İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam güçlü mümin daha hayırlıdır deniyor. Bununla amaç nedir, hangi güç nasıl bir güç kastediliyor?

Cevap

GÜÇLÜ MÜMİN daha hayırlıdır. Evet, gücü olmayan da mümin olduğu sürece iyidir ama mümin ve güç birleştiğinde ortaya çıkan sonuç, güçlünün daha hayırlı yani Allah’ın rızasına daha yakın olmasıdır. Bu bilgi de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinden kaynaklanmaktadır. Mümin güçlü ve aziz olmalıdır. Güç ve kuvvet için gereken yapıyı oluşturmaya mecburdur. Bu güç de sadece maddi güç değildir. Maddi ve manevi insan için gerekli hangi güç varsa o müminde olmalıdır. Mümin onu elde etmeye çalışmalıdır. Güçlü olmak insanî bir ihtiyaçtır. Başta sağlık olmak üzere her türlü güç için elinden geleni yapması, gevşek ve ihmalkâr davranmaması dinin emridir. Bir aile bireyi iken, toplumda aktif bir mümin birey iken bu güç onun için şarttır. İbadetlerini en iyi şekilde yapacak bir ibadet gücü, Güçlü ve pratik bir akıl, Sağlıklı bir beden, İş ve gücünü sürdürebileceği bir beden, çevre gücü, Yetenek ve kabiliyetlerini kullanmada güç, Ruhi güç, Maddi, ekonomik güç ve her türlü gücünü sevk edecek irade ve dirayet mümin için gereklidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. İmanı, ibadetler ve çevre güçlü tutar. İyi bir çevrede, salih kimselerin arasında yaşamak birinci şarttır. İkinci olarak da farzdan vacibe kadar ibadetlerde kusur edilmeyecektir.

s.a. imanımım güçlü olması için ne yapmam lazım?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam.Evet, tam anlamıyla bir fitne döneminde yaşıyoruz. Yalnız şunu kesin bir bilgi olarak idrak etmemiz de şarttır: İnsanın bulunduğu her yer ve her zaman bir tür fitne muhakkak vardır. Zira fitne, Allah Teâlâ’nın kulunu imtihan etmesi demektir. İmtihan her zaman ve her insan için var olacağına göre fitnesiz bir zaman beklentisi içinde olmamız doğru değildir. Bize düşen, bulunduğumuz zamanda ne ile sorumlu olduğumuzu bilip gücümüz yettiği kadarı ile imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Gündemle gereğinden fazla meşgul olmak akıntıya kapılmak olarak sonuçlanabilir. ULÜ’L-EMR, dinimize ait bir kavramdır. Bu kavramın anlamı ‘mü'minlerin başındakiler’ şeklinde anlaşılabilir. Mü'minlerin başındakilerin ise MÜ’MİNLERDEN BİRİ olması gerektiği tartışılamayacak açık bir gerçektir. Mü'minlerin başındakilerin ise mü'minler, bir toplum olduklarında anlam ifade eder. Dağılmış parçacıklardan birinin içinde birinin mü'minlerin başında veya dibinde olması bir sonuç doğurmaz. Bu sebeple anlaşılıyor ki, şu dönemde mü'minler olarak neden bizim bir Hilafetimiz yok, Halifemiz nerede sorularını iyi düşünmek gerekmektedir.Her hâlükârda ulü’l-emr aynı zamanda ALİMLER anlamına da gelmektedir. Bu açıdan da konuyu ele alalım.

Selamünaleyküm hocam. Bu fitne döneminde, Allah (azze ve celle)'nin kendisinden
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Biz bir ümmetiz. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizi bir vücudun parçaları gibi görmek istiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsunlar, mü'min kardeşlerimizle ilgilenmemiz, acılarını acımız bilmemiz imanımızın gereğidir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat kadar önemli bir hakikat daha vardır ki o da sizin sorunuzun asıl cevabıdır. Bizim acıyan bir yerimiz, diğer organların sağlam olması veya olmaması ile de alakalıdır. Bugün Müslümanlar olarak, bulunduğumuz her yerde ümmet olarak bulunuyoruz. Bir yerde güç zâfiyetimiz oluşursa o yeryüzünün başka bir köşesinde yara olarak ortaya çıkabilir. Sadece bir yerde bile mü'min kalitesinde güçlü olabilsek, bu, diğer yerlerin sıkıntısının giderilmesi olabilir biiznillah. Bundan da anlaşılıyor ki, yaralı bölgemiz kadar biz de bir yara hissetmiyor olsak bile kendimizi güçlü kılmaya mecburuz. Bugün Türkiyeli mü'minler olarak, ayakta durmayı becerebilsek bu diğer bölgelerin de kurtuluşu demek olacaktır. Bu nedenle öncelikli vazifemiz acılarımıza ve acılılarımıza ağlamak hatta dua etmek değil bulunduğumuz yerde mü'min kıvamına ulaşmak için uğraşmaktır. Bu dua ile olabilir, sadaka ile olabilir, gayretle olabilir ama cihat şuurlu mü'min olmak diye de özetleyebiliriz bu düşünceyi.

