Diyanet Fetva Kurulu
Soru
İstihâre namazı nasıl kılınır? İstihâre nasıl yapılır?
Cevap
Benzer fetvalar
İstihare; bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla iki rekât namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. Efendimiz aleyhisselam işlerinde istihareyi ashabına da çokça tavsiye etmiştir. Mümkünse böyle bir ibadet zihnin daha temiz olduğu yatmadan önceki vakitlerde olması daha çok tavsiye edilmektedir. İstihâre namazının kılınışı ise şöyledir: Birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rekâtında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra hadisi şerifte belirtilen “istihâre duası” yapılır. Yahut “Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.” Şeklinde de dua edebilirsiniz. Bundan sonra yapılacak şey iki üç gün beklemektir. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, kişinin kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. Mü’minin işinin sonrası için hayırlı olması ve kendisini hayra yöneltmesi adına Allah’tan yardım isteyebilir. İstihare, rüya görmek için yatmak değil Allah’tan hep hayırlı olanı isteme bilincine ulaşmaktır. Sonucunda rüya görmek diye bir husus yoktur, mü’minin kalbini hayra yönelmesi için dua etmesi vardır. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir. Kısaca istihareyi bu şekilde özetleyebiliriz. Ancak tekrar belirtmek gerekir: Buradaki şart kişinin belli renkler veya cisimler içeren rüya görmesi istihare şartı değildir. Mü’min için bir sünneti ihya etmesi açısından güzel bir ibadettir. Elbette önemli bir husus var ki; istihare ile istişare etmek sünnete uygun olandır. Mü’min iki işe de muhtaçtır. Elinden gelen bütün çabaları gösterdikten sonra Rabbine manevi olarak danışması güzel olan bir husustur. Bu hususta bilinçli ve dengeli hareket etmek gerekir. Sizin için Rabbim bu hususta hayırlı ve güzel olanı göstersin ve kalbinizi iyiye meylettirsin.
İSTİHARE önemli Sünnet'lerden biridir. Şu şekilde yapılır ve uygulanır. a- İstihare, farz ve haram olmayan işler için yapılır. Yani bir işin yapılması ne farz ne de haram diye hükmü yoksa, mübah bir iş ise onu yapıp yapmamak konusunda istihare yapılır. Mesela, kendisine hac farz olan bir Müslüman, hacca gideyim mi diye istihare yapamaz. Ya da dükkanını bankaya kiraya vermek için istihare yapamaz. Evleneceği bir erkeğin veya bayanın uygun olup olmadığını tespit için istihare yapabilir ve bu Sünnet'tir. b- İstihare'nin Sünnet'lerden bir Sünnet olması şu demektir: İstihareyi yapan Müslüman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize uymasından dolayı ecir kazanır. Ayrıca da yapacağı işin kendisi için hayırlı olup olmadığı konusunda kalbine manevi bir işaret gelmiş olacağından huzurlu bir iş yapar. c- Önce, yapılması düşünülen işle ilgili maddi araştırma yapılır. İstişare özellikle uygulanır. İstişare, bir işi o işin ehli ile görüşmek, fikirlerini öğrenmektir. Mesela evlenecek olan birinin İSTİŞARE etmesi, evlenilmesi düşünülen kişiyi tanıyanlarla görüşmesi, onunla ilgili elde ettiği bilgilerle kendisini ölçmesi ve yaşı, düşüncesi olgun olanlarla fikir alışverişinde bulunmasıdır. d- Maddi hazırlık bittikten sonra istihareye geçilebilir. Bunun için de şöyle bir uygulama yapılır. Abdest alınıp iki rekât namaz kılınır. Mümkünse bu namaz, zihnin rahat edeceği yatma öncesi olsa daha iyi olur. Namazdan sonra dua yapılır. Bu duanın hadislerde geçen orijinal şekli olsa mükemmel olur. Onu bulamayan ise, 'Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.' şeklinde dua eder. Mümkünse başka bildiği duaları da ekler. Bundan sonra yapılacak bir şey yoktur. İki üç gün bekler. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, onun kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise, aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. e- İstihareyi herkes kendisi yapar. Özel bir istihareci kiralamak Sünnet'te yoktur. f- İstihare için rüya görmek de yoktur. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir.
