Fetva Meclisi
Soru
Doktorlar döllenmiş yumurtalar, düşük yapılan fetüsler, doğum sonrası ve kürtaj atıkları ile yetişkinlerden alınarak kök hücresi tedavisi yapmaktadırlar. Bu kaynaklardan üretilerek yapılan bir kök hücresi tedavisini kabul etsek hata etmiş olur muyuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu konuda direkt cevap olabilecek bir bilgi eski fıkıh kitaplarımızda yoktur. Konu etrafında yazılmış yeni ilmi makaleler bulunuyor. Bu makalelerden de şu bilgi özetlenebilir: İnsan plasentasından yararlanmayı yasaklayan açık bir delil yoktur. Tedavi maksatlı olarak kullanılabilir olması genel fıkıh bilgisine daha uygundur. Bunu insanlar arası bir yardımlaşma olarak da görebiliriz. Bu parça kesilip atılmaktadır. Başka bir insan için tıbbî maksatla kullanılmasında kimseye bir zarar yoktur. Bu işlem yapılırken genel fıkıh kurallarına dikkat edilmesi gibi ön şartlar elbette korunacaktır. Örneğin, insandan bir parça olduğu için bu ticari bir getiri kaynağı olarak görülmemelidir.
İnsan hayatının korunması dinin vazgeçilmez değerlerindendir. İslam, sağlığın korunmasına büyük önem vermiş, hastalık durumunda da tedavi cihetine gidilmesini istemiştir (Ebȗ Dâvud, Tıp, 1; İbn Mâce, Tıp,1). Günümüzde kök hücre nakli tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. Uzmanlardan alınan bilgiye göre kök hücre, bölünerek kendini yenileyebilen, sayılarını daima sabit tutan, farklılaşma yetenekleri ile özelleşmiş organları oluşturabilen hücrelerdir. Güncel anlamda; embriyonik kök hücre, mezodermal kök hücre, erişkin kök hücre, kordon kanı kök hücresi ve uyarılmış pluripotent kök hücreler olmak üzere beş tip kök hücre bulunmaktadır. Hayatı veya hayati bir uzvu kurtarmak için, şartlarına uyularak -embriyonik kök hücre hariç- kök hücre nakli yolu ile tedavi olunması dinen caizdir. Hatta bir başkasının hayatını veya hayati bir uzvunu kurtarmaya vesile olacağı için kök hücre bağışında bulunmak sevap kazandıran bir davranıştır. Nitekim ”Her kim bir hayatı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” (Maide, 5/32) mealindeki ayet-i kerime de buna ışık tutmaktadır. Buna göre; embriyonik kök hücre hariç, diğer kök hücrelerin, rızaya dayanmak, bir zarara uğratılmamak, bağış karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmamak ve devlet kontrolü altında olmak kaydıyla bağışlanması ve bu yolla tedavi yapılması dinen caizdir.
İslam dini, insan ve toplum yararına olan her türlü çalışmayı teşvik eder. Ancak bu çalışmaların dinî, ahlakî ve manevî değerler açısından sorun oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini onaylamaz. Zira ahlakî ilkeler ve dinî değerlerden soyutlanarak yapılan çalışmalar, insanlığa fayda yerine zarar getirir. Bu itibarla, insanlığın hayrına olan bilimsel araştırmalar dinimizce tasvip edilmekle birlikte, söz konusu araştırmaların insan neslini ve tabiatın dengesini bozacak şekilde yapılması kabul edilemez. İnsan varlığı, sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup ilk anından itibaren yaşam hakkının korunması gerektiğinden embriyonun deney aracı olarak kullanılması veya imha edilmesi caiz görülemez. Aynı şekilde embriyonik kök hücrenin tedavide kullanılması veya başkasına nakledilmesi caiz değildir. Zira bu süreçlerde çeşitli müdahalelerde bulunulmak suretiyle embriyo imha edilmekte ve embriyonun gelişimini tamamlayarak cenin olmasının önüne geçilmiş olmaktadır.
Günümüzde bir kadının ileride çocuk sahibi olabilmesi için yumurtalıklarından toplanan yumurta hücrelerinin dondurulup saklanabilmesi mümkün hale gelmiştir. Özellikle kanser tedavisi, erken menopoz, yumurtalık rezervinin anormal seviyelere düşmesi ve yumurtalıkların alınmasını gerektirecek ameliyatlardan önce bu yola başvurulduğu bilinmektedir. Bu gibi tıbbî zorunluluk hallerinde, yumurta hücrelerinin alınması, dondurulması ve daha sonra kadının hayatta olan nikâhlı eşinin spermiyle döllenmesi kaydıyla çocuk sahibi olunmasında dinen bir sakınca yoktur. Ancak nesil emniyeti açısından dondurulmuş yumurtaların başkalarının eline geçmemesi ve belirtilen amacın dışında kullanılmaması için her türlü tedbirin alınması gerekir. Zorunlu bir durum bulunmaksızın yumurta hücrelerinin dondurulması ise tedavi niteliği taşımadığından; doğal yollardan çocuk sahibi olma süreci ile fıtrata müdahale anlamı taşıması ve mahremiyet kurallarını ihlal etmesi sebebiyle caiz değildir.
