Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hafızayı güçlendirmek için özel bir dua var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Şöyle bir soruma cevap ver: Maazallah sen kıpkızıl bir kafir olsa idin, Allah’ın kapısı sana açık olmayacak mı idi? Kim hatasından geri gelmek istedi de Allah Teâlâ onu kabul etmedi, kim? Önce bunu anla, zihnine kazı, ebediyyen unutma: Allah’ın kapısı açıktır, herkese açıktır. Elbette böyle büyük bir nimetin kadrini bilememek ve yılları boşa geçirmek zarardır ama asla bu durum işin sonu da değildir. Bugün Kur’an ile barışmaya ve onunla donanmış olmaya karar versen biiznillah kararında samimi olduğun sürece iyi yoldasın ve iyisin demektir. Bundan şüphe etmeyiz. Peki ne yapabilirsin? Sana örnek bir tablo çizeyim: - Önce beyninden umutsuzluğu sil. Ben dönersem hatamdan Rabbim beni kabul buyurur diye iman et. Önce beyin temizliği. Şeytanın saldırılarından korunmak, önce bu. - Kolay kolay Kur’an ezberi sıfır olmaz, erir incelir ama sıfır olmaz. Bu da şu demektir: yeniden ezbere döndüğünde olmaz bir şeyle karşılaşmayacaksın sen. Biraz uzun, biraz zor ama olabilir bir iş ile karşılaşacaksın biiznillah. - Bir hafız ve hafız yetiştirmiş hoca efendiye git. Senin durumunu bir iki gün içinde denesin, tespit etsin. Kayıbını ve takviyen için ne yapman gerektiğini ondan öğren. - Buna da imkanın olmazsa üç sahifelik surelerden birini yeniden ezberler gibi ezberlemeye çalış. Günde bir saat çalışarak bir haftada onu yani sureyi yanlışsız okuyabilirsen biiznillah iş kolay olacak demektir. Ondan sonra bana durumu yaz, yol planı yapalım. Şimdi zihnini temizle ve yola çık.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim: İlim, hiçbirimizin dibini bulamayacağı bir deryadır. Allah Teâlâ, bilmişlik iddiasından ve Allah adına yanlış söz söylemekten hepimizi muhafaza buyursun. Bir Mü’min kardeş olarak, yanlış gördüğünüz hususu uyarmanız ne kadar güzel bir şey ama daha nazik olsanız daha makbul bir iş yapardınız. Günümüze kadar gelen fukaha, ikindinin farzından önceki nafilenin, öğlenin farzından önceki nafile düzeyinde olmadığını söylemişlerdir. Bunun için de 'gayrı müekked' Sünnetlerden birine örnek olarak zikredilmiştir. Bizim yazdıklarımızda da belirtilen odur. Bu kardeşiniz ne fakihtir ne de öyle bir iddiası vardır. Bu sitenin sloganı 'KÜTÜPHANEDEN HALKA BİLGİ AKTARIMI' üzerine kuruludur. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Fukahanın, öğlenin Sünneti gibi değil dediği bir Sünnet ne yapmalı idim, ne tavsiye ederdiniz? Hanefî Fıkhı'na dair muteber kitaplardan el-Muhit el-Burhanî'de (1/444) ikindi namazından önceki dört rekât Sünnetle ilgili olarak şunu zikretmektedir: 'İkindiden önceki Sünnet'i, dört rekât olarak kılarsa GÜZEL OLUR. Bu durumda yapmakla yapmamak arasında muhayyer bırakılmıştır. Çünkü Resûlullah aleyhisselam bazan kılıyor bazen de terk ediyordu onu.' Benzer ifadeler için Mebsut (1/156); Tühfe (1/195); Bedai' (1/285)'e bakılabilir. Fukaha da sözünü ettiğiniz hadisleri ve hadislerdeki müjdeleri, teşvikleri görmüşlerdir. Nitekim zikrettiğim kaynaklarda bu hükmün önünde ve arkasında o hadisleri zikretmektedirler. Ne var ki fukaha, bir hadisi bulup onunla amel etme yerine o hadisin Sünnet'in genel uygulamasında nereye oturduğunu inceleyerek hüküm belirtmişlerdir. İkazınız için teşekkür ederim, Allah sizden razı olsun. Kanaatimiz, bu hususta fukahadan yanlış bir nakil yapmadığımız şeklindedir. Dualarınızı bekleriz. Allah Teâlâ'ya emanet olunuz.
