İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Hac ve umre ibadetlerini yerine getirirken mal ve hizmet satın alımlarını kredi kartı ile peşin yahut taksitli olarak yapmanın dini hükmü nedir?

Cevap

Hac ve umre organizasyonunda, konaklama, rehberlik, sağlık, iaşe vb. hizmetler, Diyanet İşleri Başkanlığı ve belirli şartlara sahip acenteler tarafından sunulmakta ve bunlar karşılığında bir bedel talep edilmektedir. Mal ve hizmet satın alımlarında bedel, nakden veya kredi kartı yoluyla peşin veya vadeli olarak ödenebilir. Ödemenin kredi kartıyla taksitli yapılması hâlinde müşterinin taksitlerini zamanında ödeyerek faizli işleme düşmemesi gerekir. Bunun yanında, mal veya hizmet satan tarafın, yapılan taksitlendirmeye uygun olarak alacağını zamanında ve tam olarak almak yerine, erken alma karşılığında bankadan eksik tahsil etmesi caiz değildir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

- Beraberinde faiz getirmeyen borç hac veya umreye mani değildir. Borçlanarak da umreye gidilebilir.

Hocam umre organizasyonu yapan bir vakıf, kuveyttürk ile yaptığı anlaşmaya göre
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.

Kredi kartı ile yapılan taksitli alışverişlerde peşin fiyata göre bir miktar faz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kredi kartı ile taksit yapmanın umreye bir zararı yoktur ama o taksit sisteminin niteliği önemlidir; veballi bir işlem ise umre bir kenara vebal bir kenara yığılır.

Selamünaleyküm hocam kredi kartına taksit yaptırıp umreye gitmenin dinen hükmü n
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.

Hocam, parayla yapılabilen ibadetleri yapmak isteyen ama ekonomik gücü olmayan k
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’da satışı veya kullanılması mubah olan her şey mehir olarak verilebilir. Taşınır ve taşınmaz mallar, zinet eşyası, standart (mislî) olan şeyler ve hatta taşınır veya taşınmaz bir maldan yararlanma hakkı da bunlar arasındadır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/279) Mal olarak ekonomik karşılığı olmayan ve sadece dinen taat olan (sevap kazanmaya vesile olan amel) bir şeyin mehir olarak verilip verilemeyeceği, Kur’ân-ı Kerîm’i veya dinî hükümleri öğretmenin mehir sayılıp sayılmayacağı fakihler arasında tartışılmıştır. Hanefîler mehrin maddî değeri olması ilkesinden hareketle bunu caiz görmezken; (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/339) diğer bazı mezhepler Kur’ân ve fıkıh öğretimi gibi işlerin mehir olabileceğini söylemişlerdir. (Şevkânî, es-Seylü’l-cerrâr, 2/277; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6767-6768) Kadının evleneceği erkekten mehir olarak kendisini hacca götürmesini istemesi konusunda da aynı ihtilaflar geçerlidir. Ancak hacca götürme maddî bir külfet gerektirdiği ve burada amaç erkeğin kadına hizmeti değil, hac masraflarını karşılaması olduğu için bunun caiz olduğu görüşü tercih edilmelidir. Diğer taraftan evlenecek kadının mehir olarak muhatabının “namaz kılmasını, oruç tutmasını, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları terk etmesini istemesi” -ki, bunlar zaten kişinin yerine getirmesi gerekli görevler olduğu için- mehir olmaz.

Kadın mehir olarak mal olmayan bir şey isteyebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Alacaklının hakkının korunması açısından borçlunun mallarının satılması gerekebilir. Peygamberimiz (s.a.s.), borcunu ödeyemeyen Muaz b. Cebel’in malını borcu karşılığında satmıştır. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 6/80 [11260]; Dârekutnî, es-Sünen, 5/413 [4551]) Halife Hz. Ömer de hac yolunda ticaret yaparken iflas eden bir kimsenin kalan mallarının, alacaklıları arasında taksim edilmesine hükmetmiştir. (Muvatta’, Vasıyyet, 8 ) Piyasa değerinde veya ona yakın bir fiyatla satılan hacizli malları satın almakta bir sakınca yoktur. Ancak haczedilen mal, değerinin çok altında satılır ise; Hanefîlerden İbn Âbidîn akdin fasit olacağını (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/59), Şâfiî âlimlerden Nevevî ise geçerli olmakla birlikte bu malın satın alınmasının mekruh olacağını söylemişlerdir. (Nevevî, Ravza, 3/420) Zira icradaki malların değerinin çok altında satılması, borçlunun mağduriyetinden yararlanmak anlamına gelir. Bu sebeple hacizli malı satın almak isteyen kimsenin fiyatlandırmayı mümkün mertebe borçlunun mağduriyetini azaltacak şekilde gerçekleştirmesi hakkaniyete uygun olur.

