Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hangi sebeplerle sehiv secdesi yapmak gerekir? Sehiv secdesi nasıl yapılır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İmamınız doğru yapmış. Sehiv secdesi gerektiği halde unutulsa bile namaz kabul olur. Gerekmeden yapılsa da namaza zarar vermez. Allah ibadetlerimizi kabul buyursun. Bütün mü'min kardeşlere selamlar ederiz, bize de dualar ediniz.
Selamünaleyküm. İmamınız doğru yapmış. Sehiv secdesi gerektiği halde unutulsa bile namaz kabul olur. Gerekmeden yapılsa da namaza zarar vermez. Allah ibadetlerimizi kabul buyursun. Bütün mü'min kardeşlere selamlar ederiz, bize de udalar ediniz.
Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması, bir vacibin terk edilmesi veya geciktirilmesi hâlinde; noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir. Farz namazların ilk oturuşunda tahiyyât okunduktan sonra kalkılması gereken bir namazda “Allahümme salli ala Muhammed” diyen kişi İmam-ı Âzam'a göre farz olan kıyamı geciktirdiği için sehiv secdesi yapar; böylece namazı tamam olur. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda sehiv secdesi gerekmez (Kâsânî, Bedâi‘, 1/164).
Kur’ân-ı Kerîm okunurken secde âyetlerini okuyan veya dinleyen kimsenin tilavet secdesi yapması vaciptir. Secde âyeti okuyan kişi namazda değilse, ister âyeti okur okumaz, ister daha sonra kalkıp secdeyi yapar (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/75). Namaz kılan kişinin namazda secde âyeti okuması hâlinde secde âyetinden sonra üç âyetten daha fazla okumayıp, rükûya eğilecekse, tilavet secdesine niyet ederek rükûya gider. Yapmış olduğu bu rükû, aynı zamanda tilavet secdesi yerine de geçer. Şâyet üç âyetten daha fazla okuyacaksa, tilavet secdesine niyet ederek doğrudan secdeye gider ve bir defa secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp kaldığı yerden kıraate devam eder (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/133). Tilavet secdesi, namaz değilse de; taharet, kıbleye dönmek, niyet etmek, avret yerlerinin örtülü olması gibi namazda aranan şartlar tilavet secdesinde de aranır. Ancak tilavet secdesinde iftitâh tekbiri sünnettir. Tilavet secdesi yapacak kişi, ellerini kaldırmadan doğrudan doğruya “Allahu ekber” diyerek bir kere secdeye gidip üç defa “Sübhâne Rabbiye’l- a‘lâ” dedikten sonra yine “Allahu ekber” diyerek secdeden kalkar. Böylece tilavet secdesi tamamlanmış olur. Yani tilavet secdesinden sonra teşehhüt miktarı oturmak ve selâm yoktur. Tilavet secdesini gerektiren âyetleri işiten kişinin, hemen secde yapmaya fırsatı yok ise “Semi‘nâ ve eta‘nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” demesi müstehaptır. O anda yapamadığı secdeyi daha sonra yapar (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 184).
Yapılması gereken sehiv secdesini yanılarak veya unutarak terk eden bir kimse, eğer selâm verdikten sonra gülmek, konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir işte bulunursa veya sehiv secdesi yapmaya vakit kalmaz ise bu kimseden sehiv secdesi düşer. Namazı iade etmesi de gerekmez. Ancak namaza aykırı bir davranışta bulunmadan secdeyi hatırlarsa hemen secde eder (Kâsânî, Bedâi‘, 1/174).
Sizin yaptığınızın sonucu şudur: Farz olan üçüncü rekâtı geciktirdiniz. Bu geciktirme bir salavat okuyacak kadar olunca da sehiv secdesi gerekir. Sehiv secdesi ile namaz tamam olur. Unutulup yapılmasa da namaz biiznillah tamamdır.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Bilinci bir günden fazla yerinde olmayan kişinin bu süre zarfındaki namazların yükümlülüğü düşer. Bu itibarla bitkisel hayata giren ve bir daha iyileşemeyen kimse, bu dönemde kılamadığı namazlardan sorumlu olmaz. Bilincini bir günden daha az süreyle kaybedenlerin, ayıldıkları zaman namazlarını kaza etmeleri gerekir (Semerkândî, Tuhfe, 1/192). Oruç sorumluluğunun düşmesi için ise bilinç kaybının bir ay devam etmesi gerekir. Bir aydan daha az olan bilinç kaybında, tutulamayan oruçların kaza edilmesi gerekir (Semerkândî, Tuhfe, 1/350). Ancak bitkisel hayattayken henüz bir ay dolmadan vefat eden kişinin tutamadığı oruçlar için kaza sorumluluğu yoktur. Dolayısıyla onlar için fidye vermek gerekmez.
Dört rek'atlı namaz kılmakta iken son oturuşta olduğunu zannederek dalgınlık sonucu ilk oturuşta selâm veren kişi, eğer bu selâmdan sonra konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmamışsa kaldığı yerden namaza devam eder ve dördüncü rek'atın sonunda sehiv secdesi yapar. Aksi takdirde bu namazı yeniden kılar. İlk oturuşta selâm verme hatası yanılmaya değil de bilgi eksikliğine dayanıyorsa namaz iade edilir. Mesela seferî olmadığı hâlde seferî olduğu düşüncesi ile normalde dört rek'at olarak kılması gereken bir namazı iki rek'at olarak kılarsa bu namazın dört rek'at olarak yeniden kılınması gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/129).
Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir. (el-Bakara, 2/185) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Hamile kadınlar özellikle farz namazlarını aslî şekliyle kılmaya çalışmalıdır. Zira nafile namazların oturularak kılınması caiz olsa da farz namazların, geçerli bir mazeret olmadığı sürece oturarak kılınması caiz değildir. Ancak hamile bir kadının, namazı aslî şekliyle kılması, zorluk ve meşakkate sebep oluyor ya da bebek için risk oluşturuyorsa farz namazlarını da yere veya sandalyeye oturarak îmâ ile kılması caiz olur. ((Detay için bk. "Ayakta duramayan veya secde yapamayan kişi namazını nasıl kılar?" başlıklı Kurul Kararı – 2026/10)
Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Kıldığı namazın kaç rek'at olduğunda, erginlik çağından itibaren ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Bu şüphe durumu zaman zaman vuku buluyorsa kişi, zann-ı galibine (kuvvetli kanaatine) göre hareket eder. Eğer kaç rek'at kıldığı hususunda zann-ı galibi (kuvvetli kanaati) de yoksa bu durumda kişi, az olan rek'at sayısını esas alarak namazına devam eder. (Şürünbülâlî, Meraki’l-felah,182). Örneğin dört rek'atlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rek'atın birinci rek'at mı ikinci rek'at mı olduğunda kuşkuya düşüp bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rek'at kılmış sayar ve birinci sayılan rek'atın ikinci; üçüncü sayılan rek'atın da dördüncü rek'at olma ihtimali bulunduğu için her bir rek'atın sonunda oturur ve tahiyyâtı okur, sonunda da sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar (Kâsânî, Bedâi‘, 1/165, 166).
Namaz kılmakta olan birisi, son oturuşu yapmadan unutkanlıkla ayağa kalkarsa, secdeye varmadıkça geri oturup tahiyyât duasını okuduktan sonra sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar. Eğer kalktığı rek'atın secdesini yapmışsa İmam Ebû Hanîfe ve İmam Ebû Yûsuf’a göre artık bu namazın farz namaz olarak tamamlanması mümkün olmaz. Kılmakta olduğu namaz, iki veya dört rek'atlı bir namaz ise bu durumda, bir rek'at daha kılarak namazını tamamlar. Bu namaz, nâfileye dönüşmüş olur. Ardından bu farzı yeniden kılması gerekir. Yanlışlıkla kalkılan rek'atın secdesi yapılmışsa buna bir rek'atın eklenmesi, nâfile namazların çift sayılı rek'atlar şeklinde kılınmasının meşru olmasından dolayıdır (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/112). Kılmakta olduğu namaz akşam namazı ise kalktığı rek'atın secdesini yapmamışsa, yukarıda olduğu gibi geri oturup sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar. Eğer kalktığı rek'atın secdesini yapmışsa bu durumda namazı dört rek'at olarak kılmış olur. Kıldığı namaz bu hâliyle nâfileye dönüşmüş olacağından akşam namazının farzını yeniden kılar.
Namazın farziyyeti Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Kur’ân-ı Kerim’de “Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisâ, 4/103) ve “Namazı dosdoğru kılın” (el-Bakara, 2/43) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazı, “dinin direği” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/231 [22069]; Tirmizî, Îmân, 8 [2616]) olarak nitelendirmiş, “en hayırlı amel” (İbn Mâce, Tahâret, 4 [277]) olarak tanımlamış ve kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Nesâî, Salât, 9 [465]) Hz. Peygamber (s.a.s.) “Kim namazı kasten terk ederse Allah’ın ve Rasûlü’nün himayesi ondan uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/421 [27404]; İbn Mâce, Fiten, 23 [4034]) buyurmuştur. Bu sebeple namazın terk edilmemesi ve îmâ ile de olsa mutlaka kılınması gerekir. Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kitap ve Sünnette belirtilmiş, nasıl kılınacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından sözlü ve fiili olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, secde ve ka’de-i ahiredir. Kur’ân-ı Kerim’de “Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (el-Bakara, 2/238), “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (el-Hac, 22/77) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de namaz kılmayı öğrettiği bir sahabîye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra “Bunu da yaptığında namazın tamam olur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Salât, 226 [302]) Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir (el-Bakara, 2/185). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre; Kişi, ibadet ederken içten ve samimi olmalı, ibadetlerini şekil şartlarıyla birlikte özenle yerine getirmeye çalışmalıdır. Namazı aslî şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedenî rahatsızlıklar bu konuda mazeret olarak görülmemelidir. Diğer taraftan sandalyede veya oturarak namaz kılmak camide cemaate katılmaya engel bir durum değildir. Bu şekilde namaz kılanların safa katılmaları gerekir. Bu kimseler taburelerini bulundukları saf hizasında tutmalı, arka safta namaz kılanların secdesini engellememelidir. Ayrıca camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması uygun değildir. Zira bu durum safa katılmaya engel teşkil ettiği gibi cami âdâbı ve kültürüyle de bağdaşmaz.