Kızım, bunu denemen mümkündür. Şöyle yap: - Bir sahifeyi hatasız bir şekilde iki dakikada okuyabiliyor musun? Okuyamıyorsan bunu geliştir. Okuyabiliyorsan, - Herhangi bir sahifeyi bir sabahtan akşama kadar ezberlemeye çalış. Bir günde ezberleyebiliyorsan, ertesi gün onu ezber okuyup okuyamadığını dene. Okuyamıyorsan, yüzünden okumayı biraz daha geliştirip iki hafta sonra tekrar denetle. - Okuyabiliyorsan mesela Hicr suresini ezberlemeye çalış. Her günü bir sahifeyi geçmeyecek şekilde ezberlemen gerekiyor. Hicr suresini bitirince onun tamamını okuyup okuyamadığına bak. Sonucu tekrar bana yaz, ona göre değerlendiririz. Allah kolay etsin.
Selamünaleyküm. Namazda veya başka bir yerde dua ettikten sonra ELLERİ KALDIRMAK VE YÜZE SÜRMEK Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'inde vardır. FATİHA OKUMAK İSE yoktur. Okunmasında ise hiçbir sakınca yoktur. Allah işinizi kolay etsin, kalbinize huzur versin, ailelerinizi mutlu etsin. Doğru bildiğinizi muhakkak yapın ama başka mü'minlerle tartışmamalısınız. Herkes bildiğini kendine saklamalı, huzurunuzu kaçıracak, mü'min kardeşliğe zarar verecek tartışmalara girmemelidir.
Kur'ân-ı Kerim’de dua ile ilgili âyetler geniş bir yer tutar. İki yüz kadar âyet doğrudan dua ile ilgilidir. Ayrıca tesbîh, hamd, şükür, istiâne (Allah'tan yardım dileme), istiâze (kötü ve şerli olan her şeyden Allah'a sığınma), tazarru (kendi eksikliğini bilerek Allah'a yalvarma), tövbe ve istiğfar gibi kulun Allah’a yönelişini ve isteklerini ifade eden çok sayıda âyet de dua ile alakalıdır. Dua ile ilgili âyetlerin bir kısmında insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usûl, âdâb ve tesirleri üzerinde durulmuştur. (en-Nisâ, 4/32; el-A’râf, 7/29, 55, 180; Yûsuf, 12/86; el-Mü’min, 40/60) Örneğin Allah Teâlâ; "Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): 'Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.'…" (el-Bakara, 2/186) buyurarak insanların dua ile kendisine yönelmelerini istemiştir. Bazı sûre ve âyetler dua metinleri mahiyetindedir. Fâtiha sûresi buna güzel bir örnektir: "Rahmeti sonsuz, merhameti tükenmez olan Allah'ın adıyla. Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi olan Allah'a yaraşır. O, sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan, rahmetiyle her şeyi kuşatandır. Hesap gününün tek hâkimidir. (Rabbimiz) yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ulaştır. (Hidâyete erdirerek) nimet verdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil." (el-Fâtiha, 1/1-7) Bakara sûresinin 201. âyeti, dua olarak en çok okunan âyetlerdendir: “…Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver; bizi cehennem azabından koru.” Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) dua ederken sıkça bu âyeti okumuş (Buhârî, De‘avât, 55 [6389]; Müslim, Zikir, 26 [2690]) ve okunmasını tavsiye etmiştir. (Müslim, Zikir, 23 [2688]) Peygamberimiz (s.a.s.), ümmet-i Muhammed’in her bir ferdini kuşatıcı mahiyetteki Bakara sûresinin sonundaki şu duaların her gece okunmasını tavsiye etmiş ve okuyan kişiye (sevap olarak veya kötülerin şerrinden muhafaza etmesi bakımından) yeteceğini ifade buyurmuştur (Buhârî, el-Meğâzî, 12 [4008]; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn, 255 [807]): "…Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın! Kâfirler toplumuna karşı bize yardım eyle!" (el-Bakara, 2/286) Âl-i İmrân sûresindeki; "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla..." (Âl-i İmrân, 3/8), “…Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/16), “Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz..." (Âl-i