekilde uygulanabilmektedir. Birincisi, özellikle kanser gibi ağır tedavi süreci gerektiren hastalıklarda, sağlıklı yumurtalığın zarar görmemesi için kişinin yumurtalık dokusunun alınıp dondurularak tedavi sonrası tekrar kendisine nakledilmesidir. İkinci uygulama ise doğuştan yumurtalıkları gelişmemiş veya sonradan tamamen işlevsiz hale gelmiş kişilere başkasından alınan yumurtalık dokusunun nakledilmesi şeklindedir. İslam dininde korunması emredilen beş temel değerden (zarûrât-ı hamse) birisi de insan hayatıdır. Bu doğrultuda insan hayatı ve sağlığını korumaya yönelik tedavi amaçlı doku ve organ nakilleri belirli şartlar çerçevesinde caiz görülmüştür. (Bk. DİYK 2025/31 Tarih ve Sayılı “Organ Nakli” Kararı) Ancak yumurtalık nakli, mahiyeti ve doğuracağı sonuçlar itibarıyla diğer doku ve organ nakillerinden farklılık arz etmektedir. Donörden alınan yumurtalık, alıcının vücudunda donöre ait genetik yapıyı taşıyan üreme hücreleri üretmeye devam edeceğinden, bu tür bir nakil caiz değildir. Bu durum, nesebin karışmasına yol açmakta ve neslin korunması ilkesini zedelemektedir. Nitekim Kur’an ve Sünnette nesebin korunması temel bir ilke olarak vurgulanmış; aile yapısının ve toplumsal düzenin muhafazası bu ilke üzerine bina edilmiştir. (Şâtıbî,el-Muvâfakât,1/31 vd.) Ayrıca bu işlem, meşru bir gerekçeye dayanmaksızın yapılan tıbbî müdahale ile beden bütünlüğünün bozulmasına ve mahremiyet sınırlarının ihlal edilmesine de yol açmaktadır. Bununla birlikte, kanser tedavisi gibi yumurtalık fonksiyonlarının kalıcı olarak tahrip olmasına neden olan durumlarda, kadının yumurtalık dokusunun dondurularak tedavi sonrasında tekrar kendisine nakledilmesi ise tedavi mahiyetinde olup nesep karışıklığına da yol açmaması sebebiyle caizdir. Ancak nesil ve nesep emniyeti açısından dondurulmuş yumurtalık dokusunun belirtilen amacın dışında kullanılmaması için her türlü tedbirin alınması gerekir.
Gebeliği önleme yöntemlerinden biri de spiral adı verilen rahim içi araçlarıdır (RİA). Bu işlevinin yanı sıra uzmanların verdiği bilgiye göre spiral, rahim içi zarının incelmesini sağlayarak döllenmiş yumurtanın rahime tutunmasına da engel olabilmektedir. Öte yandan bu uygulama sırasında bir kadının mahrem yerlerine göz ve el teması söz konusu olmaktadır. Bu sebeple tıbbi bir gereklilik olmadıkça spiral uygulamasından uzak durulması uygun olur.