Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir arkadaş grubumuz var. Hepimiz evli ve çocukluyuz. Hem çocuklar sıkılmasın hem de biz vakit geçirelim diye bir araya geliyoruz. Bu buluşmalar ne sıklıkta olmalı? Aşağı yukarı kaç saat olmalı ve neler konuşulması doğru olur?
Cevap
Benzer fetvalar
Hepimiz mü'mince yaşamaya mecburuz. Mü'mince yaşamanın en temel ilkelerinden biri de mü'minleştirilmiş bir ortam oluşturup yaşamaktır. Mü'mince yaşadığını zannedip çevresini ihmal edenler kendilerinin de düşebileceği bir kuyunun kazıldığını anlamamaktadırlar. Elbette çevrenizle ilgileneceksiniz. Elbette arkadaşlarınız adına endişe edeceksiniz ama iki hususu unutmadan: a- Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağını yüklememiştir. Bu konuda da sorumluyuz ama takatımız kadar sorumluyuz. b- Hiçbir sorumluluk kendi özel sorumluluğumuz kadar değildir. Önce kendi kulluğumuzu düşünüp planlamalıyız. Sonra da dışımızdakileri planlayacağız. Allah yardımcımız olsun.
Müslüman bir erkek ya da hanım bulunduğu her yerde dinine göre yaşaması gerektiğini bilir. Arkadaşlık ya da dostluk ortamları da buna dâhildir. Beraberinde samimiyet ve rahatlık getiren yatılı olma durumunda ise buna daha çok dikkat edilmelidir. Çünkü insan, resmiyet kalktıkça gevşeyen ve ayarları kaçan bir varlıktır. Bu sebeple yatılı ortamlarda Müslümanca yaşamak için belli başlı hatırlatmalar yapmamızda fayda olacaktır: Herkes misafir olduğu bir yerde bulunduğu bilinci ile hareket etmelidir. Her an o mekândan ayrılacakmış gibi hazır, hep orada kalacakmış gibi olgun olmalıdır. Bu ikisi arasında dengede kalmalıdır. İkinci bir insanın olduğu her yerde kul hakkı söz konusu olacağı için ibadetten önce ahlak prensibi gözetilmelidir. Namaz kılarken ya da Kur’an tilavet ederken bile başkasının hukuku düşünülmelidir. İnsana saygı göstermek, kimseyi rahatsız etmemek kendi menfaatimizden önce gelmelidir. Mahremiyet konusu yatılı ortamların en hassas noktalarındandır. İnsanların özeline vakıf olmamaya gayret etmek, kazara gizli anlara tanık olunduğunda bunu saklamak hatta unutmak, Müslümanlığın gereğidir. Beden teşhiri ve avretin açılması gibi mevzularda gereken ihtimam gösterilmelidir. Ne kadar yakın ve samimi olunsa da şeytanın buradan beslendiği unutulmamalıdır. Abartılı sevgi ya da sınırsız nefret aşırılıktır. Kimse ile ebedi dost ya da düşman olunmamalıdır. Bir gün işin terse döneceği ihtimali hep akılda tutulmalıdır. Arkadaşlar arasında elbette farklı seviyelerde muhabbet oluşur. Herkes aynı olamaz şüphesiz. Fakat beraber yaşanan mekânlarda çevremizdeki her bir kardeşimizle iyi geçinmeye çalışılmalıdır. En azından kötü olmamaya gayret edilmelidir. Zira imanımız, geçinir ve geçinilir olmayı karakter haline getirmeyi öğretir. Bulunulan ortamda kurum yetkilisi isimler varsa onlara karşı tutumlarımız da yine mümin şahsiyetimizi gösterir. Üst pozisyondaki kişilere gerekli saygıyı göstermek ve kurallara uymak da yine kimliğimizle ilgilidir. Bir yerde yatılı olarak kaldığımız müddetçe arkadaşlarımıza örnek bir kişilik olarak kendimizi gösterme mecburiyetimiz de vardır. Çünkü İslam’ın mensubu olarak önce bizde İslam görülmelidir. Zamanla benimsenmiş halimizle o ortamda yapılan hatalara karşı söz söyleme ve yanlışı düzeltme gücümüzün de oluşacağını bilmek gerekir. Sonuç olarak kardeşlerimizi güzel bir dille uyarma ve onlara doğruyu öğretme vazifemiz olduğu da ortaya çıkacaktır. Tabi ki bunu bir öğretmen sıfatıyla değil, aynı seviyedeki kardeş pozisyonu ile yapmak gerekecektir. Bir süre sonra ayrıldığımız yatılı ortamlarda, adımızın kalacağı, kendimizden güzel hatıralarla bahsedileceği kaliteli bir mümin olarak anılmak hedefimiz olmalıdır. Rabbimizden tüm kardeşlerimiz için, mahşer günü sadece takvalı insanların dostluğunun işe yarayacağı şuuruyla arkadaşlık kurabilmeyi niyaz ederiz. Allah’a emanet olun.
