Fetva Meclisi
Soru
Son zamanlarda camilerde özel bir saf oluşturulmuş gibi sandalyede namaz kılınıyor. Camiye yürüyerek gelenler hatta yirmi basamak çıkıp camiye girenler bile orada kılıyorlar. Sandalyede namaz kılmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazın rükünlerinin emredildiği gibi tam yapılması namazın kabulü için şarttır. Muteber bir özür olmadıkça bilhassa farz namazlarda kıyam/ayakta durmak rükündür. Özürsüz bir şekilde kıyamın terk edilmesi namazın fasit olması için yeterlidir. Bu genel kuraldır. İkinci bir kural da şudur: Bir rüknü emredildiği şekilde yapmaya gücü yetmeyen, yapabildiği gibi yapar onu. Mesela ayakta duramayan oturur, oturamayan yatar; yine de namazını kılar. Bu da şu demektir: Namazı, bir arızadan ötürü tamamen bırakmak yoktur. Ayakta duramayan oturur. Yere bağdaş kurarak veya diz üstü oturarak namaz kılmasında da zorluk bulunan SANDALYEDE OTURARAK NAMAZ KILABİLİR. Elbette bu kişi için bir zorluk, meşakkat söz konusu olmalıdır. Uzman doktorun uyarısı veya tecrübe ile bilinen hastalığı artırıcı bir sıkıntı bu tür zorluk kabul edilebilir. Muasır ulemanın ve bazı fetva kurullarının genel kanaati böyledir. Türkiye'de camilerde bu ruhsatın bir karışıklığa neden olduğu hemen hemen her camide izlenmektedir. Bilhassa camilerde hareket etmeyen blok sandalye şekillerinin bulunması muteber kabul edilemez. Sandalyede namaz kılmakla camilerde sandalyeli bölümlerin oluşması aynı kabul edilemez. Bir kişinin safın kenarlarında sandalyede namaz kılmasını ruhsat görebiliriz. Camide böyle bir bölüm oluşturulmasını ise normal bir ruhsat dairesinde göremeyiz. Diyanet'in bu karışıklığı önleyecek tedbir alması gereklidir de.
Namazı ayakta kılmanın şart olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şartın yerine getirilmemesi ise ancak bir hastalık nedeniyle caiz olabilir. Özellikle farz namazlar için genel kural budur. Nafile namazlarda durum biraz daha hafif ele alınabilir. Ayakta kılmamak için genel olarak ölçü şu şekilde belirlenir: Ayakta duramamak, Durursa zarar görmek, Durması durumunda hastalığının artması veya iyileşmenin gecikmesi, Baş dönmesi, Ayakta idrar kaçırmanın artması genel engeller olarak görülebilir. Bu durumdaki biri namaza oturarak başlayabilir. Namaz içinde durumu fark ederse oturarak devam edebilir. Ayakta kılamayan biri oturma veya kılabildiği şekilde kılma ruhsatı aldıktan sonra rükû ve secdede hangisini yapabiliyorsa onu yapar, gerisini ima ile yani başını eğerek yapar. Tıbbi ifadelerle bakıldığında ise ayakta kılamama veya secdeye gidememe özürleri ise şu durumlar değerlendirilebilir: Secdeye gidememeye ait tıbbi örnekler Temel olarak iki durum söz konusu Secdeye gidilmesi halinde mevcut hastalığın ilerlemesi, İlgili organlardan birinde fonksiyon kaybı (eklem hareket açıklığının azalması gibi) ya da ağrı nedeniyle secde yapmak için gerekli hareketlerden birinin yapılamaması gibi. Genel olarak her türlü hastalığın nekahet döneminde özellikle cerrahi branşlarda (kaza, travma ya da ameliyat sonrası) hastanın kendisini iyi hissedene kadar (geçici bir süre) ani tansiyon düşüklüğü