İcra yolu ile satışa sunulan malların satın alınması caiz midir?

TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Karaborsacılık, halkın ihtiyaç duyduğu malları pahalanması gayesiyle stoklayarak piyasadan çekip piyasaya arzını geciktirmek demektir. Karaborsacılık yapan kişi, ihtiyaç duyulan mala talebi artırmak suretiyle fiyatların yapay bir şekilde yükselmesine ve malın değerinin normal piyasa seviyesinin üzerine çıkmasına sebep olur. Karaborsacılık, hem İslâm’da hem de diğer dinlerde ve hukuk sistemlerinde yasaklanmıştır. Zira bu kimse bir taraftan stokladığı malların fiyatlarının anormal yükselmesi üzerine malı satarak haksız kazanç elde etmekte, diğer taraftan halkı ihtiyaç duyduğu maddelerden mahrum bırakarak toplumun zarar görmesine neden olmaktadır. İslâm’a göre karaborsacılık yapan kimse Allah katında sorumludur. Resûlullah (s.a.s.), “Kim karaborsacılık yaparsa o günahkârdır.” (Müslim, Müsâkât, 129 [1605]) buyurmuştur. Bir başka rivâyette ise karaborsacılık yapanın lanetlendiği ifade edilmiştir. (İbn Mâce, Ticârât, 6 [2153]) Genel olarak karaborsacılık yasağı, insan ve hayvanların ihtiyaç duyduğu temel gıda maddeleri üzerinden değerlendirilmiş olsa da söz konusu hükmün kapsamına ihtiyaç duyulan diğer malları da dâhil eden fakihler bulunmaktadır. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/377-378; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/166-167; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/392) Günümüzde toplumun ihtiyaç duyduğu bütün mal ve hizmetlerin de bu çerçevede değerlendirilmesi mümkündür. Diğer taraftan üretim veya arz fazlası malların gelecekteki talepleri karşılamak için ihtiyaten depolanması karaborsacılık kapsamında değildir. Zira fakihlerin büyük çoğunluğu, bolluk ve ucuzluk zamanında halkın zarar görmeyeceği bir depolamayı caiz görmüşlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/377; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/167; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/392) Netice itibarıyla, bolluk ve ucuzluk zamanında mal depolayıp ihtiyaç hâlinde makul ve rayiç fiyattan satışa sunmak caizdir. Ancak bu ürünleri stoklamak suretiyle piyasa fiyatlarının yükselmesine sebep olmak ve bu şekilde aşırı kâr elde ederek topluma zarar vermek, karaborsacılık sayılacağından caiz değildir.

Karaborsacılığın (ihtikâr) hükmü nedir ve hangi tür mallar ihtikâr kapsamına gir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mislî mal, “aynı türden olup biri diğerine göre farklılık arz etmeyen malları”, kıyemî mal ise “biri diğerine göre farklılık arz eden değişik özellikteki malları” ifade eder. Mislî (standart, nitelikli) mallar, tüketildikten sonra misliyle iade edilmesi mümkün olduğundan, borç (karz) olarak alınıp verilebilir. Kıyemi malların borç verilmesi ise kıymetlerinin takdiri kişilere göre farklılık arz edeceğinden ve nizaa sebep olacağından Hanefî, Mâlikî ve Şâfiîler tarafından ilke olarak caiz görülmemiştir. Ancak yine Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler, kıyemi olmakla birlikte özellikleri birbirine yakın olan hayvan vb. kıyemî malların, özelliklerinin belirtilmesi şartıyla selem ve karz gibi borç akitlerine konu olmasını kabul etmektedirler. (Serahsî, el-Mebsût, 12/163; Kâsânî, Bedâ’i, 7/395; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/238; Mevvâk, et-Tâc ve’l-İklîl, 6/528; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc; 3/17-18, 33; Desûkî, Hâşiye, 3/222) Buna göre örfen ihtiyaç oluşması, taraflar arasında anlaşmazlığa yol açmayacak şekilde cins, renk, yaş ve cinsiyet gibi özelliklerinin belirlenmesi kaydıyla, mislî mal gibi değerlendirilebilen mallar borç olarak verilebilir. Ancak yukarıdaki şekilde özellikleri belirlenemeyen kıyemî malları borç olarak vermek caiz olmaz.

