Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Aşırı kilosu olan kişinin tedavi amaçlı fazla yağlarını aldırması caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Herhangi bir tedavi gerekliliği olmaksızın sadece estetik kaygıyla yapılan yağ aldırma işlemleri fıtrata müdahale olarak görüldüğünden dinen caiz değildir.
Bu yöntemle zayıflama ve yağlardan kurtulma konusunda muasır âlimlerimiz demişlerdir ki: Bedende daha sonra bu nedenle ortaya çıkabilecek bir arıza, hastalık ihtimali yoksa yağ yaktırma yöntemi caizdir. Eğer bu sağlıkla ilgili ciddi bir probleme başka bir çözüm bulanamadığı için yaptırılıyorsa neticede tedavi olduğu için doktor ve zaruret ikilisi içinde yapılabilir. Bu denli sağlıkla ilgili değil de takıntı veya daha güzel olma gibi bir maksatla yapılıyorsa kadına bu işlemi bir kadının ve avret hükümlerine dikkat ederek yapması şarttır.
Vücuda zarar vermeyen, sağlığa faydalı olan egzersizler dinen yasak değildir. Aksine, vücudu sağlıklı tutmak teşvik edilir. Yüz egzersizleri de bir tür sağlık ve bakım uygulamasıdır. Bunu kendini daha iyi hissetmek, sağlığını korumak ve doğal güzelliği muhafaza etmek amacıyla yapmakta bir sakınca yoktur.
Kişi için 'sağlık açısından sorun' niteliği kazanan bir sorun ameliyatla da olsa düzeltilebilir. Sırt veya omuz ağrısı yapan göğüs büyümesi, uzman doktor tarafından da ileride büyüyecek bir sorun olarak görülmüşse gerekli müdahale yapılır. Bu bir tedavidir. Zorunlu tedavilerde, süslenme niteliğindekilerde olduğu gibi eş izni de gerekmez. Elbette operasyonu eşi ile beraber yürütmeleri makul olandır. Geçmiş olsun.
Kaş aldırmak ise caiz değildir. Yalnız kadının kaşları onu erkek gösterecek kadar aşırı ise onlara müdahale edilebilir.
Normal insanlarda bulunmayan bir ilaveyi bedenden aldırmak tıp açısından sorun oluşturmuyorsa caiz olur. Geçmiş olsun.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Kullanılan maddelerin içeriğinde dinen haram olan herhangi bir şey bulunmadığı ve sağlığa zarar vermediği sürece diş beyazlatma işlemi caizdir.
İslam dini, insan ve toplum yararına olan her türlü çalışmayı teşvik eder. Ancak bu çalışmaların dinî, ahlakî ve manevî değerler açısından sorun oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini onaylamaz. Zira ahlakî ilkeler ve dinî değerlerden soyutlanarak yapılan çalışmalar, insanlığa fayda yerine zarar getirir. Bu itibarla, insanlığın hayrına olan bilimsel araştırmalar dinimizce tasvip edilmekle birlikte, söz konusu araştırmaların insan neslini ve tabiatın dengesini bozacak şekilde yapılması kabul edilemez. İnsan varlığı, sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup ilk anından itibaren yaşam hakkının korunması gerektiğinden embriyonun deney aracı olarak kullanılması veya imha edilmesi caiz görülemez. Aynı şekilde embriyonik kök hücrenin tedavide kullanılması veya başkasına nakledilmesi caiz değildir. Zira bu süreçlerde çeşitli müdahalelerde bulunulmak suretiyle embriyo imha edilmekte ve embriyonun gelişimini tamamlayarak cenin olmasının önüne geçilmiş olmaktadır.
Helal maddelerden elde edilmiş alternatif bulunmadığı takdirde, etinin yenilmesi helal olmayan hayvanlardan üretilen yağ, krem, ilaç vb. maddelerin doktor tavsiyesi üzerine tedavide kullanılması caizdir.
