Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam benim sorum din adamlarıyla ilgili. Hocam son zamanlarda Din-i Mübin İslam'ın hocaları birbirini karalamaya başladı. Kimisi diyalogcu, kimisi müritleri açık saçık kadın olan yüzünde gram nur bulunmayan hoca diye geçinen adamlar, kimisi Müslümana sert, gavura yumuşak hoca, kimisi rabıta şirktir şefaat yoktur diyor, kimisi de onu söyleyen hocayı Ehli Bid'at olarak nitelendiriyor. O tarikat onu sevmiyor, O da onu sevmiyor. Birbirini tekfir edenler bile oldu. Halifelik ilan edip mecliste yemin edenleri tekfir edenler, kimisi tarikatını tek kurtuluş yolu görüyor kimisi kendi cemaatini. Kimisi sadece kendi şeyhine rabıta yapılmasını, diğer cemaatlerin son devrin Mürşid i kamiliine tabii olmadıkları için rabıtalarının olmadığını söylüyor. Kimisi kollara ayrılmış o onu o onu çekiştiriyor. Bid'atler yayılmışken ben düşündükçe saplantılara giriyorum, Hz. Mehdi alametleri olayında bile neler diyor hocalar birbirine. Haşa o ona o ona itham ettikçe, bazı hocalar hakkında Hüsnü zanda olamıyorum. Ne yapmak gerek Ümmet-i Muhammed için.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu, ihtimal kıyamete kadar kimsenin çözemeyeceği kadar köklü bir yer edinmiş sorunlardandır. O yolu izleyen mü'minlerin niyetlerini Allah Teâlâ bilmektedir. Onları itham etmek kimsenin görevi değildir. Samimi niyetlerle yapıyorlarsa ve bunun üzerinden kişisel zevklerini tatmin etmek ve menfaatlenmek gibi bir tutum içinde değillerse onlarla mücadele etmenin yersizliğini düşünüyorum. Yaşadığımız dönem, insanların yanlışlarını tespitten çok neyin doğru olduğunu ispat etme dönemidir. Eğer tasavvuf hatalı ise hatasız olan zühdü ortaya koymalıyız. Birileri Allah'ı zikretmeyi teşvik için tasavvufu metot olarak kullanırken hata ediyor, diğerleri de Allah'ı zikrin ne tilavet ne tesbihat olan hiçbir çeşidi ile meşgul olmadığı hâlde, sadece başkalarının yanlışlarını tadat ederek İslam'a hizmet ediyorsa bu kabullenilemez. Herkes doğru bildiğini yapsın, hesabımız Allah'a kalacaktır.
Selamünaleyküm. Bu hususta toplumumuzun bütününde bir sıkıntı vardır. Belki de en ağır tavizlerimizden biridir bu husus. Mümkün olduğunca kendimizi şeytana teslim etmeyeceğiz. Bu birinci ilkemiz olsun. İkincisi de, insanların ne dediğine dikkat edersek nefes bile aldırmazlar bize. Üçüncü ilkemiz de, konuyu farzlar, sünnetler diye ayırabiliriz. Farzları hiç taviz verilemezler olarak görürüz, diğerlerinde ise pozisyon kollarız. Sabırlı olun, adım adım yol almaya çalışın. Kendinizi kollarken ise bir bütün olmaya çalışın.
Selamünaleyküm. Dinin aslında olmayan herhangi bir işin, ne kadar gerekli ve yararlı görülse de yüzde yüz faydalı, olmazsa olmaz gibi anlaşılması mümkün değildir. Verdiğiniz örnekte de bu açıkça görülmektedir. Şu kadar ki, bazı şartlarda faydasıyla zararını ölçebilmekteyiz. Bu da her konunun aynı şartta değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Hasene cinsinden bile olsa bidatleri savunmakta sıkıntılı sonuçlar olabilir. Buradaki ölçü, fukahanın ittifaken kabul ettikleri ile yetinmek şeklinde kabullenilmelidir. Alenen bir uçurum oluşturmayanlarla da, mü'minler arasındaki vahdete zarar vermeme açısından mücadele etmeyi doğru bulmuyoruz.