Standart nitelikli olmayan (kıyemî) mallar borç olarak alınıp verilebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Takas, zimmette sabit olan borçların karşılıklı mahsuplaşma suretiyle düşürülmesini ifade eder. Karşılıklı borçlarda cins, vasıf, vade vb. niteliklerde eşitlik olması, tarafların veya üçüncü şahısların hakkının ihlâl edilmemesi ve faiz yasağı gibi şer’î bir kuralın çiğnenmemesi kaydıyla, borç miktarınca takas işlemi yapmak caizdir. Buna karşılık borçlar arasında cins ve vasıf farklılığı var ise takas ancak karşılıklı rızâ ile gerçekleşebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 6/19; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/840; 4/250; 5/266) Örneğin aynı miktar Türk Lirası borçlarında mahsuplaşma, tarafların irâdesine bağlı olmaksızın kendiliğinden gerçekleşirken altın borcu Türk Lirası ile ancak karşılıklı rızayla takas edilebilir. Bununla birlikte ilerde meydana gelebilecek tartışmaların önüne geçilmesi açısından, kendiliğinden gerçekleşen mahsuplaşmadan tarafların haberdar olması uygun olur.

Borç ilişkilerinde takas (mahsuplaşma) caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Alım-satım sözleşmelerinde esas olan, akit esnasında malın fiyatının taraflarca açık ve net bir şekilde belirlenmiş olmasıdır. Bununla birlikte çok eski zamanlardan beri insanların, örfen belirlenmiş olan ödeme zamanındaki piyasa fiyatı üzerinden ödenmek üzere, fiyat belirlenmeden alışveriş yaptıkları da bilinmektedir. Bu durumda fiyatın belirlenmemiş olmasının alışverişe etkisi İslâm âlimlerince tartışılmıştır. Hanefî kaynaklarda zorluğu (harac) gidermek amacıyla örfe dayalı olarak kişinin bir iş yerinden fiyat belirlenmeden ve bedeli ürün tüketildikten sonra ödenmek üzere peyderpey bir mal almasının (isticrâr akdi) istihsanen caiz olduğu yönünde görüşler mevcuttur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 4/516) Hanbelî eserlerde de günlük alınıp tüketilen belli bir malın bedelinin, aybaşı veya yılbaşı gibi ödeme zamanlarındaki piyasa fiyatı esas alınarak toptan ödenebileceği belirtilmektedir. (İbn Kayyim, İ‘lâmü’l-muvakkıîn, 5/401-402; Merdâvî, el-İnsâf, 4/310) Bu hususta gerek bazı Hanefîler gerekse Hanbelîlerin içtihatları halkın bu yöndeki ihtiyacına, bu ihtiyaca binaen öteden beri oluşmuş bulunan örfe ve uygulamanın taraflar arasında nizaa/anlaşmazlığa götürmemesine ve bütün bunlara dayanan istihsan gibi gerekçe ve delillere dayanmaktadır. Günümüzde de özellikle fiyatların istikrarsız olduğu dönemlerde toplumda bu yönde bir örf oluşması durumunda insanların maslahatı dikkate alınarak demir, çimento, mazot veya un gibi mislî (standart) malların fiyatları baştan belirlenmeden sadece miktarının kaydedilmesiyle yapılacak bir işlem caizdir. Bu durumda fiyatı belirlenmeden alınan malın bedeli, tarafların karşılıklı rızası ile nizaa sebep olmayacak bir şekilde, örfen aralarında belirlenen ödeme günündeki rayiç fiyat üzerinden ödenir.