İnsanız, yaşıyoruz. Yaşamamız için gereken şeylerden biri de başkaları ile zaman paylaştığımız anlarımızın olmasıdır. Bu da yemek gibi uyumak gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacımızı giderirken kesinlikle dinimizi bir kenara bırakamayız; dinimizi öne çıkardığımız bir oturum ortamı için de şunlara dikkat edilmelidir deriz: Yabancılar şeklinde veya akrabalar şeklinde bir araya geldiğimizde mahremiyete dikkat edeceğiz. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oturacak. Birinci dereceden akrabalar hariç bu kuralı uygulayacağız. Uygun yerde oturacağız. Bizi haramla yüz yüze getirecek bir mekânda oturmayacağız. Selamla girilen selamla çıkılan bir mekân oluşturacağız. Oturduğumuz yerde kibre sebep olacak farklılıkları olan biri olmayacak yani herkesin mü'min şahsiyet olarak denk tutulduğu bir yer olacak. Belki âlim birinin ilmi gereği farklı olması buna istisna getirilebilir. Kıyamet günü onunla beraber olmaktan çekinmeyeceğimiz kimselerle oturacağız. Allah’ın adının anılmadığı bir yer bizim oturduğumuz yer olmayacak. Oturduğumuz yerde kulağımız ve gözümüz kontrol altında olacak. Dilimizi kontrol edemeyeceğimiz yerde oturmayacağız. Kimsenin özelini gıybet etmeyeceğiz. Dil ve nezaketimizden taviz vermeyeceğiz. Dinlemesini bilerek oturacağız. Cep telefonu gibi özel eşyamızla meşgul olmanın ayıp olacağını bileceğiz. Mütebessim, saygılı, seviyeli olacağız. Oturumumuz vakit israfına neden olmayacak. Abartılı ve incitici şaka yapılmayacak. Bulunduğumuz ortamın konusu bizde emanet olarak kalacak ve onu asla yaymayacağız. Oturum dağılırken oturumlara ait duayı okuyacağız: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda MÜMİN OLARAK YAŞAYIP ÖLMEK erkek ve kadın her insanın birinci görevidir. Yaşadığımız hayatı ne kadar mümince yaşadığımızı sürekli test etmeye mecburuz. Bu mümince kelimesinin hakkını vermeden yapacağımız işlerin Allah katında bir değeri olmayacaktır. Bu barajdan sonra erkekler ve kadınlara göre, evlilere bekârlara göre, anne olanlara olmayanlara göre, zenginlere fakirlere göre diye bir tasnif yapabiliriz. Neyi ne kadar yapabileceğimizi biz takdir edebiliriz. Allah Teâlâ da zaten bilmektedir. Kabiliyetlerimiz, önümüzdeki fırsatlar, engeller toplanıp bir ortalama bulunarak neler yapabileceğimizi belirleriz. Mümin hanım kardeşlerimiz için şöyle bir planlamayı teklif edebilirim: 1- Bu zaman, herkesin öncelikle kendi imanını ve iffetini koruma zamanıdır. O kadar ki, her mümin erkek ve kadın, “ben de gidersem din gider” demelidir. Gerçekten de durum bu ince çizgiye kadar yanaşmıştır. Allah yardımcımız olsun. Önce imanımız ve iffetimiz, kendimiz. Önce bu. 2- İkinci olarak da kabiliyetlerimizi, fırsatları, yaşadığımız ortamı, aile yapımızı, siyasi konumu ve benzeri özel şartları tespit edip ne yapabileceğimizi belirleriz. Bu belirleme de, biz ve en yakınımızdan itibaren çevremize, şehrimize, ülkemize ve dünyaya doğru olmalıdır. İhmal edilmiş çocukların annelerinin hangi annenin çocuğuna hayrı dokunur acaba? Çocuklarımız, eşlerimiz, akrabalarımız, mahallemiz ve dünyamız... Sıralamaya dikkat edilmelidir. 