Fetva Meclisi
Soru
İblis, cehenneme gideceğini biliyor. Allah Teâlâ’nın affının ve merhametinin sınırsız olduğunu da biliyor. Yaptığının kendisine büyük bir mükâfat kazandırmayacağını, bilakis onu cehenneme sürükleyeceğini de biliyor. Peki o hâlde neden Yaratan’a içten, derin bir ıstırapla yalvarıp yanlış yaptığını kabul ederek Allah Teâlâ’dan samimi bir şekilde bağışlanma dilemiyor? Bunun kibirin ötesinde bir şey olması lazım gibi geliyor.
Cevap
Benzer fetvalar
O'na itaat edelim diye yarattı. Bizim O'na ihtiyacımız olduğu için yarattı. Hoşumuza giden zevkleri de O verdi. Zorlanacağımız işleri de O emretti. Böylece kim samimi bir şekilde yaratıcısına vefa gösterecek kim de O'na nankörlük edecek bunu görmek istedi. Böylece hiç kimsenin mazeret hakkı kalmayacak ve herkes kendi işlediği amellerle cenneti ya da cehennemi hak edecek. Yaptıklarımız bizlerin şahidi olacak. Allah bunları biliyor ama bizim de mazeret etme hakkımızı kaldırıyor ve bu noktada hiç kimseyi zorlamıyor, kilitlemiyor. Her insan kendi özgür iradesiyle doğruyu ya da yanlışı tercih ediyor. İmanın hakikati de burada ortaya çıkıyor. Haramlardan kaçmak ve emredilen ibadetleri yapmak kendine zor gelen insanlar iman etmemekle çözüm bulacağını zannediyor. Gerçekten düşünen insanlar ise meseleyi idrak ediyor ve imanın tadını alıyor. Allah doğrudan ayırmasın.
Bu değerlendirme isabetli değil. Biz mesela evlat acısına bir ağırlık veriyoruz ve arabasını kaybedeninki kolaydır diyoruz. Dışarıdan bakıldığında bu doğrudur çünkü biz sadece bize yönelik olan direkt etkiyi hissediyor ve değerlendiriyoruz. Allah Teâlâ ise bize göre çok basit gibi duran bir imtihan konusunda bizim için en ağır olan gibi imtihan sonucu çıkarabiliyor. Bu nedenle de kimin imtihanının ağır kiminkinin de hafif olduğu kararını bize göre değil bize imtihan gönderene göre tartmaya mecburuz. Şöyle bir örnek de ele alabiliriz: Bir kere mesela “suphanallah” diyen cennetler dolusu sevap elde edebilirken bir cüz Kur'an okuyan hiç sevap elde edememiş olabiliyor. Niyetten ihlasa kadar pek çok etken burada etkili olur. İmtihan da böyledir. Büyük bir başlıktan kazanamayan bir kul olarak çıkabileceğimiz gibi herkese göre basit bir başlıktan da çok şey kazanmış olabiliriz. Allah Teâlâ akıbetimiz hayır kılsın. Âmîn
Aleykümselam. Dinimizin hiçbir ek kaynağa ihtiyacı yoktur. Kur'an, beşerin anlayabileceği ve beşer için inmiş bir kitaptır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'i de onun anlaşılması için yeterlidir. Bu ümmetin en iyi Müslümanları olan ashabı kiram ve onların yetiştirdiği talebeleri sözünü ettiğiniz şeyleri duymadılar bile ama Allah için şehadete çağrıldıklarında, sabah ezanı onları camiye çağırdığında o sesi duydular. Sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf olanlar ise çok şeyler bildiler lakin sabah namazını camide kılmaya çağıran ezan sesini duyamadılar. Şehitliği, Allah için infakı emreden ayetleri anlamadılar. Dinimizin hiçbir ek bilgiye ihtiyacı yoktur. Dinden kafa karışıklığını anlayanlar için ise elbette felsefe ve her karıştırıcı şarttır. İslam, karıştırmak için değil itaat etmek için vardır. Zorunlu olarak okutulduğunda da imtihandan geçecek kadar öğrenin yeter.
Bu meseleyi zihninizde çözebilmek için önce 'neden kadın doğuruyor da erkek doğuramıyor?' sorusunu çözmeniz gerekir. Bu soruya inandırıcı ve tartışmasız bir cevap vermek mümkün olmadığı gibi, neden erkeğe birden fazla eş izni verildiğini de çözemezsiniz. Size binlerce cevap verilebilir; her cevap onlarca soru nedeni olur. Din böyle bir şeydir; Allah emreder kul teslim olur. Kul, teslimiyette sıkıntı çektikçe bocalar. Allah Teâlâ, dinini beğenimize sunmamıştır. Önümüze koymuştur ve 'isteyen kabul eder isteyen de kabul etmez' demiştir. Evet, sizin kabulde bir sıkıntınız yoktur ama size vereceğimiz cevapların hiç biri ile kimseyi net bir ikna noktasına getiremeyeceksiniz. Bunu çok iyi bilin. Din, teslim olunmadıkça ona kalpte soruların, endişelerin gitmediği bir imtihan alanıdır. Evet, sorunuzun sorusunu tekrar edelim: 'Neden kadın doğuruyor da erkek doğurmuyor?
Sevgili kardeşim. Neden dini, böyle gereksiz felsefeler üzerinden anlamaya çalışıyorsunuz ki? Ashabı kiramın bilmediği, konuşmadığı hiçbir şeyde hayır olmaz. Sizin vazifeniz Allah'ın emrettiklerini yapmak, yasaklarından da kaçınmaktır. Bu iki şeyi becerin de nasıl becerirseniz becerin; şeytan sizi dinin edebiyatıyla meşgul etmesin. Gitgide din yüzünden sapık hale gelebilirsiniz. Sade ve felsefesiz bir din yaşamalısınız. Emredileni yapın, yasaklanandan kaçının, o kadar. Din, üzerinden tartışma yapılması için değildir; yaşanmak içindir. O âlime bu âlime göre değil Peygamber aleyhisselama göre yaşanacaktır din.
Mesele şöyledir: 1- Kesinlikle bu kâinatta tek söz sahibi Allah Teala'dır. İyi veya kötü ne biliyorsak o, muhakkak O'nun yaratması ile olmaktadır. Yani her şeyi yaratan O'dur. 2- İnsanın da bir iradesi vardır. Bir şeyi yapmak ister ve yapar. Ama insanın yaptığı şeyin yapılmasına izin veren yani o işi İNSAN İSTEDİĞİ İÇİN yaratan Allah Teala'dır. Allah yaratmasa insan o işi yapamazdı. İnsan istedi ve Allah yaptı. Bunun sonucu olarak da insan, yapılan şeyin sorumluluğunu taşımaktadır. Allah'a emanet olun.