Aleykümselam. Hiçbir mü'min cemaat hakkında bir şey düşünme iddiamız olamaz. Kimseye vahiy gelmiyor. Herkes Allah için bir şeyler yapmaya çalışıyor. İyi yapan da hata eden de Rabbinin huzuruna çıkacak. Sözünü ettiğiniz cemaat, kendi ilkeleri etrafında önemli işler yapıyorlar. Allah onlardan razı olsun. 'Şöylesi daha iyi olurdu' şeklinde beyanların yararı yoktur. Daha iyisini bilen onu yapmalıdır. Onları mü'min kardeşlerimiz olarak seviyor, himmetlerini beğeniyoruz. Uygulamalarındaki bazı hususlara itirazımız vardır. Bu da ne bizi sarsar ne de onları küçültür.
Aleykümselam.Asıl endişe etmeniz gereken durum, bu düşüncenizdir. Şeytan becerip sizi, derin düşünme oyunuyla oyalıyor. Düşünmeyin bir süre bunları. Kibir, riya ne olursa olsun kulluğa devam etmeyi kararlaştırın ve tatbik edin.
Elbette mü'minlerin birbirlerini basit görmeleri hatta zararlı saymaları yanlıştır. Cemaat önderleri böyle bir anlayışa sebep olacak söz ve davranışlardan uzak durmalıdırlar. Şu iki husus da önemli bir tespit olarak zihnimizde bulunmalıdır: a- Nihayetinde cemaatlerin söyledikleri birbirlerinin zıddı şeyler değildir. Kur'an aynı, fıkıh aynı; nedir farklı olan o zaman? Metotlar farklıdır. Zaten itikat konularında bir farklılık varsa o takdirde biz kendimizi zararlı çevreden koruruz. Ama metot farklılıklarını öne sürerek cemaatler arasındaki mesafeyi büyütmek sakıncalıdır. İslam'ın ruhuna aykırıdır böyle bir şey. b- Belli bir ilmi seviyesi olmayan bir Müslüman'ın her çiçekten bal toplamaya kalkışması da iyi sonuç vermeyecek bir davranıştır. Ama bu, bir oradan bir buradan alma, zevke göre seçme şeklinde olduğunda yanlış olabilir. Kur'an'ı anlatan dinlenmeli. Temel ilkeleri anlatan dinlenmelidir. Bunda bir hata olmaması gerekiyor. Şüphesiz kalpleri ve niyetleri Allah Teâlâ bilir ama müşteri ve kaynak kaçırma endişesi sizin zikrettiğiniz konunun temelinde yatıyor olsa gerek. Allah'tan bizi fitneye düşmekten korumasını dileriz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Tecrübeleriniz ya da tıbbi bilgi, sizin orucunuzun mümkün olmadığını söylüyorsa oruç tutmayabilirsiniz. Su içtikten sonra yemek yemenin de sakıncası yoktur. Oruçluların ortasında yemek yemeyin, iyileşme ihtimaliniz yoksa her tutamadığınız oruç için fidye verirsiniz. Bu da ilan edilmiş olan FİTRE miktarı kadardır. Geçmiş olsun.
Selamünaleyküm. Hayır, bunda bir sakınca yoktur. İyi hesaplayın, fazla verin.
Selamünaleyküm. Bu durumlarda namaz bozulmaz. Namazın huşu bozulur yani namazda kalite düşer.
Selamünaleyküm. Helalleşme imkanınızın bulunmadığı insanlarla olan hakkınızı onların varislerine verebilirsiniz. Bu da mümkün değilse sizdeki alacakları kadar onlar adına sadaka verebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Yerin yüzeyi, en altı en üstü namaz açısından aynıdır.
Nikâh için şahitlik şarttır. Telefonla şahitlik su götürebilir, caiz olmayacağını düşünürüz.