3- Biz kuluz, kul da acizdir. Takatımız bir "hiç" niteliğindedir. Allah yardım ederse, bereket verirse bir şeyler yapabiliriz. Onun yardımını hak etmek diye bir derdimiz olmalıdır. İhlaslı, Şeriat'a uygun, istişareli işler yapmak gerekiyor. Mum gibi ışık verirken erimeden, güneş gibi enerji yitirmeden aydınlatmak gerekiyor. Kuluz, sabırdan ve duadan başka bir silahımız da yoktur. Hüküm Allah’ındır, bereket onun elindedir. 4- Kadın fitnesinin en hassas boyutu tam anlamı ile bir KADIN EKSİKLİĞİ olarak yansımıştır günümüze. Ortada bir kadın eksikliği vardır ne yazık ki! Buradaki eksiklik, kimilerine göre okumuş kadın, siyasetteki kadın, memur kadın, ticarette ve sanayide istihdam edilen kadındır ama ben onu kastetmiyorum. ANNE KADIN eksikliği vardır. Anaokulları yerine kendileri okullaşmış anneler eksiktir. Bu sözlerden kadınlarımız inciniyorlar ama sabrı tükenmiş, çocuğundan çok arkadaşlarının ne diyeceğine endişelenen anneler, anneliği eksik bırakan kadınlardır. Anne eksikliğinin git gide artacağı da açıktır. Gelecek kuşaklar tam anlamı ile ANNE KADIN eksikliği yaşayacaklardır. Çarşılarda ve farklı arenalarda heba edilen anneler, insanlığın kaybıdır aslında. Aynı zamanda EŞ KADIN da kayıplar arasındadır. Erkekle boş yarışına girmiş kadın, kendini kaybettiği gibi erkeği de uçurumlara itmiştir. Kadın, iki asırdır hakkını ararken avucuna konan hakların yerine şahsiyetini vermiştir. Kadın, çalışan, çalıştırılan, sömürülen olmuştur. Son zamanlarda kadının sırf "siyasete oy kazandırması" uğruna her dediğinin yapılması, en azından bir ilahiyat fakültesine gönderilmesi ve memurluğa tatlandırılması gelecekteki riski kaldırmıyor. Bu hakikati dile getirenler linç ediliyor olabilirler. Yarından daha yakın bir zamanda herkes gerçeği görecektir ama zamanı geçmiş gerçeklerin bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle mümin kadınların en önemli işlerinden biri, kadını mecrasına oturtmak olmalıdır. Allah yardımcımız olsun.
Kur'an’ımız hidayet ve saadet kaynağımızdır. Ondan yoksunluğumuz veya uzaklığımız ise şekavet sebebimizdir. Bugünkü dünyamızda Kur'an’dan uzak kalmanın oluşturduğu iman zafiyeti, ümmet olma kabiliyetimizin kaybolması, ardı ardına gelmeye devam eden semavi ve beşerî musibetler, insanlar arasında hatta mü'minler arasında hızla yayılan şüpheler ve şehvetler ve netice olarak başta aile olmak üzere en temel değerlerimizi kaybetmemiz yanlış gidişatın işaretleri olarak anlaşılabilir. Ortada bir iman zafiyeti vardır. İbadetlerdeki tembellik, günahlardaki kabarmalar da bu nedene dayanmaktadır. Şeriatımıza ait ilimlerdeki geri kalmışlık da adeta tuz biber olmaktadır. Gelişen iletişim imkânları, insanlara pompalanan hümanist idrakler gözle görülür bir kibir, bencillik, kendini beğenmişlik salgını getirmiştir. İnsanlar ahirete imanı neredeyse lütfedip benimseyecek tavırlar gösterebilmektedirler. Buna ilave olarak dine davetle yükümlü kimselerin vazifelerini ibadet heyecanı ile değil de maaş takibi ile yapıyor olmaları ise ayrı bir bereketsizlik getirmektedir. Kötü arkadaş çevresi, derin gaflet, tapınılırcasına peşinden koşulan dünya nimetleri, mubahlarda aşırılık, israf, vakti en değersiz nesne gibi tüketme gibi sıkıntılar bir fikir sapmasını, düşünememeyi beraberinde getirmektedir. Bunun sonuçlarından biri olarak bid’atler ibadetlerin düzeyine çıkarılmış, ahireti