Hocam, Suriye, Irak, Filistin, Doğu Türkistan, Arakan ve diğer coğrafyalarda zul
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ne soruyorsun? “Müslüman bir erkek nasıl olmalı?” Bu soruyu aslında “Müslüman nasıl olmalı?” diye sormak daha yerinde olur. Neden? Çünkü biz, erkek veya kadın, önce kuluz. Allah’ın kulları olarak bu âlemde bulunuyoruz. Kulluğumuzu beceremedikten sonra erkek veya kadın olmamız sonucu değiştirmeyecektir. Akıbet cennet olunca cinsiyet önemsiz olur. Cehennemde yanacak olduktan sonra erkeklik ne değer taşıyacak değil mi? Bizden beklenen erkeklik değil kulluktur. Allah yardımcımız olsun. Bu mantıkla baktığımızda, asrımızdaki yaşam tarzını da dikkate alarak erkek bir mü'minin önceliklerini ya da genel yaşama tarzını özetleyebilecek şu kuralları paylaşabiliriz sizinle: Bütün insanlık Allah’a kul olmaya çağrılmıştır. Erkek ve kadın, kulluğa muvaffak olduğu zaman ebedî kurtuluşa erecektir. Mücadelemiz budur; ebedî saadet sebebimiz olacak kulluk imtihanını kazanmak! Bunun karşılığında da bizi hedefimizden saptırması için İblis’e yetki ve güç verilmiştir. O da sapmamız ve hedefimizden geri kalmamız için mücadele etmektedir. Erkek mü'min, bu mücadelede İblis’e yenilmeyen insandır. Asla imanımızı ve imanımızın içini dolduran değerlerimizi ona kaptırmayacağız. Allah’a, meleklere, peygamberlere, Kitab’a, ahiret gününe ve kadere imanımızı sarsmayacağız. Hiçbir fitne ve hiçbir insan kılıklı düşman bizi bu ilkemizden saptıramayacak. İşte erkekliğin bir numaralı konusu budur. Erkek olmaya muhakkak bir anlam yüklenecekse o anlam şu olabilir: Âdem aleyhisselamın erkek çocuğusun. Kadına karşı veya erkeğe karşı olmak bir iş değildir. Adam olmak iştir. Adamlık da mü'minliğin ve insanlığın hakkını vermektir. Erkek gürültüsü de kadın gürültüsü de bir değer taşımaz. İmanımızı muhafaza ettikten sonra en önemli tutanağımız Allah’ın haramlarından kaçınmak olacak. Erkek mü'min harama bulaşmamayı korumuş mü'mindir. Bir hata olur da haramlardan biri ile yüzleşilirse ilk fırsatta tevbe ile ondan kurtulmak hedefimiz olur. Şöyle bilebiliriz: Haramlardan korunmuşluğum kadar imanım ve erkekliğim canlı demektir. Allah’ın farz olarak bize bildirdiği emirlerini eksiksiz yerine getirmek iman etmişliğimizin sonucudur. Farzlarda eksiği olmayan, olursa onu telafi etme yollarını ihmal etmeyen mü'min olmak şiarımızdır. Peygamber aleyhisselamın sünnetleri, nafileler takatimiz kadar yapmaya çalıştığımız işlerimiz olacak. İnsanî ilişkilerimizde mü'min olmanın kalitesini koruyacağız. Başta ebeveynimiz olmak üzere