İnsan hayatının korunması dinin vazgeçilmez değerlerindendir. İslam, sağlığın korunmasına büyük önem vermiş, hastalık durumunda da tedavi cihetine gidilmesini istemiştir (Ebȗ Dâvud, Tıp, 1; İbn Mâce, Tıp,1). Günümüzde kök hücre nakli tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. Uzmanlardan alınan bilgiye göre kök hücre, bölünerek kendini yenileyebilen, sayılarını daima sabit tutan, farklılaşma yetenekleri ile özelleşmiş organları oluşturabilen hücrelerdir. Güncel anlamda; embriyonik kök hücre, mezodermal kök hücre, erişkin kök hücre, kordon kanı kök hücresi ve uyarılmış pluripotent kök hücreler olmak üzere beş tip kök hücre bulunmaktadır. Hayatı veya hayati bir uzvu kurtarmak için, şartlarına uyularak -embriyonik kök hücre hariç- kök hücre nakli yolu ile tedavi olunması dinen caizdir. Hatta bir başkasının hayatını veya hayati bir uzvunu kurtarmaya vesile olacağı için kök hücre bağışında bulunmak sevap kazandıran bir davranıştır. Nitekim ”Her kim bir hayatı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” (Maide, 5/32) mealindeki ayet-i kerime de buna ışık tutmaktadır. Buna göre; embriyonik kök hücre hariç, diğer kök hücrelerin, rızaya dayanmak, bir zarara uğratılmamak, bağış karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmamak ve devlet kontrolü altında olmak kaydıyla bağışlanması ve bu yolla tedavi yapılması dinen caizdir.
Aromatik alkollerden olan fenil etanol, bir alkol çeşidi olsa da sarhoş edici özelliği bulunmamaktadır. Bu bakımdan içinde feniletil alkol bulunan burun spreylerini kullanmakta bir sakınca bulunmamaktadır.
İnsan hayatının korunması dinin vazgeçilmez değerlerindendir. Bu yüzden İslam, sağlığın korunmasına büyük önem vermiş, hastalık durumunda da tedavi cihetine gidilmesini istemiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hususta “Tedavi olunuz; çünkü Allah her hastalık için bir de deva (ilaç ve tedavisini) yaratmıştır; bundan sadece ihtiyarlık müstesnadır.” buyurmuş, kendisi de hastalandığında tedavi olmuştur (Ebû Dâvûd, Tıb, 1; Tirmizî, Tıb, 2). Bununla birlikte Hz. Peygamber’in, vefatıyla sonuçlanan son hastalığında ilaç kullanmadığı da bildirilmektedir (Buhârî, Tıb, 21; Müslim, Megâzî, 83). İslam’ın sağlık anlayışı koruyucu ve tedavi edici olmak üzere iki kısımda değerlendirilebilir. Helal ve temiz gıdalarla dengeli beslenme (A’râf, 7/31; Mü’minun, 23/51), bulaşıcı hastalığın olduğu bölgeye girmeme uyarısı (Buhârî, Tıbb, 19, 30), misvak kullanımı, el, ağız ve beden temizliğinin tavsiye edilmesi (Buhârî, Savm, 27) gibi ayet ve hadisler sağlığın korunmasını teşvik etmektedir. Yine bir hastalığın ortaya çıkması halinde Yüce Allah’ın şifa vereceğine dair ayetler (Şuarâ, 26/80), “Her hastalığın bir ilacı vardır, bu ilaç bulunduğu zaman hastalık Allah’ın izniyle iyileşir” (Müslim, Selam, 69) gibi hadisler tedavinin önemine örnek olarak gösterilebilir. Buna göre terkedilmesi halinde can ya da organ kaybına yol açacak tedavilerin yaptırılmaması veya bu mahiyetteki bir tedavinin sonlandırılması caiz değildir. Aynı şekilde tedavinin yapılmaması halinde salgın hastalıkların yayılmasıyla kitlesel bir tehdidin oluşacağı durumlarda da tedavinin yaptırılmaması veya sonlandırılması kişilerin dinen sorumlu olmalarına neden olacaktır. Ancak alanının uzmanı (hâzık) hekimlerin kanaati doğrultusunda tedavinin işe yaramayacağı (futility) durumlarda, hastanın ya da yakınlarının talebiyle tedavinin sonlandırılması veya hiç başlatılmaması caiz görülebilir.