İstiğfar, işlenen günahlardan ve hatalardan dolayı Allah’tan af ve mağfiret niyaz etmek demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de işledikleri kötülüklerden pişman olup tövbe-istiğfarda bulunanlar övülmektedir. (Âl-i İmrân, 3/135) Kaynaklarda içeriği bakımından “istiğfar” anlamı taşıyan pek çok dua vardır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Seyyidü’l-istiğfâr” (İstiğfârın en güzeli) diye nitelediği dua şöyledir: اَللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ. “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin ahdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim; günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları bağışlamaz.” (Buhârî, Deʽavât, 2, 16 [6306, 6323]) Aslında kişinin Rabbine yönelerek içinden geldiği gibi dile getirdiği her türlü bağışlanma duası zaten bir istiğfardır.
Selamünaleyküm. İstihare konusunu abartmayın. Önce insan olarak yapabileceğiniz yüzeysel araştırmaları yapın. Yüzde yüz, kalbiniz rahat ediyorsa ya da yoğunluk olarak rahat edeceğini anlıyorsanız istihare sürecine geçebilirsiniz. İstihare de yatmakla alakalı değildir. İki rekat namaz kılıp dua edersiniz. Üç gün içinde kalbinizin meylettiği taraf, istiharenin sonucudur. Buna göre hareket edin.
Kalbinizle kastettiğiniz namazın ismini yanlış söylemeniz kıldığınız namazı olumsuz etkilemez. Allah kabul etsin; namazınız tamamdır.
Bir Müslüman, ihtiyacı olan bir şeyi elde etmek için Allah’ın kendisine öğrettiği sebepleri ve kanunları elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışmalı ve sonucunu da Allah’tan beklemelidir. Bununla birlikte ahirete veya dünyaya ait bir dileğin gerçekleşmesi isteği ile Allah rızası için namaz kılması da uygundur. Kılınan bu namaza “Hâcet namazı” denir. Bu konuda Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kişi, ihtiyacı olan bir şeyi Allah’tan veya bir insandan isteyeceği zaman önce güzelce abdest alsın, sonra iki rek’at namaz kılsın. Sonra Allah’ı anıp Resûlullah’a salavât getirsin ve şöyle desin: لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلاَمَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لاَ تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلاَّ غَفَرْتَهُ وَلاَ هَمًّا إِلاَّ فَرَّجْتَهُ وَلاَ حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلاَّ قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. “Hilim ve kerem sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Ulu arşın Rabbi Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini kazandıracak sebepleri, her çeşit iyiliği elde etmeyi ve her türlü günahtan kurtulmayı senden niyaz ediyorum. Affetmediğin hiçbir günahımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızana uygun olan her türlü dileğimi kabul buyur!” (Tirmizî, Vitir, 348 [479]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 189 [1384]) Hâcet namazı dört veya iki rek’at olarak kılınabilir. On iki rek’at kılınabileceği şeklinde de rivâyet vardır. Bu namazı dört rek’at kılacak olan kişi, birinci rek’atında Fâtiha sûresinden sonra üç defa Âyetü’l-kürsî, diğer üç rek’atında da birer Fâtiha ile birer İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okur. Sonra da yukarıda zikredilen duayı yapar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/28)
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
İslâm dininde ibadetler, Allah ve Resûlü tarafından belirlenmiştir. Ne Kur'ân’da ne de Sünnet’te “kul hakkı namazı” diye bir namazdan söz edilmiştir. Kişinin kul hakkından kurtulmasının yolu, hak sahibine hakkını vermesi ve onunla helalleşmesidir. Yaptığı zulüm için de Allah’a tevbe etmelidir. Kul hakkı konusunda Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kimin namus veya herhangi bir konuda (din) kardeşine yaptığı bir haksızlık varsa, altın ve gümüşün fayda vermeyeceği (kıyamet günü) gelmeden önce onunla bugünden helalleşsin. (Aksi takdirde) kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca onlardan (sevabından) alınır (ve hak sahibine verilir). İyilikleri yoksa haksızlık yaptığı kardeşinin günahından alınır ve onun üzerine yüklenir.” (Buhârî, Mezâlim, 10 [2449]; Rikâk, 48 [6534])