hatırlatmaya yönelik uyarılar aşırılık olarak yorumlanmıştır. Siyasetten ve ticaretten tamamen uzaklaştırılmış bir Kur'an ile baş başa kalmış olduk. Kadın ve aile, gençlik hedef tahtasına konan ilk değerlerimiz oldu. İçerideki bu çürümeye dışarıdaki saldırılar katılınca birbirlerine destek olup Kur'an’ımızdan uzak kalacağımız ortama zemin hazırlandı. Bütün bunları gözümüzle görebileceğimiz kadar açık ve itirazsız izleyebildiğimize göre, dönüş için neler gerektiği de bilinmiş olmaktadır. Âlimlerimiz yeniden bir Kur'an’a dönüş hamlesi yapmalı ve hepimiz dünyanın faniliğine imanımızı tazeleyerek çalışıp salih ameller yapmak durumundayız. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Allah işinizi asan etsin, amelinizi makbul buyursun. İstişaresiz bir iş yapmayın, ne kadar başarılı olabileceğinize dair muhakkak araştırma yapın. Meselâ yardıma muhtaç kaç yetim var yörenizde ki onlar için yatırım yapmak gereksin; bunu iyi araştırın. Tek kalan riskte kalır, kendinize iyi bir kardeş çevresi oluşturun. Bir yapıp bir bozmamalısınız. Filan işi yaparken meselâ namazı aksatmayın. Meselâ insanlara namaz öğretirken siz Kur'an okumaya vakit bulamaz duruma düşmeyin. Çok dua edin ki Allah işinizi kolay kılsın. Bize dua edin.
aile konusundaki diğer fetvalar
Bütün samimiyetimle seni ve eşini tebrik ederim. Diyebilirim ve umarım ki ailece cennetteki bir üzüm salkımına elinizi temas ettirdiniz de ha kopardı ha koparacak kadar güzel bir noktadasınız. Allah mübarek etsin. Tekrar ve tekrar tebrik ederim sizi. Kesinlikle güzel bir iş yapıyorsunuz ve güzel sürdürüyorsunuz. Doğrusu imrendim size, hem de çok imrendim. Tavsiyemi şöyle özetleyebilirim: -Bu süreçten niyetiniz kadar sevap kazanacaksınız. Niyetinizi, ihlasınızı yüksek tutun. Şeytanın sizi rahat bırakmayacağını tahmin edebilmelisiniz. - Size o kızlar tamamen yabancınızdır diye tespit yapanlar isabetli bir tespit yapmış. Esasen de tam olarak dinimizin hükmünü iletmişler size. Yalnız bir fark var. O fark da şudur: Siz o çocuklar için bir doktor hükmündesiniz. Doktorun hastası ile olan ilişkisindeki ayrıntıların sizin için de muteber olacağını zannederim. Doktora, karşı cinsi tedavi ederken tanınan ruhsatın bir benzeri size tanınabilir. Örtüsü başındayken elinizle teselli etmeniz örneği biraz riskli bir örnek. Bu da dâhil olmak üzere yüzde yüz garantide hissetmeden kendiniz çocuklarla ilgilenmeniz, onlara babalık yapabilmeniz bir yandan gerekli bir yandan da alternatifsiz gibi duruyor. Gevşememek, eşinizle mümkün olduğunca bir arada olmak gibi tedbirler alarak devam etmenizi tavsiye ederim. -Bu çalışmayı yürütürken psikolojik destek almanız çok önemli ve zorunludur, asla ihmal etmeyin. Aynı şekilde devletin yabancı çocuklarla ilgili kurallarıyla da sürtüşmeyin. -Sizin kız çocukları karşısındaki durumunuzun bir benzerinin eşiniz açısından erkek çocukları için geçerli olacağını unutmayın. -Bu yaptığınız bereketli işin sizi kendi çocuklarınıza karşı babalık/annelik eksikliğiyle itham edilecek duruma getirme riskine çok dikkat edin. -Önceki dönemlere ait taciz ve benzeri iddiaların ne kadar ve nasıl var olduğunu bilmiyoruz ama sık sık öyle bir gündem çocukların ilerlemesini engelleyebilir. Bu başlık psikolog kardeşlerimizi çok