yakın akraba ve arkadaş çevremize mü'min insan kalitesinde insanlık göstereceğiz. Ezilip büzülmeden, yıpranmadan konuşmayı, alıp vermeyi, oturup kalkmayı becereceğiz. Allah’ın haram ettiği alanlara yaklaşmadan bize mübah kıldıklarını rahatça kullanarak insanca yaşamayı, insanlığa katkıda bulunmayı becermek görevimizdir. Bunu biz mü'min erkekler/kadınlar olarak beceremezsek insanlık yolunu kaybetmiş olacaktır. Kur'an okuma, amel etme ve tefekkür kitabımızdır. Günlük, haftalık ve aylık bir Kur'an okuma planımız olmalıdır. Bir satır da olsa okuduğumuz Kur'an, güneşin her sabah doğması gibi istikrarlı ve ciddi olacak. Farz ilimleri de okuyacağız. Din ve dünya kültürümüz için de okumamız olacak ama kendimizi zoraki âlim zannederek olmayacak bu okumalarımız. Kabiliyetimiz, iş ve aile ortamımız gibi dengeleri gözeterek okuyacağız. Gerektiğinde de okuma yerine dinlemeyi kullanabiliriz. Diploman olmalıdır. Diploman olsun ama sen diplomanın adamı olma diploma senin silahın olsun. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Arş’ın gölgesini vaat ettiği insanlardan biri “kalbi camiye kilitlenmiş” insanlardır. Belli bir vakti muhakkak camide kılmayı, cemaatle namaz eda etmeyi ciğerlerimizin solunum yapması kadar doğal görev bilmeliyiz. Zamana karşı hassas olmaya mecburuz. Dakikaların hesabını yapamadıkça ömür hesabı yapamayacağız demektir. Bunun için de mü'min arkadaş çevresi oluşturmaya gayret ederiz. Evli ve iffetli mü'min erkek mü'mindir. İffeti zedelenmiş ve tekrar ıslah edilmemiş mü'min ziyandadır. Bu zaman ve bütün zamanlar sabırla yaşanabilir zamanlardır. Diyebiliriz ki, sabrımız kadar mü'minliğimiz vardır. Sabrı bitenin imanı da erimeye yüz tutar insanlığı da. Sabır sensin ve geleceğindir. Dua et. Dua et. Dua et. Kandil akşamlarındaki toplu ve sesli duaları yeterli bulma. Onlar “olmalı” diye yapılan dualar olabilir. Sen dua et. Dua et. Yatarken, kalktığında, merdivenlerden inerken, durakta beklerken dua et. Arapça biliyorsan Arapça, bilmiyorsan bildiğin dille dua et. Kendine et, anne babana et, ailene et. Ümmetine dua et. Bir et, bin et ama dua et. Kılık kıyafetin, konuşma tarzın kör taklit olmasın. Birilerini değil mü'min selefini taklit et. Ayakkabından Batı izleri anlaşılmasın. Ceketin, tıraşın aynı şekilde sana benzesin. Elbette aileni, doğup büyüdüğün yöreni unutma. Ama ümmetinin insanı ol. Ümmetin öncelikli yaşa. Kendini Âdem aleyhisselamın çocuğu gördüğüne göre Âdem’den buyana gelenlere kardeş olmayı da bileceksin. Allah yardımcın olsun. Seni korusun ve bu merhume ümmetime bağışlasın.

