İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Hamile bir kadın namaz kılarken zorlanmakta ise namazlarını oturarak veya îmâ ile kılabilir mi?

Cevap

Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir. (el-Bakara, 2/185) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Hamile kadınlar özellikle farz namazlarını aslî şekliyle kılmaya çalışmalıdır. Zira nafile namazların oturularak kılınması caiz olsa da farz namazların, geçerli bir mazeret olmadığı sürece oturarak kılınması caiz değildir. Ancak hamile bir kadının, namazı aslî şekliyle kılması, zorluk ve meşakkate sebep oluyor ya da bebek için risk oluşturuyorsa farz namazlarını da yere veya sandalyeye oturarak îmâ ile kılması caiz olur. ((Detay için bk. "Ayakta duramayan veya secde yapamayan kişi namazını nasıl kılar?" başlıklı Kurul Kararı – 2026/10)
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizde sorumluluklar kulun gücüne göre belirlenmiş, gücü aşan durumlar için kolaylaştırma esası getirilmiştir. Hastalık da bu kolaylaştırma sebepleri arasında yer almaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuşlardır. Îmâ, namazda rükû ve secdeyi baş işareti ile yapmaktır. Îmâ ile namaz kılan kişi rükû için başını biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer. Secdede başını yere koyamayan kimsenin, önüne koyduğu yüksekçe bir şeye secde etmesi mekruhtur. (Serahsî, el-Mebsût, 1/217) Hanefîlere göre îmâ, mutlaka baş ile yapılmalıdır. Başı ile îmâ etmeye gücü yetmeyen kimse namazını kazaya bırakır; göz ve kaş hareketleriyle veya kalbinden geçirerek namaz kılamaz. Bu halde üzerinden beş vakit namazdan fazla namaz geçen kimsenin namazlarını kaza etmesi gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/108; Merğinânî, el-Hidâye, 1/77) Şâfiî mezhebine göre ise başıyla îmâ etmeye gücü yetmeyen kimse gözü veya kaşıyla; buna da gücü yetmezse kalbinden geçirerek namazlarını kılar. Bu şekilde kıldığı namazları kaza etmesi gerekmemekle birlikte sağlığına kavuştuğunda iade etmesi müstehap görülmüştür. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 1/468-470)

Îmâ ile namaz nasıl kılınır? Gözle îmâ ederek namaz kılınabilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Farz namazlar açısından bakıldığında kural şudur: a- Rukünler nasıl emredildi ise öyle yapılır. b- Ayakta duramayan, nasıl durabiliyorsa öyle durur. Bu 'duramamak' hâli, normal bir duramamaktır. Özellikle ağrı çekmeyi gerektirecek bir zorlamaya gerek yoktur. İbadettir diye meşakkat çekmek gerekmiyor. Burada kişinin ne kadar meşakkat çektiği ne kadar da normali meşakkat gördüğü o kişi ile imanı arasında bir mesele olarak ele alınır. Nafile namazlarda ise farzlardaki gibi değildir. Biraz daha rahat bir çizgide kılınabilir nafile namazlar. Mesela çok yorgun biri farzları muhakkak ayakta kılması gerekirken nafileleri oturarak kılabilir.