ilgilendiriyor ama bir yandan da hayatın ilerlemesi gerektiğini, “insan” kelimesinin unutmak anlamındaki “nisyan” sözcüğünden türediğini unutmamak gerekir. Geçmişteki sıkıntıları ebedîleştirmeme yönünde gayret etmeli, çocukları bu şekilde mümkün olduğu kadar yönlendirmeliyiz. -Bildiğin olumsuz örneklerden yola çıkarak bir hususu daha hatırlatmak isterim: Gönül ister ve akıl der ki bu çocuklarla bu kadar samimi ilgilenmenin doğal sonucu, onların bu hizmeti yapanlara karşı minnet duygusu içinde olması ve kendilerinden beklenene uygun bir yaşantı içinde olmalarıdır. Dilerim böyle gerçekleşir ama siz en kötü sonuca hazırlıklı olun ki manevî bir yıkım yaşamayasınız. Böyle olmaması için dua edin. -Bu çocuklar nedeniyle size yapılan maddî desteklerin her an sizin için bir şayia nedeni olabileceği ve ailenizin de masumların duygusallığını sömürme iftirasına uğrama tehlikesine karşı tedbirli olun. Buna çok dikkat edin. Birilerinin size desteğini mümkünse bir dernek üzerinden kayıtlı hâle getirin. Bu mümkün değilse şahısları verdiklerinin nasıl değerlendirildiğiyle yüzleştirin. Bugünün gülücükleri ve dualı tebessümleri sizi aldatmasın. -Çocukları en erken zamanda iş sahibi yapmaya çalışın. Onların iş sahibi olmaları iyi bir eğitim olur. Hafızlık ve benzeri eğitimlerini ise psikoloğun izni kadar yürütün. Önce insan kalitesi, sonra bilgi diye bir planınız olmalıdır. Allah yardımcınız olsun. Size imrendim. Özellikle de eşinizin bu yükün altına girmesi pek mübarek bir iş, ne mutlu. Sizin için dua ederim. Sizden de dua beklerim. Benim size desteğim olacağı minvalinde bir kanaatiniz olursa o desteği vermeye hazırım. Allah'a emanet olun.
Bu tür karmaşık konularda tek taraflı anlatımların adil karar vermeye yeterli olmayacağını zannediyorum. Kızımız mağdur kimliği ile durumu savcılığa taşıyabileceğini karşı tarafa iletmeli ve bir kereliğine de olsa boşama sözünü duymalıdır. Aksi takdirde ömrünün sonuna kadar şeytan onu “…zaten sen…” diye kemirir durur. Nikâha gelince de anlatılan kadarı ile nikâh olmasında şöyle veya böyle bir sorun görülmüyor.
Ailenle tartışma ama tavırların ve yaşantınla olgun olduğunu ispat et. Onlar seni olgunlaşmamış gördükleri için öyle davranıyorlardır. Sen de üzerlerine sözle gittikçe de onları haklı duruma düşürüyorsun. Mesela hem çalış hem oku, bu onları kendine getirir.
Bundan da beteri olabilir hatta dünya yıkılabilir ama sen ve ben elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü değil miyiz? Kimse kalmadı ise sen ve ben yaşamıyor muyuz? Matem ibadet değildir ama gayret ibadettir. Umut ibadettir. Bir dakikayı değerlendirmek ibadettir. İbadeti yapmaya devam et.
Annenizin bakıma ihtiyacı var ve diğer kardeşlerinden biri o ihtiyacı göstermediği için seni yanında istiyorsa gitmek zorundasın. Onun emri senin için bağlayıcıdır. Annen sana acıdığı için mesela seni yanında görmek istiyorsa onu ikna ederek izin al git ki, yaptığın işten bereket göresin.
Bu tavrınızı bir yanlış olarak göremeyiz. Bir kadın, evliliğini ailesinde yaşadığı standartlara göre isteme hakkına sahiptir. Evet, bu bir şart değildir ama kadının hakkıdır. Bu arayışınızı yok kabul edip evlendikten sonra huzursuz olmaktan ise şimdiden bu şartla ilgilenin, tavsiyemiz budur.