Demir, çimento, mazot ve un gibi mislî (standart) bir malın fiyatı belirlenmeden
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elektronik Ürün Senedi (ELÜS); lisanslı depolara teslim edilen saklanabilir tarım ürünleri karşılığında düzenlenen ve ürünün cins, sınıf ve kalitesi gibi detaylarını gösteren mülkiyet belgeleridir. İlgili kurum nezdinde elektronik olarak kaydı tutulan ELÜS, ticaret borsalarında alım-satıma konu olabilmektedir. Buna göre ELÜS; dinen meşru, fiziken mevcut ve aynı vasıfta teslim edilebilir bir ürünü temsil etmesi hâlinde bu senetlerin alım-satımını yapmak caizdir. Ancak bu senetlerin organize teverruk işlemlerine konu edilmesi caiz değildir. Ayrıca iki ürünü temsil eden senetlerin birbiriyle mübadele edilmesi durumunda; aynı cins mallarda peşinlik ve eşitlik, farklı cins mallarda peşinlik şartına riâyet edilmelidir. İşlemin vadeli olması hâlinde ise bedellerden en az birinin peşin olması gerekir. ELÜS’ün, faizli işlemler dışında rehin vb. şekillerde teminat gösterilmesinde ve temsil ettiği ürünün sigortalanmasında da fıkhen bir sakınca bulunmamaktadır.

Elektronik ürün senedi (ELÜS) alıp-satmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tahvil, orta ve uzun vadede borç sağlamak amacıyla anonim şirketler, devlet ya da kamu kuruluşları tarafından çıkarılan, yatırımcıların anaparasını garanti altına almasının yanında belirli vadelerle hamiline faiz getirisi sağlayan borç senetleridir. İslam’da verilen borcun belli bir senetle teminat altına alınmasında herhangi bir sakınca yoktur. Ancak anaparanın dışında herhangi bir ücret almak ya da menfaat sağlamak faiz kapsamındadır. Buna göre altın tahvili, altına endeksli bir iç borçlanma senedi olması hasebiyle vade sonunda anaparaya ilaveten belli oranda faiz getirisi sağladığından dinen caiz değildir. Altına dayalı kira sertifikası uygulaması ise, belli miktarda altın birikimine sahip bir kimsenin, bu meblağ karşılığında bir varlığı (gayrimenkul) ya da hissesini belli süre sonra geri satabilme ya da devir hakkı saklı kalmak kaydıyla devletten satın alması ve ardından devlete kiralaması işleminden ibarettir. Dolayısıyla altın kira sertifikasına sahip olan bir kimse; devletten satın alıp yine devlete kiralamış olduğu bir varlığa ait mülkiyeti temsil eden belgeye sahip olmakta ve belirlenen kira bedelini almaktadır. Üzerinde anlaşılan vadenin bitiminde ise devlet, sertifika karşılığında almış olduğu altını sertifika sahibine aynı miktarda fiziki olarak teslim etmek, hesabına yatırmak ya da o günkü değeri üzerinden nakit olarak geri vermek suretiyle malı ondan satın almaktadır. Buna göre işleyişi yukarıda anlatıldığı gibi olmak kaydıyla, altına dayalı kira sertifikası uygulaması fıkhen caizdir. Bu muamelenin cevazı Hanefiler tarafından meşru görülen “bey’ bi’l-istiğlâl” akdine dayanmaktadır. Bey’ bi’l-istiğlâl, satıcının bedelini ödediğinde sattığı malı geri almak ve bu süre zarfında kiralayarak kullanmak üzere yapılan satışa denir. (Mecelle, md. 119) Vefâ yoluyla satış ve icareden mürekkep bir akit olarak kabul edilen bu muamele hakkında farklı yaklaşımlar ileri sürülmüş olmakla birlikte, akde konu taşınmazın satışı ve tahliye yoluyla müşteriye teslimi sonrasında müşteriden kiralanması halinde söz konusu muamelenin caiz olacağı bazı âlimler tarafından kabul görmüştür. (Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtar, 449; Çatalcalı Ali Efendi, Fetâvâ-yı Ali Efendi, 1/300-301; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, 1/781; Bilmen, Kâmus, 6/127-128)

Altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası caiz midir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.