Hocam, fiziksel olarak namaz kılmakta zorlanan bir kişinin önceliği sürekli ayak
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sandalyede namaz ile alakalı olarak şu kuralları zikredebiliriz: a- Ayakta namaz kılabilenin oturarak veya sandalyede namaz kılması caiz değildir. Buradaki ‘kılabiliyor’ olmak, kıldığı zaman katlanılmaz bir acı çekmemek, muhtemel bir arızaya sebep olmamak diye anlayabiliriz. ‘Muhtemel bir arıza’ hayali olmamalıdır. Mesela burun ameliyatı olmuş birisinin eğilmemesini tavsiye etmiş ise doktor bu muhtemel bir arızadır. Belindeki bir ağrıdan ötürü daha sonra acı çekecek birininki muhtemeldir. b- Ayakta kılamayan ise kılabildiği gibi kılar. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ‘Ayakta kıl. Kılamazsan oturarak kıl. Ona da gücün yetmezse yaslanarak kıl.’ Yalnız şu da bilinmelidir: Oturarak kılacak olan, oturması ne kadar gerekiyorsa o kadar için ruhsatlı sayılır. Mesela iftitah tekbirini ayakta yapabiliyorsa onu yapmalıdır. Ruku yapabiliyorsa onu yapmalıdır. c- Bu kurallar farzlar için böyledir. Nafile namazlarda ise biraz daha rahat kılınabilir. d- Namazı oturarak kılmak durumunda olan yani bu hususta ruhsatlı kabul edilen, nasıl oturabiliyorsa öyle oturur. Buna sandalye de dahildir. e- Sandalyede kılan, ruku ve secdeye gidemiyorsa ruku için başını eğer, secde için ise biraz daha fazla eğer. Buna ima ile kılma deriz. Yalnız secde etmek için mesela bir minderi dizine koyarak secde etmesi caiz olmaz. f- Camilerde sandalyede namaz kılanlar safı bozmamaya dikkat etmelidirler. Omuzu yandakinin omuzuna gelecek şekilde sandalye koymalı ve o şekilde saf olmalıdırlar.

Son zamanlarda camilerde özel bir saf oluşturulmuş gibi sandalyede namaz kılınıy
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Eğer hamileliğinizde bir sorun yoksa yani kesin hamile iseniz gördüğünüz kanı özür kanı kabul etmenizi tavsiye ederiz. Özür kanı olması demek, her namaz vakti abdest alıp namazınızı kılmanız demektir. Namazları bırakmayın sakın. Oturduğunuz yerde hareket etmeden de hasta gibi kılabilirsiniz namazınızı. Sadece farzları kılsanız da olur. Kılamadıklarınızı da kaza etmelisiniz daha sonra. (Şöyle bir ayrıntıyı da bilmenizde yarar vardır: Bu konuda bazı âlimler gördüğünüz kanın aybaşı kanı olabileceğini de söylemişlerdir. Biz sizin durumunuzu gördüğünüzün aybaşı kanı olarak kabul edilmeyeceği bilakis özürlü durum sayılacağı görüşüne göre size nakil yaptık.) Geçmiş olsun.

Hocam ben yeni hamileyim. Sürekli olan 2 gün kanamam vardı. Şimdi aralıklı lekel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ işininiz kolay kılsın, size de yavrunuza da afiyetler ihsan etsin. Hamilelik dönemi ve özellikle de sona yakın dönem bir zaruret dönemi olabilir. Belirttiğiniz şekilde hatta oturarak, olmazsa sandalyede veya yatakta namaz kılabilirsiniz. Çok zorlanırsanız sünnetleri kılmayabilirsiniz. Hiçbir şekilde sevabınızdan eksilme olmaz. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.

Hocam ben yedi aylık gebeyim zaman zaman karnımda şişkinlik ve sertlik oluyor. O
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz, farzların en büyüğüdür. Ama aynı zamanda dinimiz insana merhamet eder. Ayakta kılamayana oturarak, oturamayana yatarak, hatta göz işaretiyle kılma ruhsatı verilmişse, bu bize bir şey anlatır: “Allah senden az da olsa kul olmanı istiyor, hiç kopmamanı istiyor.” Senin durumun, bu ruhsatların verildiği zorluk hâllerine çok yakın hatta içindedir. Serumla beslenmek, mide bulantısından hiçbir şey yiyememek, neredeyse baygınlık hâlinde yaşamak… Bunlar fıkhen de “mazeret” sayılabilecek şeylerdir. Fakat bu mazeret, namaz tamamen terk edilsin diye değil, namaz hafifletilmiş şekilde eda edilsin diye verilir. Bu durumda senin yapacağın şey kılamadığın namazları kaza etmektir. Tevbe edeceksin: “Bir daha böyle olursa bile seni bırakmam Ya Rabbi!” diye bir söz vereceksin. O namazları kaza ederken “Her biri sana olan sevgimin ispatı Ya Rabbi!” diyeceksin. O zaman kazaya kalmış bir yük değil, sevapla dolu bir yol olur. Günah noktasında içini kemiren şey şu olabilir: “Ben namazı kılamadım acaba namaz kılmayan biri gibi mi oldum?” Hayır, bu senin gibi pişmanlıkla dolu, kalbi Allah’a bağlı bir anne için geçerli değil. Allah Teâlâ kalpleri de bilir, niyetleri de. Namazı umursamayanla, “Kılamadım Rabbim affet!” diyen bir olur mu? Şunu unutma, Allah seni bırakmaz. Bu süreçten güçlenerek çıkacaksın. Hem anne olmanın sorumluluğu hem de kulluğun ağırlığı seni bir zirveye taşıyacak inşaAllah.