Günümüzde yumurta hücresinin dondurulup uzun yıllar saklanabilmesi tıbbi teknolojinin ilerlemesiyle artık mümkün hale gelmiştir. Öyle ki, kadının yumurtalıklarından toplanan yumurta hücreleri ileriki yıllarda çocuk sahibi olabilmesi için dondurulup saklanabilmektedir. Özellikle kanser tedavisi, erken menopoz, yumurtalık rezervi azalması ve yumurtalıkların alınmasını gerektirecek ameliyatlardan önce bu yola başvurulduğu görülmektedir. Bu itibarla, yukarıda ifade edilen tıbbi zorunluluk hallerinde, yumurta hücresinin dondurulmasında ve dondurulan bu hücrenin, ileride yumurta sahibinin döllendirilme anındaki nikahlı eşinin spermiyle aşılanmasında dinen bir sakınca yoktur. Ayrıca nesil emniyeti açısından dondurulmuş yumurtaların başkalarının eline geçmemesi için her türlü yasal ve tıbbi tedbirlerin de alınması gerekir.
Bir kadının çocuk sahibi olabilmesi için yumurtalık organının sağlıklı bir şekilde çalışması gerekir. Bir hastalık yahut yaşın ilerlemesine bağlı olarak yumurtalık işlevsiz hale gelebilmektedir. Bu durumda çocuk sahibi olmak üzere günümüzde yumurtalık nakli yöntemine başvurulmaktadır. Yumurtalık nakli, kişinin kendinden nakil ve başkasından nakil olmak üzere iki şekilde uygulanabilmektedir. Birincisi, özellikle kanser gibi ağır tedavi süreci gerektiren hastalıklarda, sağlıklı yumurtalığın zarar görmemesi için kişinin yumurtalık dokusunun alınıp dondurularak tedavi sonrası tekrar kendisine nakledilmesidir. İkinci uygulama ise doğuştan yumurtalıkları gelişmemiş veya sonradan tamamen işlevsiz hale gelmiş kişilere başkasından alınan yumurtalık dokusunun nakledilmesi şeklindedir. İslam dininde korunması emredilen beş temel değerden (zarûrât-ı hamse) birisi de insan hayatıdır. Bu doğrultuda insan hayatı ve sağlığını korumaya yönelik tedavi amaçlı doku ve organ nakilleri belirli şartlar çerçevesinde caiz görülmüştür. (Bk. DİYK 2025/31 Tarih ve Sayılı “Organ Nakli” Kararı) Ancak yumurtalık nakli, mahiyeti ve doğuracağı sonuçlar itibarıyla diğer doku ve organ nakillerinden farklılık arz etmektedir. Donörden alınan yumurtalık, alıcının vücudunda donöre ait genetik yapıyı taşıyan üreme hücreleri üretmeye devam edeceğinden, bu tür bir nakil caiz değildir. Bu durum, nesebin karışmasına yol açmakta ve neslin korunması ilkesini zedelemektedir. Nitekim Kur’an ve Sünnette nesebin korunması temel bir ilke olarak vurgulanmış; aile yapısının ve toplumsal düzenin muhafazası bu ilke üzerine bina edilmiştir. (Şâtıbî,el-Muvâfakât,1/31 vd.) Ayrıca bu işlem, meşru bir gerekçeye dayanmaksızın yapılan tıbbî müdahale ile beden bütünlüğünün bozulmasına ve mahremiyet sınırlarının ihlal edilmesine de yol açmaktadır. Bununla birlikte, kanser tedavisi gibi yumurtalık fonksiyonlarının kalıcı olarak tahrip olmasına neden olan durumlarda, kadının yumurtalık dokusunun dondurularak tedavi sonrasında tekrar kendisine nakledilmesi ise tedavi mahiyetinde olup nesep karışıklığına da yol açmaması sebebiyle caizdir. Ancak nesil ve nesep emniyeti açısından dondurulmuş yumurtalık dokusunun belirtilen amacın dışında kullanılmaması için her türlü tedbirin alınması gerekir.