Fetva Meclisi
Soru
İslam herkesin sorumluluğundadır, herkes dinine hizmet etmelidir türünden teşvik edici sözleri hocalar çok kullanıyor. Ben bir hoca kadar bilgi sahibi değilim, nasıl dinime hizmet edeceğim, nasıl insanları Allah’a çağıracağım, nasıl iyiliği emredeceğim? Ben bu şekilde kaş yaparken göz çıkarmış olmaz mıyım? Bu konuda ne dersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman bir insanın, Allah’ın dininden bazı bölümleri beğenmesi kabul edilemez. Müslüman, Allah’a teslim olmuş insanın adıdır. Bir yandan teslim olduğunu söyleyip diğer yandan da pazarlık yapmak söz konusu olamaz. Namazlardan bir namazı, bir rekâtını atarak kabul etmek nasıl gülünç ise, İslam’ın içinden namazı atıp, gerisini din olarak benimsemek de gülünçtür. Namaza dokunulamadığı gibi, her biri namaz ayarında olan herhangi bir emrine de dokunulamaz. Zekât, oruç, hac gibi temel emirler ya da o emirler düzeyinde güçlü bilgi ile oluşan yasaklar ve cezalar pazarlık meselesi haline getirilemez. Bu meselede şu hususların önceden bilinmesi ve benimsenmesi şarttır: 1- Dinimiz İslam, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bi'setinden itibaren başlamış bir din değildir. Allah Teâlâ’nın gönderdiği bütün dinler aslında İslam dini idi. Tahrif gördükleri için Allah onları değiştirdi. İslam o dinlerin son şeklidir. Kıyamete kadar da kalacak din İslam dinidir. 2- İslam, zaman ve mekân etkisi dışındadır. İnsan için gelmiş bir dindir; nerede insan yaşıyorsa, hangi zamanda insan varsa, İslam orada o insan için vardır. Şu çağın şartları veya filan bölgenin gerekleri İslam’ın içinde bir değişikliği gerektirmemektedir. 3- İslam, insan eli değmemiş haliyle kaldığı için ‘son din’ olma özelliğini korumaktadır. Hiçbir zaman, hiçbir güç İslam’dan koparma yapamayacağı gibi, ilave de yapamayacaktır. Tarihin farklı dönemlerinde denenmiş; ama asla başarılamamıştır bu denemeler. 4- Önceki dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık, o zamanın insanlarının zevkine uydurulduğu için kaldırıldı. İnsanlığın din konusunda böyle bir sabıkası vardır. Batı kültürünün etkisiyle yetişen nesiller zaman zaman Hıristiyanlığın başına geleni İslam adına da düşünüyor olabilirler. Sırf bu nedenle büyük yatırımlar da yapabilirler. Bu bir anlamda savaştır. Dini içten eritme ve çürütme savaşıdır. Müslüman bir insanın savaşı sadece ağır silahlarla oynanan bir tiyatro olarak görmesi oldukça üzücüdür. Yaşadığımız çağda kalemle yapılan savaşların gücü, silahla yapılan savaşlardan daha etkili olmaktadır. Bu yüzden de, dininden korkan namazlı Müslümanlar görebilmekteyiz. Kıldığı namazdan sonra, ‘şeriattan Allah’a sığınan’ ucube insanlarla karşılaşabiliyoruz. 5- Şeriatsız din, eli kolu bağlı bir dindir. Camilere, evlerdeki namaz odalarına sıkıştırılmış bir dindir. Hâlbuki Allah, fitne kalksın, yegâne söz sahibi Allah olsun diye din gönderdi. Ve dinini bütün kainata gönderdi. Hıristiyanların tahrif edip, kiliseye daralttığı din, Allah’ın onlara gönderdiği din değildi. İslam’ın da o mantıkla incelenmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Eğer İslam, o mantıkla da yaşanabilir bir din olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mekke’den Yesrib’e hicret etmek zorunda kalmaz, Daru’l-Erkam’da güzel bir din yaşardı.
Selamünaleyküm. Bu tespitiniz doğrudur, herkesin ekmek ticareti yaptığını düşündüğümüz bir pazar yerini andırıyor bu çalışma. Ortada bir eksiklik vardır ama eksiklik var diye de olanı reddetmemiz gerekmiyor. Başta siz olmak üzere eksiklik görenler gördükleri eksikliği gidermek için çalışacaklardır. Ayrıca yaygın olan sizin tespitinizdir ama İslam'ı bir bütün olarak ele alanların da varlığını inkâr etmemiz gerekmez. En iyisini bulmaya çalışırız, buluncaya kadar da eldekini değerlendiririz, böylesi daha iyidir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Hepimiz dinimizin görevlisiyiz, hepimiz dinimizi yaymaya mecburuz. Ancak nerede ne konuşacağımızı da iyi hesap etmemiz gerekir. Sözünü ettiğiniz ortamda konuşmanın kârdan çok zararı olacaksa konuşmamak, gerekirse o ortamı terk etmek daha uygundur. Konuşurken dini müdafaa adı ile şeytanın tartışma ve üstün gelme hırsımızı tatmin ettirme gibi bir tuzağa düşürmemesi için dikkatli olmalıyız. Kaş yaparken göz çıkarmak doğru olmaz. Biz dinimize hizmete hazır bekleriz, her fedakârlığı yapmaya hazır oluruz ama zamanı ve yeri kollamamız da gerekir.