Kuşluk (duhâ) namazı; güneşin doğuşundan yaklaşık 40-50 dakika geçmesinden itibaren öğle vaktine yaklaşık 10 dakika kalıncaya kadar kılınabilen nâfile bir namazdır. Hadis kaynaklarında çokça teşvik edilen duhâ (kuşluk) namazı; iki rek’attan on iki rek’ata kadar kılınabilir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 78-84 [719 vd.]; Tirmizî, Vitir, 346 [473]; İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 187 [1380]; Bezzâr, el-Müsned, 9/335 [3890]; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/112)
Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashâbından ‘kabir-nur namazı’ adıyla namaz kılındığına dair bir rivâyet bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu niyetle namaz kılmak bid’attır. Ancak kişi istediği vakit nâfile olarak dilediği kadar namaz kılar ve arkasından yapacağı duada kabir azabı ve kabirdeki şerlerden Allah’a sığınabilir. Zira Peygamberimiz (s.a.s.), duada kabir azabından Allah’a sığınmayı tavsiye etmiştir. (Buhârî, Cenâiz, 86-87 [1372-1377])
Kâmet getirecek kişinin hadesten temizlenmiş, âkil ve erkek olması gerekir. Buna göre abdestli olmayan veya cünüp olanın, delinin yahut sarhoşun ve kadının kâmeti mekruh görülmüştür. Kâmet getireninsalih bir kimse olması ise müstehaptır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 1/268-270; Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye,1/227) Kâmet getirecek kişinin en az mümeyyiz (iyiyi kötüden ayırabilir durumda) olması gerekir. Temyiz kabiliyeti ise ortalama 7 yaşında başlar ve büluğa kadar devam eder. Mümeyyizolmayan küçüğün ezân ve kâmeti geçerli olmaz. Mümeyyizçocukların okudukları ezân ve getirdikleri kâmet geçerlidir. Bununlabirlikte kâmeti, büluğa ermiş bir kimsenin getirmesidaha faziletli görülmüştür. (bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/138; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/54; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/391-393)
Mübarek gün ve gecelerde farz, vâcip hükmünde bağlayıcı özel bir ibadet şekli yoktur. Sahih kaynaklarda Muharrem ayına özel bir nâfile namazın olduğuna dair herhangi bir rivâyet mevcut değildir. Mübarek gün ve gecelerde kaza namazları olanların öncelikle kaza namazlarını kılmaları uygun olur. Ayrıca Kur’ân okumak ve anlamak, dinî eserlerden istifade etmek, zikir ve salavâtla meşgul olmak da unutulmamalıdır. Muharrem ayı içerisinde oruç tutmak ise müstehaptır. Bu ayın başında, sonunda veya ortasında yani 13, 14, 15’inci günlerinde ya da 9, 10 veya 10 ve 11’inci günlerinde oruç tutulabilir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 202-203 [1163]) Muharrem ayının 10. gününe, âşûrâ günü denmektedir. Resûlullah (s.a.s.), “Âşûrâ günü orucunun önceki yılın (küçük) günahlarına keffâret olacağını umarım.” (Müslim, Sıyâm, 196-197 [1162]) buyurarak, ümmetine bu günde oruç tutmayı tavsiye etmişlerdir. Âşûrâ günü oruç tutmakla ilgili olarak İbn Abbâs (r.a.) şöyle anlatıyor: “Resûlullah (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahûdilerin âşûre günü oruç tuttuklarını gördü. Onlara, ‘Bu da ne (niçin oruç tutuyorsunuz)?’ diye sordu. ‘Bu, salih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde İsrailoğulları’nı düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Musa o gün oruç tuttu.’ dediler. Resûlullah (s.a.s.) da, ‘Ben Musa’ya sizden daha yakınım’ buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını tavsiye etti.” (Buhârî, Savm, 69 [2004]; Müslim, Sıyâm, 127-128 [1130]) Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde Yahudiler sadece Muharrem ayının 10. (âşûrâ) gününde oruç tuttuklarından, onlarınkine benzememesi için Peygamberimiz (s.a.s.) öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. Bazı rivâyetlerde ise bir öncesine ve bir sonrasına ilave ederek üç gün oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. (Bezzâr, el-Müsned, 11/399 [5238]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/475 [8406]) Bu nedenle âşûrâ günü oruç tutulurken önemli olan âşûrâ gününü yalnız tutmamaktır. Bir önceki veya sonraki günü ilaveyle iki gün oruç tutulabileceği gibi her ikisini de ilave ederek üç gün de tutulabilir.
Namazların farz, vâcip ve sünnetlerinin yanı sıra âdâbı da vardır. İmam-ı A’zam’agöre cemaatle namaz kılmaküzere “Kad kâmeti’s-salât”yani “namaz başladı” denildiği anda imamın namaza başlaması, namazın âdâbındandır. İmam, bu hareketiile müezzinin sözünü doğrulamış olur. Fakat namaza kâmet bittiktensonra başlanılmasında da bir sakınca yoktur. Hatta İmam Ebû Yûsuf ile diğer üç mezhep imamına göre, uygun olan budur.(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/479)