Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kök hücre tedavisi ve bağışı caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam dini, insan ve toplum yararına olan her türlü çalışmayı teşvik eder. Ancak bu çalışmaların dinî, ahlakî ve manevî değerler açısından sorun oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini onaylamaz. Zira ahlakî ilkeler ve dinî değerlerden soyutlanarak yapılan çalışmalar, insanlığa fayda yerine zarar getirir. Bu itibarla, insanlığın hayrına olan bilimsel araştırmalar dinimizce tasvip edilmekle birlikte, söz konusu araştırmaların insan neslini ve tabiatın dengesini bozacak şekilde yapılması kabul edilemez. İnsan varlığı, sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup ilk anından itibaren yaşam hakkının korunması gerektiğinden embriyonun deney aracı olarak kullanılması veya imha edilmesi caiz görülemez. Aynı şekilde embriyonik kök hücrenin tedavide kullanılması veya başkasına nakledilmesi caiz değildir. Zira bu süreçlerde çeşitli müdahalelerde bulunulmak suretiyle embriyo imha edilmekte ve embriyonun gelişimini tamamlayarak cenin olmasının önüne geçilmiş olmaktadır.
İslam dini, insan ve toplum yararına olan her türlü çalışmayı teşvik eder. Ancak bu çalışmaların dini, ahlaki ve manevi değerler açısından sorun oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini onaylamaz. Zira ahlaki ilkeler ve dini değerlerden soyutlanarak yapılan çalışmalar, insanlığa fayda yerine zarar getirir. Bu itibarla, insanlığın hayrına olan genetik araştırmalar, dinimizce tasvip edilmekle birlikte, bu araştırmaların insan neslini ve tabiatın dengesini bozacak şekilde yapılması kabul edilemez. İnsan varlığı sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup, ilk anından itibaren embriyonun yaşam hakkının korunması gerektiğinden onun deney aracı olarak kullanılması caiz görülemez. Ancak vücudun kemik iliği, yağ dokusu vb. bölgelerinden elde edilen kök hücrelerin ise tedavi amacıyla kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur.
Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet’te organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müctehid ve fakihler de kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için bu konunun hükmüne temas etmemişlerdir. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet’in delâletlerinden çıkarılmış genel hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet’te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni meselelerin hükümleri, fakihler tarafından içtihatla belirlenmiştir. Organ ve doku nakli konusundaki hükmün tayininde de aynı yola başvurulması uygun olacaktır. Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Yaratıklar içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla tedavi ihtiyacı söz konusu değilken, ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın saygınlık ve kerâmetine aykırı olduğu için caiz görülmemiştir. (bk. Buhârî, Libâs, 83-87 [5935-5947]; Müslim, Libâs, 115-116 [2122]; Kâsânî, Bedâ’i, 5/125; Buhûtî, Keşşâfu’l-Kınâ‘, 1/57; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/105-106, 113; 6/87-88) Ancak zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir. (Mecelle, md. 22) Nitekim İslâm âlimleri, karnında canlı hâlde bulunan çocuğun kurtarılması için ölen anne üzerinde cerrahî müdahaleyi caiz görmüşlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 3/138; 5/302; el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/360) Aynı şekilde başka yoldan tedavisi mümkün olmayan hastalıklar da zaruret kapsamındadır. Günümüzde kan, doku ve organ nakli, tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O hâlde, bazı şartlara uyulmak kaydıyla, hayatı veya hayati bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında kan, doku ve organ nakli yolu ile de tedavinin caiz olması gerekir. “Her kim bir hayatı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” (el-Mâide, 5/32) âyeti de buna ışık tutmaktadır. Bu bağlamda, aşağıdaki hususlara dikkat edilmek kaydıyla organ nakli caiz olur. Buna göre: a) Zaruret hâlinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen doktorlar tarafından tespit edilmesi, b) Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine zann-ı galibinin bulunması, c) Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması; eğer organ canlı bir insandan alınacaksa, bu organın, alınan kişide (donör) temel bir hayati fonksiyonu devre dışı bırakmaması, d) Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından, organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla yakınlarının rızasının sağlanması, e) Tedavisi yapılacak hastanın bu nakle razı olması, f) Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması, g) Üreme hücre ve organlarından (sperm, yumurta, yumurtalık vb.) olmaması, h) Devlet kontrolü altında yapılması gerekir.