Biz elhamdülillah mü'min insanlarız. İmanımızın en önemli temellerinden biri de kadere imanımızdır. İnsanların çocuklarının nasıl olacakları da kaderin ayrıntılarındandır. Çocukların iyi veya kötü olması onların kaderi ile alakalıdır. Babalar ve anneler çocuklarının iyi/salih olmaları için çalışmakla yükümlüdürler. Ebeveyn çocuğunu ateşten korumaya çalışır. Yaşadığı çağın imkânlarına göre bu hususta gerekeni yapmış bir baba ve anne sorumluluktan kurtulmuştur. Ne kadar gerekeni yapmıştı veya yapmamıştı, bunu sadece Allah Teâlâ bilir. Sadece bir okula göndermek veya ara sıra nasihat etmek ya da kızmak, tehdit etmek gibi yöntemleri yeterli bulan biri başka, her anını çocuklarının ne olacakları endişesi ile yaşayan ve gayret eden biri başkadır şüphesiz. Müslüman’ın ailesi ile alakalı sorumluluğu ile dinine hizmet etmesi sorumluluğu aynı şeyler değildir. İki ayrı görevden birini yapmış olmak diğerinden muaf olmayı gerektirmez. Tıpkı namaz ve oruç gibi; birini yapmış olmak diğerinden muaf olmak getirmez. Baba ve anne gerekeni yaptıktan sonra çocuğunun fasık veya kâfir olması bir imtihandır. Bu imtihandan da o sorumlu değildir. Kimse kimsenin hidayetini direkt sağlayabilecek güce sahip değildir. Çevremizde veya tarihte gördüğümüz örneklerdeki gibi bir durumu o kişilerin imtihanı olarak yorumlamamız gerekmektedir.
İyi mümin olmak birinci işimizdir. Kötü insandan uzak durmak ikinci işimizdir. Faydası olacak ve bizi yıpratmayacak bir tebliğ yani iyiliği ulaştırma vazifesi üçüncü işimizdir. Neyin iyilik getireceği neyin de kötülük getireceğini dengeleyerek iş yapmak dördüncü işimizdir. Kendimizi ümmetimizin bir ferdi, ümmetimizi de kendimiz gibi bilmemiz de temel hakikattir.
Dinimize ait hususları sorup öğrenmek Allah’ın emridir. Kimse böyle bir emri kaldıramaz, yok sayamaz. Âlim de sorar cahil de. Sormak bir ilim vasıtası ise ilme muhtaç olan bir Müslüman neden sormasın. Yalnız şöyle bir durum dikkatimizden kaçmamalıdır: Müslüman’ın dinine ait meseleleri, magazin konuları gibi göreceği anlayış kesinlikle kabul edilemez bir anlayıştır. Öğrenmek ve amel etmek gayemiz olmalıdır. Bu gayenin kaybolması veya sulandırılması denebilecek tavırları bir ibadete karşı tavır olarak görmemiz gerekir. Âlimlerin uyardığı nokta bu noktadır. Soru sormayı menetmek diye bir durum yoktur, olamaz da. Sorulması anlamsız ve gereksiz soru örnekleri olarak şunları sayabiliriz: 1. Dinin emretmediği, varsayımlar üzerine kurulu, ekonomik ve sosyal değeri olmayan, Müslüman’ın işini düzeltmeyecek farazi meseleler, 2. Gayba ait olan yani Allah’tan başkasının bilmeyeceğine inandığımız ve hakkında ayet hadis olmayan konular, Bilmece türü meseleler, 3. Soranın ve cevaplayanın, onlara alaka gösterenin şüphesini oluşturabilecek konular, 4. İbadetlerin, emir ve yasakların gerekçesini irdeleyen, merak gidermenin ötesine gitmeyecek sorular, 5. Soru ve cevabı üzerinden bilgiçlik taslama, üstün gelme hazzını tatmin etme soruları, 6. Kur'an ve Sünnet’i irdeleyen, onlarda vesvese ve şüphe oluşturabilecek, alay ve eğlence meyilli sorular, 7. Selefi salihinin ağırlığını zedeleyebilecek sorular sorulmamalıdır.
alkol konusundaki diğer fetvalar
Sigaranın bu açığını bulmaya gerek yoktur. Sigara için zaten o tedbirler alınmalıdır.
Ne satıcının ne de alıcının alkol kullanıyor olması “alkol satan yerden mal almak” gibi değildir. İnsanların günahı var diye ticaret yapmak yasak olmaz.
Kozmetik, alkol gibi direkt olarak çalışılması yasak bir alan değildir.
Önce kendine bir iş bul, iş sahibi olduğun için de markete yardım etmen gerektiği ezikliğinden kurtulursun. Elde ettiğin kazancından da eve destek olursun. Bu belirttiğin sebepler haram işlenen bir yerde destek vermen için zaruret oluşturmaz. Diğer alanlarda ise anne babanın tam destekçisi ve hizmetçisi ol.
Size doktorun tavsiye ettiği bir ilacın içinde alkol bulunmasının sakıncası yoktur. Geçmiş olsun.
Bir yerde alkol, kumar ve zinaya ön ayaklık gibi haramlar varsa oradan rızık kazanılmaz. Daha iyi ve temiz bir iş bulunca öyle olan bir yerden ayrılın.