gibi durumlara karşı secde etmemesi tavsiye edilebilir. ORTOPEDİ: Diz ve kalçada kireçlenme varsa secde etmek hastalığın ilerlemesine sebep olabilir. Menisküs: Secdede ısrar mevcut yırtığın ilerlemesine ve ameliyatın daha zor olmasına neden olur. Diğer ortopedik hastalıklarda; hasta secde edebiliyorsa yapsın denebilir. BEYİN CERRAHİSİ: Bel eklemi eğilmeye müsaade edebiliyorsa, fıtığın artmasına neden olmayacak şekilde (hekim tarafından tarif edilir) secde eder. CİLDİYE: Sedef benzeri hastalıklar eklem çevrelerini özellikle sık tutar. Hastalığın atak dönemlerinde dizlerin (yaraların) üzerine basınç uygulanması şikâyetleri artırabilir, iyileşmeyi olumsuz etkiler Mikrobik bir hastalık, cerrahi ya da dâhili bir hastalığa eşlik eden yaralar, basınca maruziyet nedeniyle diz çevresinde daha sık görülebilir. “Açık yara” tabir edilen durumlarda sargı üzerinden bile olsa yaranın basınca maruz kalması iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. GÖZ: Vitrektomi gibi bazı göz ameliyatlarından sonra birkaç hafta secde edilmez. Göz içi basıncı artıran durumlarda uzun süre secde etmek mahsurlu, üç tesbih okunacak miktar secdede problem olmuyor. KBB: Baş dönmesi yapan hastalıklarda ne kadar yavaş hareket edilse de kulak kristallerinin hareketi kulak çınlaması ve baş dönmesini artırır. Şikâyet artar ancak hastalığın gidişatını etkilemez. DÂHİLİYE: Tansiyon düşüklüğü olan hastaların secde etmesi çok sıkıntı olmaz ancak kalkarken hızlı hareket edilmesi “ortostatik hipotansiyon” (pozisyonel tansiyon düşüklüğü) nedeniyle bayılmaya neden olabilir. Ciddi kansızlıkta bu tabloya neden olabilir ancak böyle durumlarda gerekli müdahale ile kısa dönemde iyileşme sağlanır. CERRAHİ BRANŞLAR: Ameliyat sonrası yara iyileşme problemi ve “anastomoz” ameliyatlarında, müdahale hattında gerilme, iyileşmeyi olumsuz etkileyeceği için Üroloji ve karın ameliyatları sonrası hekim tavsiye ettiği kadar (2-3 hafta) secde edilmemesi uygundur. Bütün bu örneklerde hekim kendisi namaz kılan birisi ise zararın olup olmayacağını yani temel ölçümüz olan iyileşmeyi geciktirme bile olsa sonuç ruhsat verebilir. Bu konuda namaz kılan bir doktor adeta müftü durumundadır.
Farz namazlar açısından bakıldığında kural şudur: a- Rukünler nasıl emredildi ise öyle yapılır. b- Ayakta duramayan, nasıl durabiliyorsa öyle durur. Bu 'duramamak' hâli, normal bir duramamaktır. Özellikle ağrı çekmeyi gerektirecek bir zorlamaya gerek yoktur. İbadettir diye meşakkat çekmek gerekmiyor. Burada kişinin ne kadar meşakkat çektiği ne kadar da normali meşakkat gördüğü o kişi ile imanı arasında bir mesele olarak ele alınır. Nafile namazlarda ise farzlardaki gibi değildir. Biraz daha rahat bir çizgide kılınabilir nafile namazlar. Mesela çok yorgun biri farzları muhakkak ayakta kılması gerekirken nafileleri oturarak kılabilir.
Selamünaleyküm. Namazı, bütün ayrıntıları ile kılmak gerekir. Bir mü'min, bir özründen dolayı bu ayrıntılarından birini veya birkaçını yerine getiremiyorsa NASIL YAPABİLİYORSA öyle kılar. Bunu da kendisi belirler. Sandalyede veya oturarak da ölçüyü onun ayak ağrıları belirlemelidir.
Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir. (el-Bakara, 2/185) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Hamile kadınlar özellikle farz namazlarını aslî şekliyle kılmaya çalışmalıdır. Zira nafile namazların oturularak kılınması caiz olsa da farz namazların, geçerli bir mazeret olmadığı sürece oturarak kılınması caiz değildir. Ancak hamile bir kadının, namazı aslî şekliyle kılması, zorluk ve meşakkate sebep oluyor ya da bebek için risk oluşturuyorsa farz namazlarını da yere veya sandalyeye oturarak îmâ ile kılması caiz olur. ((Detay için bk. "Ayakta duramayan veya secde yapamayan kişi namazını nasıl kılar?" başlıklı Kurul Kararı – 2026/10)
Selamünaleyküm. Namazların ayakta kılınması gerekmektedir. Ancak ciddi bir zaruret oturmaya ruhsat olabilir. Namaz kılıyor diye bilinmemesi için ruhsat arıyorsanız bunun ruhsatı yoktur. Namazı gizleyemezsiniz, gizlemeyin de. Hayır, bulunduğunuz yerde bir bayan olarak o anda namazı kılacak olsanız avret açısından erkeklerin gözünden emin olamayacağınız bir ortamdan ötürü namazı kastediyorsanız eğer, sadece farzları kılın, oturarak kıbleye yönelip kılın. Allah kalbinizi sabit kılsın.
namaz konusundaki diğer fetvalar
Bu soruyu ‘namazı seccadede kılsak olur mu?’ Diye sorsa idiniz daha gerçekçi bir soru olurdu. Namazı ilk kılan nesil ashabı kiram toprak ve çakıl üzerinde namaz kıldılar. Halı ve seccade bilmediler. Allah onlardan razı olsun. Yani namazın aslı çıplak zemin üzerinde kılınmasıdır. İlk nesil öyle kılmıştır. Seccade üzerinde kılınması ise fukahanın sakıncalı görmediği bir iştir. Temiz olmak kaydı ile seccade veya benzeri başka bir şey üzerinde kılınabilir. Şunu da tavsiye edebiliriz: Seccadeler ne kadar sade olursa namazda dikkati değıtmaması bakımından o kadar iyi olur. Bunu da böyle bilmiş olalım.
Öyle bir namaz hadisle sabittir. Dolayısıyla tevbe namazı diye bir namaz vardır. Farz vacip değildir. Sünnet namazlardandır. - Herhangi bir günahtan sonra tevbe etme sürecinde, - Nafile namaz kılınabilen her zamanda, - İki rekat normal namaz gibi kılınır. - Namazdan sonra dua ve tevbe edilir. - Tevbe namazından sonra sadaka vermek de tevbenin kabulünü kolaylaştırır biiznillah.
Namazda ve herhangi bir ibadette HİÇ BİR İLAVE yapmamak esastır. Bu hareketiniz namaza zarar vermiyor olsa bile şeytan sizi meşgul ediyor demektir. Öyle yapmayınız.
1- Bedenin, 2- Elbisenin, 3- Namazda üzerine temas edilen zeminin necasetten temiz olması kastedilmektedir. Necaset dinen pis kabul edilen şeylerdir. İnsan ve hayvan pisliği gibi...
Selamünaleyküm. Şeytanı saldırgan bir köpek gibi bilmek gerekir. Onun saldırısından korkmak haktır ama o var diye de yoldan vazgeçmeyiz. Elimize çomağımızı alır ve onu yok kabul ederek yolumuza devam ederiz. Siz de böyle yapın: Onu yok kabul edin ama Allah’ı zikri, ilim meclislerini ihmal etmeyin. Yok kabul edin ve devam edin.
Uçakta namaz kaçırmanı gerektirecek bir durum yoktur. Bulunduğun koltukta ima ile namazını kılabilirsin. Abdestli olarak uçağa bin. Vaktin geldiğini anlayınca da iki rekaat namazı oturarak ve ima ile kıl. İma şu demektir. Normal kılar gibi niyet edip başlarsın. Okuyacağını okursun. Rüku sırası gelince boynunu bükersin, o rüku olur. Secde için de biraz daha fazla bükersin, secde olur. Böyle yap.