İmrân, 3/53) âyetleri, mü'minlere istikâmet üzere olmayı, bağışlanma dilemeyi ve hidâyete ulaşma yollarını öğreten dua âyetlerindendir. Yine Âl-i İmrân sûresinin 191-194. âyet-i kerîmelerinde; inananların her hâlükârda Allah Teâlâ'yı andıkları, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ettikleri belirtilmekte ve ardından yaptıkları dualarında; cehennem azabından Allah'a sığındıkları, günahların bağışlanıp kötülüklerinin örtülmesini, vefat ederken iyilerle birlikte canlarının teslim edilmesini, ahirette vadettiği nimetlere ulaştırmasını ve hesap gününde kişiyi rezil rüsva etmemesini niyazda bulundukları ifade edilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de her hususta Allah'a niyaz eden ve yakaran peygamberlerin duaları da bulunmaktadır. Bu bağlamda Hz. Âdem (a.s.) ve eşi Hz. Havva'nın cennetten çıkarıldıktan sonra bağışlanmaları için yaptıkları "…Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (el-A’râf, 7/23) şeklindeki duayı, müminler tevbe istiğfar ederken daima zikrederler. Hz. İbrahim’in (a.s.) duaları Kur'ân-ı Kerim'de bir hayli yer tutar. Bunların başında; “Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ihsan et!” (es-Sâffât, 37/100), “Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (el-Bakara, 2/128) duaları gelir. Yine Hz. İbrahim’in (a.s.) Rabbine ilticâ ederek çocuklarının ve zürriyetinin tevhid üzere olmaları, ibadet ve taat üzere yaşamaları için yaptığı dualar bizler için örnek mahiyettedir: "Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" (İbrahîm, 14/40), "Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle! Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl… (İnsanların) diriltilecekleri gün beni mahcup etme. O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm ile gelenler o günde fayda bulur." (eş-Şuarâ, 26/83-89) Toplumu ifsat etmek isteyenlere karşı Hz. Lût (a.s.) şöyle dua etmiştir: "Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldikleri kötü şeylerden kurtar." (eş-Şuarâ, 26/169), "...Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle." (el-Ankebût, 29/30) Hz. Yûsuf (a.s.) da kendisine tuzak kuranlara karşı şöyle dua etmiştir: "...Ey Rabbim! Zindan bana, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum!" (Yûsuf, 12/33), "Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Müslüman olarak canımı al ve beni sâlihler arasına kat!" (Yûsuf, 12/101) Hz. Şuayb'ın (a.s.) kavminin hadsizliklerine karşı yaptığı; "…Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." (el-A’râf, 7/89), "… Başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim." (Hûd, 11/88) şeklindeki niyazları, iltica ve tevekküle örnek teşkil eden dualardandır. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın (a.s.) yaptığı birçok duayı görmekteyiz: "… Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim. Beni bağışla…" (el-Kasas, 28/16) "…Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar." (el-Kasas, 28/21) O, kavminin yaptığı hatalardan dolayı Allah'a şöyle yalvarmıştır: "…Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!" (el-A’râf, 7/151), "…Rabbim!... İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mi edeceksin?… Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük..." (el-A’râf, 7/155-156) Firavuna dini tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Musa’nın (a.s.) kendisine verilen görevin hakkıyla başarıya ulaşması için yaptığı şu niyazlar; özellikle kısa, canlı, ahenkli ve etkili cümleleriyle Kur'ân’daki dua örneklerindendir: "…Rabbim! Yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden (şu) bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver, kardeşim Harun'u. Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir. Ve onu işime ortak kıl. Böylece seni bol bol tesbih edelim. Ve çok çok analım seni. Şüphesiz sen bizi görmektesin." (Tâhâ, 20/25-35) Hz. Süleyman'ın (a.s.) yaptığı şu dua, yaratıcıya nasıl hamd ve şükredileceği hususunda örnektir: "…Ey Rabbim! Beni, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat." (en-Neml, 27/19) Hz. Eyyûb (a.s.) de Rabbine şöyle niyaz eder: "…Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin." Bunun üzerine Yüce Allah onun duasını kabul ederek dert ve sıkıntılarını gidermiştir. (el-Enbiyâ, 21/83-84) Yine denize atılan ve bir balık tarafından yutulan Hz. Yûnus'un (a.s.), karanlıklar içinde; "…(Rabbim!) Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) şeklinde yaptığı dua, bütün müminlerin dilinde tevbe ve istiğfâr duası olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimize (s.a.s.) ve müminlere yapmaları öğütlenen bazı dualar da zikredilmektedir: "… De ki! Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir." (et-Tevbe, 9/129), "…Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir." (el-Enbiyâ, 21/112), "…Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen, bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim!" (el-Mü’minûn, 23/93-94), "…Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!" (el-Mü’minûn, 23/97-98), "…Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin." (el-Mü’minûn, 23/118), "…Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım eden bir kuvvet ver." (el-İsrâ, 17/80), "…Rabbim, benim ilmimi artır." (Tâhâ, 20/114) Kur'ân’daki dua örneklerinde, insanların sadece kendileri için dua etmemeleri; anne-babalarına, eşlerine, çocuklarına, diğer yakınlarına ve bütün müminlere de dua etmeleri istenir: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar (annem-babam) beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!..." (el-İsrâ, 17/24), "…Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!" (el-Furkân, 25/74), "…Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!" (el-Haşr, 59/10) Hz. Nuh ve Hz. İbrahim de kendilerinin, ana-babalarının, etraflarındaki müminlerin ve kadın-erkek tüm inananların bağışlanması için dua etmişlerdir. (Nûh, 71/28; İbrâhim, 14/41) İnsan dua ederken elbette kendisi için iyi olduğunu düşündüğü şeyleri ister. Ancak Kur'ân Kerim, insanın bazen hayır istediğini düşünerek şer olacak şeyi istediğine de dikkat çeker: "İnsan, hayır için dua ettiğini düşünerek (bazen) şerri ister. Zira insan pek acelecidir!" (el-İsrâ, 17/11) Nitekim Bakara sûresi 216. âyette; "…Bazen hoşlanmadığınız (kötü gördüğünüz) bir şey sizin için hayır olabilir. Arzu ettiğiniz bir şey de sizin için şerli olabilir. Allah her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz." buyrulmaktadır. Hz. Nuh (a.s.) da duasında bu durumu dile getirmiştir: "…Rabbim! Senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ziyana uğrayanlardan olurum!" (Hûd, 11/47) Aynı zamanda inananlar için bir öğüt, hidâyet, rahmet ve şifa kaynağı olan Kur'ân Kerim'de, kulların maddî ve manevî hastalık, sıkıntı vb. durumlarda Yüce Allah’a sığınması öğütlenmektedir. (et-Tevbe, 9/14; Yûnus, 10/57; el-İsrâ, 17/82; el-Enbiyâ, 21/83-84; eş-Şu’arâ, 26/80; Fussılet, 41/44) Bununla birlikte Kur'ân-ı Kerîm, insanın darlıkta olsun genişlikte olsun daima dua etmesini ister. Sadece başı dara düştüğünde dua etmesini yeterli görmez. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır; "İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider..." (Yûnus, 10/12) Bir şeyin olmasını isteyen kişi hem elinden geleni yapacak hem de dua edecektir. Nitekim Kur'ân’da Müminlere, iman etmelerinden sonra ısrarla sâlih amel işlemelerinin emredilmesi, sözlü ve fiili duanın birbirinden ayrılmaması gerektiğini göstermektedir: “İman edip salih amel işleyenlere, zemininden ırmaklar akan cennetler verileceğini müjdele…” (el-Bakara, 2/25) Bu itibarla akıl ve irâde sahibi insan, ancak ortaya koyduğu en temel eylemlerden birisi olan kulluk ve dua ile Allah katında bir kıymete erişebilir: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 25/77) Kur'ân-ı Kerim’de yer alan duaların sadece dünya hayatıyla sınırlı olmadığı, ahiret âleminde de devam edeceği anlaşılmaktadır. Cennetliklerin, ahirette kavuşacakları nimetlerden dolayı Allah’a samimi bir kalple yapacakları dualarda büyük bir mutluluğun ve huzurun izleri görünmektedir: "Onların oradaki duası: «Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!» (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise «selâm» dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur." (Yûnus, 10/10) Sonuç itibarıyla Kur'ân-ı Kerîm'de, kulun; her hâlde Allah'a hamd-u senâ etmesi, O'na niyaz edip günahından afv ve mağfiret dilemesi, darlıkta ve genişlikte, hastalıkta ve sıkıntılı durumlarda O'ndan yardım istemesi, dünya ve ahiret saadeti için Allah'a yalvarması istenmektedir. Yine insanın; sadece kendisi için değil de anne-babası, eşi, çocukları, akrabaları ve bütün müminler ve onların tevhid üzere kulluk edip, taatten ayrılmamaları için dua etmesi de öğütlenmektedir. Yapılan bu yakarışlar karşısında Yüce Allah'ın, kulunun her an yanında olduğu ve ona cevap verdiği, dualarını kabul edip sıkıntılarını giderdiği de Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Hz. Âdem'den (a.s.) Peygamberimiz'e (s.a.s.) kadar bütün peygamberlerin her fırsatta Allah'a niyazda bulunup ona iltica ederken yaptıkları yakarışlar, bizler için en güzel dua örneklerini teşkil eder.
Allah Teâlâ size ve eşinize sabırlar ihsan etsin. Ne mutlu size ki, Allah Teâlâ’nın imtihanını kendinize nimet olarak görmüşünüz, aman bunu kaybetmeyin. O çocuk sizin cennetinizdir. Yemek yapma fizik yap demişler ya ona bir ilave de ben yapayım: Hafızlık da yapma, çocuğa bak. O senin cennetindir. Planlama ile alakalı da şunu söyleyebilirim: Uzun sürmeyecek yoğun planlamalar bıktırır ve kişiyi hiç noktasına kadar sürükleyebilir. Gerçeklere uymaya bakın. • Önce ve her şeyden önce imanınız. • Sonra farz ibadetleriniz. • Sonra karı koca sizin saadetiniz. • Sonra yavrunuz. • Sonra ekonominiz. • Sonra farz düzeydeki ilmi çalışmanız. • Sonra aile bireyi yakınlarınız. • Sonra geniş ilmi çalışmanız. • Sonra sosyal kimliğiniz. • Sonra fantezi denebilecek zevkleriniz… Böyle bir çalışma yapın ve bunu kesinlikle ZAMANA YAYIN. Acele başlayan çabuk bitirebilir. Sayılarla ilgilenmeyin, ihlası önemseyin. Mevcut ilim çalışmanızdan biraz kısın ve Kur'an okuyun. Şimdilik hafızlık değil de seri okuyuş mantığı ile devam edin. Yavrunuz biraz ayağa kalkınca hafızlığı tekrar gündeme getirirsiniz biiznillah.
İBADET, DUA ve TÖVBE konusundaki diğer fetvalar
Dinî kaynaklarda insan hayatında duanın önemine çeşitli vesilelerle vurgu yapılmış (Tirmizî, Deʽavât, 1 [3370]; İbn Mâce, Duâ, 1 [3829]), inananlara nasıl dua yapılacağı hususunda örnekler de sunulmuştur. (el-A'râf, 7/55) Gerek Kur’ân-ı Kerîm’deki dua örnekleri ve gerekse Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen bu konudaki hadisler arasında çevirgel/döngel duası diye bir dua yoktur.