Hocam biliyorum, namazın bahanesi olmaz, gerektiğinde gözle bile kılınabileceğin

NAMAZ konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bilinci bir günden fazla yerinde olmayan kişinin bu süre zarfındaki namazların yükümlülüğü düşer. Bu itibarla bitkisel hayata giren ve bir daha iyileşemeyen kimse, bu dönemde kılamadığı namazlardan sorumlu olmaz. Bilincini bir günden daha az süreyle kaybedenlerin, ayıldıkları zaman namazlarını kaza etmeleri gerekir (Semerkândî, Tuhfe, 1/192). Oruç sorumluluğunun düşmesi için ise bilinç kaybının bir ay devam etmesi gerekir. Bir aydan daha az olan bilinç kaybında, tutulamayan oruçların kaza edilmesi gerekir (Semerkândî, Tuhfe, 1/350). Ancak bitkisel hayattayken henüz bir ay dolmadan vefat eden kişinin tutamadığı oruçlar için kaza sorumluluğu yoktur. Dolayısıyla onlar için fidye vermek gerekmez.

Bitkisel hayatta olan insandan namaz ve oruç ibadetleri düşer mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazın farziyyeti Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Kur’ân-ı Kerim’de “Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisâ, 4/103) ve “Namazı dosdoğru kılın” (el-Bakara, 2/43) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazı, “dinin direği” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/231 [22069]; Tirmizî, Îmân, 8 [2616]) olarak nitelendirmiş, “en hayırlı amel” (İbn Mâce, Tahâret, 4 [277]) olarak tanımlamış ve kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Nesâî, Salât, 9 [465]) Hz. Peygamber (s.a.s.) “Kim namazı kasten terk ederse Allah’ın ve Rasûlü’nün himayesi ondan uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/421 [27404]; İbn Mâce, Fiten, 23 [4034]) buyurmuştur. Bu sebeple namazın terk edilmemesi ve îmâ ile de olsa mutlaka kılınması gerekir. Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kitap ve Sünnette belirtilmiş, nasıl kılınacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından sözlü ve fiili olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, secde ve ka’de-i ahiredir. Kur’ân-ı Kerim’de “Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (el-Bakara, 2/238), “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (el-Hac, 22/77) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de namaz kılmayı öğrettiği bir sahabîye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra “Bunu da yaptığında namazın tamam olur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Salât, 226 [302]) Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir (el-Bakara, 2/185). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre; Kişi, ibadet ederken içten ve samimi olmalı, ibadetlerini şekil şartlarıyla birlikte özenle yerine getirmeye çalışmalıdır. Namazı aslî şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedenî rahatsızlıklar bu konuda mazeret olarak görülmemelidir. Diğer taraftan sandalyede veya oturarak namaz kılmak camide cemaate katılmaya engel bir durum değildir. Bu şekilde namaz kılanların safa katılmaları gerekir. Bu kimseler taburelerini bulundukları saf hizasında tutmalı, arka safta namaz kılanların secdesini engellememelidir. Ayrıca camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması uygun değildir. Zira bu durum safa katılmaya engel teşkil ettiği gibi cami âdâbı ve kültürüyle de bağdaşmaz.