Hocam Müslüman bir erkek nasıl olmalı ve neye dikkat etmeli? Nasıl giyinmeli, na
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mümin en iyinin talibidir ama en iyi iddiası ile vakit geçiren biri değildir. Hatasızlık arayışı yanlıştır. Hatalı ve eksik de olsa cemaat içinde olmak gerekir; daha az hatalısını ve daha mükemmelini bulduğumuzu görürsek ve bu görüşümüzde duygusal değilsek farklı yere geçebiliriz. Bu bizim adımıza bir hıyanet değildir. Zira asıl olan dinimizdir. Dinimiz adına oluşturulan kurumları din yerine koymak bir hatadır. Böyle bir kurumdan ayrılmanız halinde de kardeşlik hukukunu koruyun; binalardan ayrılmak kardeşlik halkasından ayrılmak değildir. Mümin kardeşleriz, kardeşliğimiz teşkilatlarımızdan değerli olmalıdır.

Allah adına çalışma yapan bir kurum içerisinde bir takım hastalıklı düşünceleri
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ hepimizi şeriatı üzere kalabilen kullarından kılsın. Âmîn. Özellikle kadınlar arasında “Mü'min Ahlakı” çizgisi üzerinde kalınarak sürdürülebilen muhabbet ortamlarını gayet değerli ve önemli buluyoruz. Zira insanın arkadaş ve sohbet ihtiyacı fıtrîdir. Tabii ve helal yollarla giderilemeyen bu ihtiyaç günümüzde olduğu gibi insandan olmayan metal parçaları ile ve yapay arkadaşlarla giderilmek durumu ile karşılaşılmaktadır. İnsandan daha değerli ve samimi telefonların ve teknik cihazların bulunduğu zannedilmesi böyle bir sıkıntıyı göstermektedir. Belli kurallara dikkat edilerek sürdürülebilecek muhabbet ortamları sadece çocukların ihtiyaçlarını karşılama veya vakit geçirme ile de sınırlı kalmayacaktır. Belki iddialı bir söz gelecektir size ama iyi biliniz ki sürdürülebilmesi durumunda sağlığımıza ve aile içi muhabbetimize bile olumlu etkisi muhakkak vardır. Ana hatları ile böyle bir beraberlik için şu kurallara dikkat edilmesini tavsiye ederiz: Mü'minin hayatında boş ve karşılıksız bir iş yoktur, olamaz da. Her yaptığı işin muhakkak Allah katında bir karşılığı vardır. O iş sonunda sevap ve azap olarak onu bulacaktır. Böyle iman ediyoruz. Yaptığımız spora veya aile için neşelenmelere varıncaya kadar her işimiz bu kurala dâhildir. Bu nedenle kadın kardeşlerimiz aralarında oluşturacakları muhabbet ortamlarını kesinlikle Allah İÇİN YAPTIKLARI İŞ olarak göreceklerdir. Evet, söz konusu oturumumuz bir Kur'an tilaveti değildir ama mü'min olma ilkelerimizle çevrelenmiş bir iştir biiznillah. Böyle göreceksiniz ki neticesinde sevap kazanın. Ana prensibimiz şudur: Mü'min mü'min ile oturur kalkar. Mü'min olmayanla ise sınırları daraltılmış ve etkilenme riskine karşı tedbir alınmış bir ortamda oturulmalıdır. Mü'min olmayanla oturulmaz demeyiz ama mü'min ile oturulur gibi oturulmaz da deriz. Mü'min olduğu hâlde imanını ötelemiş yani haram işlemekten çekinmeyen insanlarla da oturuşumuz bu çizgi içinde olmalıdır. ZARURİ VE SINIRLI BİR OTURUM! Hiçbir beraberliğimiz: 1- Haram işlenebilen bir oturum olamaz. 2- Annelik ve eşlik görevimizi ihmal etmeye yönelik bir oturum olamaz. 3- İbadetleri ihmal etme nedeni olan bir oturum bizim oturumumuz değildir. 4- Kul hakkına girmemize neden olabilecek bir oturum yapamayız. 5- Asla zaman israfı yapamayız. Evli kadınların eşlerinin üzerlerindeki haklarını yok sayarak bir iş yapmaları dinimizin uyardığı hatalardan biridir. Evinde veya evinin dışında böyle bir toplantıya eşinin olurunu almadan mü'min bir kadın katılmamalıdır. Böyle bir toplantı sebebiyle eşi ile huzuru dağılan bir kadın vebal altında kalır. Kadın ve erkek toplantılarının en riskli noktası hele bu zamanda gıybettir. Gıybete asla aralık bırakmadığınız bir toplantıyı sürdürün. Bir iki kere gıybet, dedikodu, iftira ve özel hayata dalma gibi arıza hissederseniz uyarın, uyarınız işe yaramazsa katılmayın. Aileye özel ve kadına mahrem konular o toplantının hiçbir şekilde konusu olmamalıdır. Yatak odası konusu olabilecek bir konu açıldığında anında susturmalısınız, susturamazsanız toplantıyı terk etmelisiniz. Tarikat, siyaset, özel faaliyet kimsenin kimseyi yönlendirmediği başlıklar olmalıdır. Yönlendirme olursa terk etmelisiniz. Kadınların birbirlerinden etkilenmede hassas oldukları unutulmamalıdır. Birbirini kışkırtma gibi bir durum uyarı konusu olmalıdır. Çocuk eğitimi, aile düzeni gibi konularda kültür aktarımı faydalı bir iş olarak görülmelidir. Mümkünse her toplantı birkaç âyet okunarak başlamalı ve bir hadis şerhi ile beraber kısaca okunmalıdır ki bereket olsun. Vakit hassasiyeti önemlidir. Şu kadar saat için toplanıyoruz diye bilinmeli ve o saat limiti aşılmamalıdır. Toplantı bittiğinde şu dua okunmalıdır: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ، أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Hocam bir arkadaş grubumuz var. Hepimiz evli ve çocukluyuz. Hem çocuklar sıkılma

ekonomik konusundaki diğer fetvalar

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.