Cinlerin varlığı haktır. Ancak mahiyetleri konusunda fazla bir şey bilinmemektedir. Cinler, duyu organlarıyla algılanamayan varlıklar olduğu için onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur’ân-ı Kerîm ve sahih hadisler, cinlerden bahsetmektedir. Allah’ın kudreti karşısında hiçbir varlığın gücü yoktur. (el-Bakara, 2/102) Allah’a sığınan bir kimseye O dilemedikçe hiçbir şey zarar veremez. (el-Cin, 72/13) Fakat Allah’a sığınma yerine cinlere boyun eğen kimseleri cinlerin vesvese vermek suretiyle etkileyebileceklerine, “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.” (el-Cin, 72/6) mealindeki âyet işaret etmektedir. Cinler de insanlar gibi Allah’a kulluk görevi olan, ancak yaratılışları gereği insanlardan farklı yapıdaki varlıklardır. Cinler, Allah’ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezler. Onlar gaybı bilmezler. İnsandan farklı yönleri, hızlı hareket kabiliyetleri ve kendilerini görmediğimiz hâlde bizi görebilmeleridir. Allah Teâlâ, Felak ve Nâs sûrelerinde, “karanlığı çöktüğünde gecenin”, “düğümlere üfleyenlerin” ve “cin ve insanlardan insanların kalbine vesvese veren sinsi vesvesecilerin şerrinden” Allah’a sığınılmasını istemiştir. Hz. Peygamber de (s.a.s.) hayatı boyunca her şeyin şerrinden Allah’a sığınarak sürekli Felak ve Nâs sûrelerini ve Âyetü’l-Kürsî’yi okumuştur. (Buhârî, Vekâlet, 10 [2311]; Fezâilü’l-Kur’ân, 10, 14 [5010, 5016-5017])
Yapılan ibadetin veya hayrın sevabının başkasına bağışlanmasının caiz olup olmadığı tartışmalıdır. Kimi âlimlere göre, kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, kıldığı namazın ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını ve ne gibi iyilikler yapabileceğini soran kişiye Hz. Peygamber (s.a.s.), “Evet, onlara dua etmek, rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 130; İbn-i Mâce, Edeb, 2) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabîye de, “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vasâyâ, 19; Müslim, Zekât, 51) buyurmuşlardır. Bu ve benzeri rivayetlere dayanan âlimlere göre, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi, çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Fakat unutulmamalıdır ki sorumluluk ferdîdir ve herkes öncelikle kendi ameliyle hesaba çekilecektir (İsrâ, 17/13; Müddessir, 74/38). Yapılan ibadet ve hayırların sevabının bağışlanması, hayır duada bulunulması için kabir başında bulunmak şart değildir. Ancak imkânı olanların zaman zaman kabir ziyaretinde bulunarak hem ölümü hatırlaması hem de orada dua etmesi daha uygundur. Zira Hz. Peygamberin (s.a.s.) Cennetü’l-bakî’ye gidip orada dua ettiği bilinmektedir (Müslim, Cenâiz, 102).
Safer,.kamerî/hicrî takvimin Muharrem ayından sonra gelen ikinci ayıdır. Safer ayının uğursuz olduğu ve bu ayda bela ve musibetlerin çokça meydana geldiği şeklinde ki anlayış Cahiliye dönemine ait olup (Ebû Dâvûd, Tıb, 24 [3914-3915]; bk. Buhârî, Tıb, 25 [5717]; Müslim, Selâm, 101-103 [2220]) dinimizde yeri yoktur. Dolayısıyla böyle bir anlayış hurafedir. Bu ayın diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.), böyle bir anlayışı reddetmiş ve “Safer ayında uğursuzluk yoktur” buyurmuştur. (Buhârî, Tıb, 19 [5707]) Safer ayına has özel bir dua veya ibadet şekli de yoktur. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaptığı günlük ibadet ve dualar, bu ayda da yapılır.