Ayakta duramayan veya secde yapamayan kişi namazını nasıl kılar?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazda unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması veya öne alınması ya da bir vacibin terk edilmesi, geciktirilmesi veya değiştirilmesi hâlinde noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/125 vd.). Sehiv secdesinin yapılış şekli şöyledir: Namazın son oturuşunda tahiyyât okunarak sağ tarafa selâm verilir ve hiç ara vermeksizin, tekbir getirilerek secdeye varılır. Burada üç kere “Sübhâne rabbiye’l-a‘lâ” denilir. Sonra tekbir getirilerek oturulur, tekrar “Allahü ekber” denilerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne rabbiye’l-a‘lâ” denilir ve “Allahü ekber” denilerek oturulur. Bu oturuşta, “Ettehiyyâtü, Allahümme salli, Allahümme bârik ve Rabbenâ...” duaları okunarak önce sağa, sonra sola selâm verilir. Sehiv secdesine gitmeden önceki oturuşta da salli-bârik ve diğer duaları okumak caizdir. Sehiv secdesinin, her iki tarafa selâm verdikten sonra yapılabileceği görüşünde olanlar bulunmakla beraber; cumhur, sadece sağ tarafa selâm verdikten sonra yapılmasını tercih etmektedir (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/72-73; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/125; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/77-78). Cemaatle kılınan namazlarda cemaatin yanlışlıkla dağılmaması için yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapılması daha faziletlidir ve ihtiyata uygundur.

Hangi sebeplerle sehiv secdesi yapmak gerekir? Sehiv secdesi nasıl yapılır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dört rek'atlı namaz kılmakta iken son oturuşta olduğunu zannederek dalgınlık sonucu ilk oturuşta selâm veren kişi, eğer bu selâmdan sonra konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmamışsa kaldığı yerden namaza devam eder ve dördüncü rek'atın sonunda sehiv secdesi yapar. Aksi takdirde bu namazı yeniden kılar. İlk oturuşta selâm verme hatası yanılmaya değil de bilgi eksikliğine dayanıyorsa namaz iade edilir. Mesela seferî olmadığı hâlde seferî olduğu düşüncesi ile normalde dört rek'at olarak kılması gereken bir namazı iki rek'at olarak kılarsa bu namazın dört rek'at olarak yeniden kılınması gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/129).

Birinci oturuşu son oturuş sanarak selam veren kimse ne yapar?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanlar ancak yapabileceklerinden sorumludurlar. Zira dinimiz, kişiye güç yetiremeyeceği yükü yüklemez. Dolayısıyla kişi gücü neye yetiyorsa onu yapmakla mükelleftir (el-Hac, 22/78; el-Feth, 48/17). Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (el-Bakara, 2/286) buyurmuştur. Bu ilke, ibadetlerin kişiye gerekliliği konusunda olduğu gibi ibadetlerin yerine getirilmesi hususunda da geçerlidir. Mesela, aklı olmayana namaz farz değildir. Buna göre, abdest almaya gücü yetmeyen ve kendisine yardım edecek kimsesi de olmayan kişi, teyemmüm ederek namazlarını kılar. Kolları ve ayakları sağlam olduğu hâlde, temiz su ve temiz toprak kullanmaktan aciz olan veya ağır hasta olan kişi, kendi başına abdest alıp teyemmüm edemediği gibi bu konuda kendisine yardım edecek birini bulamıyorsa abdestli olmasa bile, yapabiliyorsa vakte hürmeten namaz kılanların hareketlerini yapar, iyileştiğinde yine namazlarını kaza eder (Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 2/102). Şâfiî mezhebinde sahih kabul edilen görüş bu şekildedir (Nevevî, el-Mecmû‘, 11/323). Hanbelîlere göre ise bu hâldeyken namaz kılınabileceğinden daha sonra kaza edilmesi de gerekmez (İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/184). Kolları ve ayakları olmadığı için abdest almaya gücü yetmeyen ve kendisine yardım edecek kimsesi bulunmayan kişi, teyemmüm de yapamayacak durumda ise bu kişiye abdest ve teyemmüm yükümlülüğü yoktur. Kendisini abdestli gibi kabul ederek, kılabildiği şekilde namazlarını kılar. Bu namazları daha sonra kaza etmesi söz konusu değildir (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/125; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/102).

Abdest ve teyemmüme güç yetiremeyen kişi nasıl namaz kılar?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.