Bu konuda direkt cevap olabilecek bir bilgi eski fıkıh kitaplarımızda yoktur. Konu etrafında yazılmış yeni ilmi makaleler bulunuyor. Bu makalelerden de şu bilgi özetlenebilir: İnsan plasentasından yararlanmayı yasaklayan açık bir delil yoktur. Tedavi maksatlı olarak kullanılabilir olması genel fıkıh bilgisine daha uygundur. Bunu insanlar arası bir yardımlaşma olarak da görebiliriz. Bu parça kesilip atılmaktadır. Başka bir insan için tıbbî maksatla kullanılmasında kimseye bir zarar yoktur. Bu işlem yapılırken genel fıkıh kurallarına dikkat edilmesi gibi ön şartlar elbette korunacaktır. Örneğin, insandan bir parça olduğu için bu ticari bir getiri kaynağı olarak görülmemelidir.
Ölüden nakil yapılarak, meşru bir sebeple yapılmış kürtajdan elde edilerek, plasenta ve göbek kordonu kullanılarak yapılacak bir kök hücre tedavisi muasır âlimlerin önemli bir bölümü tarafından caiz görülmüştür. Özellikle cenini katlederek ondan alınacak kök hücreyi tedavide kullanmak ise caiz olmaz.
İnsandan organ nakline nasıl bakılıyorsa buna da öyle bakılır. Neticede insan organları da hücrelerden oluşuyor. Genel olarak organ nakli caiz bulunmuştur. Bunun caiz olması için tabii olarak belli şartların yerine gelmiş olması gerekir.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Kullanılan maddelerin içeriğinde dinen haram olan herhangi bir şey bulunmadığı ve sağlığa zarar vermediği sürece diş beyazlatma işlemi caizdir.
Aromatik alkollerden olan fenil etanol, bir alkol çeşidi olsa da sarhoş edici özelliği bulunmamaktadır. Bu bakımdan içinde feniletil alkol bulunan burun spreylerini kullanmakta bir sakınca bulunmamaktadır.
Kur’an ve sünnette belirtildiği gibi anne sütü esasen bebeğin beslenmesi için yaratılmış bir gıda maddesidir. Bu amacın dışında kullanılması ancak tıbbi bir zaruretin bulunması halinde söz konusu olabilir. Dolayısıyla tedavi edici bir yönü olduğu ispat edilmediği sürece insan sütünün esas amacı dışında kullanılması caiz değildir.
Aşırı yağlanması olan kişinin sağlık açısından gerekli görülmesi halinde fazla yağlarını aldırmak suretiyle tedavi olmasında dinen bir sakınca yoktur.
Gusül veya abdest alırken, yıkanması gereken organların kuru yer kalmayacak şekilde yıkanması gerekir. Aksi halde gusül veya abdest geçerli olmaz. Dolayısıyla, gusledecek veya abdest alacak kimsenin bedeninde veya abdest organlarında suyun deriye ulaşmasına engel olacak bir madde bulunmamalıdır. Bununla birlikte tırnaklarda bulunan mantar, çatlak ve benzeri rahatsızlıkların giderilmesi için başka bir tedavi yolu bulunamaz ve suyun tırnak dokusuna ulaşmasını engelleyen cila türü ilaçların kullanılması kaçınılmaz hale gelirse doktor tavsiyesine bağlı olarak bunların tedavi amacıyla kullanılmasında bir sakınca yoktur. Bu durumda tırnak cilası tedavi amaçlı ve geçici bir süre ile kullanıldığı için söz konusu işlem sargı hükmünde olacağından suyun doku veya deriye ulaşmaması abdestin geçerli olmasına engel değildir.