Fısıltı, söz, fiskos, kuruntu, işkil demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır. Kur’ân’da vesveseci şeytanın şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiş (en-Nâs, 114/1-6); hadis kaynaklarımızda, müminlere vesvese ile hareket etmemeleri tavsiye edilmiş, vesvesenin dinî-hukukî bir hüküm doğurmayacağı bildirilmiş ve vesvese ile hareket edenin, örneğin; “acaba eşimi boşadım mı boşamadım mı; eşimi boşamış olabilir miyim?” diye kuruntu yapan birisinin talakının (boşamasının) geçerli sayılmayacağı bilgisi yer almıştır. (bk. Buhârî, Talâk, 11 [5269]; Müslim, Îmân, 201-205 [127-129]) Şeytanın insanı küfre sürükleme yollarından birisi de onu şüphe ve tereddüde sürükleyebilecek sorulardır. Kalpten geçen bu sorular, hiç şüphesiz şeytanın vesvesesi ile meydana gelmektedir. Bu istifhamların, desise olarak en şiddetli olanını, bizzat Allah Resûlü (s.a.s.) bize şöyle haber vermiştir: “Şeytan sizden birinize gelerek ‘filan ve filan şeyi kim yarattı?’ der. O kişi ‘Allah yarattı’ deyince peki, ‘Allah’ı kim yarattı?’ der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah’a sığınsın ve o düşünceden uzaklaşsın!” “Sizden herhangi birinize şeytan gelir ve 'Şunu böyle kim yarattı? (Şunu) böyle kim yarattı?' en sonunda, 'Rabbini kim yarattı?' diye sorar(ak sürekli vesvese verir). İşbu raddeye gelince o kişi derhâl (şeytandan) Allah'a sığınsın ve (vesvesesine) hemen son versin!” (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11 [3276]; Müslim, Îmân, 214 [134]) Bazı rivâyetlerde “Allah’a iman ettim, desin!” (Müslim, Îmân, 212 [134]) ilavesi de vardır. Bu itibarla kuruntulu kişilerin, içlerinden bir sesin fısıldadığını söyledikleri küfür vb. ifadeleri, vesvese kapsamında olup sahiplerinin imanlarına ve dinlerine zarar vermez. Zira Allah Teâlâ, kullarını güçleri ile orantılı olarak sorumlu tutmuştur. Yükümlülük güç oranındadır. "Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ashâb-ı kiramdan bazıları gelerek şöyle demişlerdi: ‘Kimimizin aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağı kanaatindeyiz.’ Hz. Peygamber (s.a.s.) ‘Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?’ diye sormuş, oradakiler de ‘Evet!’ deyince, ‘İşte bu (korku) imandandır (akla gelen vesvese de zarar vermez).” (Müslim, Îmân, 209 [132]) buyurmuştur. Konu ile ilgili başka bir hadis-i şerif de şöyledir: “Allah Teâlâ, içlerinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir.” (Buhârî, Talâk, 11 [5269]; Eymân, 15 [6664]; Müslim, Îmân, 201-202 [127]) Kısaca, içinde bulunulan durumdan kurtulmak için bu tür vesveselere itibar edilmemelidir. Zira vesvese, üzerinde durdukça yoğunlaşır.
Halk arasında Hz. Süleyman (a.s.) döneminde yaşanan kuraklık sırasında bir karıncanın yağmur yağması amacıyla yaptığı dua olduğuna inanılan ve bu sebeple “karınca duası” denilen dua, güvenilir hadis kaynaklarında yer almamaktadır. Halk arasında yaygın olan bu duanın içeriği, esmâ-i hüsna’nın bir bölümü, Allah Teâlâ’ya yönelik bazı hitaplar ve bereket talebinden ibarettir. İçeriğinde dine aykırı bir ifade bulunmayan söz konusu duayı okumakta sakınca olmamakla birlikte bu duanın Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivâyet edilen bir hadis olarak anlaşılması ve kazanç temin etmek maksadı ile okunması veya kullanılması dinen caiz değildir.