Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kâmet bitmeden imam namaza başlayabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Kâmet, farz namazların sünnetlerindendir. (Buhârî, Ezân, 2 [605]; Müslim, Salât, 5 [378]) Dolayısıyla terk edilmesi mekruhtur. Zira kâmet, namaza başlamak için bir hazırlık mesabesindedir. Namaza başlanacağını bildiren bir uygulamadır. Bunu görevli bir kimsenin, cemaatten birinin veya imamın yapması hususunda sınırlama yoktur. Dolayısıyla namaz kıldıran bir imamın aynı zamanda kâmet getirmesinde bir sakınca yoktur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/57)
Cemaatle kılınan namazda, cemaatin namaz için ayağa ne zaman kalkacağı hususu, namazın özüyle değil, adap ve müstehaplarıyla ilgilidir. İmam-ı A’zam’a göre cemaatle namaz kılmak üzere “Kad kâmeti’s-salât” yani “namaz başladı”denildiği anda imamın namaza başlaması, namazın adabındandır. İmam, bu hareketi ile müezzinin sözünü doğrulamış olur. Bu içtihada göre imamın ve cemaatinbu cümlenin söylenmesinden önce saf düzenini almaları gerekecektir. (el-Fetâva’l-Hindiyye,1/57) Fakat namaza kâmet bittikten sonra başlanılmasında da bir sakınca yoktur. Hatta İmam Ebû Yûsuf ve diğer pek çok müçtehide göre, uygun olan budur. (Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/230; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/479) Hanefî mezhebindeki başka bir görüşe göre ise müezzin “haydi kurtuluşa” anlamına gelen “hayye ale’l-felâh” cümlesini söylediğinde imam ve cemaat ayağa kalkar,(İbn Nüceym, el-Bahr, 1/321) imam namaza başlar, cemaat da ona uyar. Şâfiî mezhebine göre ise kâmet bittikten sonra namaz için ayağa kalkmak müstehaptır. (Nevevî, el-Mecmû’, 3/252-253) İmam ayağa kalkmadan yahut henüz gelmeden cemaat namaz için ayağa kalkmamalıdır. Kâmet yapılırken ne zaman kalkılacağı konusu, ibadetin özüyle değil âdâbıyla ilgili olduğundan, caminin büyüklüğüne, saf düzenini almaya ve namaza imamla birliktebaşlamaya göre düşünülmelidir. Normal büyüklükteki cami veya mescidlerde imamın mihraba doğru yürüdüğü görülünce kalkılması daha uygundur. Zira Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Namaz için kâmet getirildiğinde beni görmeden ayağa kalkmayın.” (Buhârî, Ezân, 22 [637]; Müslim, Mesâcid, 156 [604]) buyurmuştur. Buna göre kişi, imamdan çok geri kalmayacak ölçüde ve imam ile birlikte namaza başlayacak şekildehazır olabileceği kadar bir süre önce yerindenkalkmalıdır. (bk. Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/719)
Böyle bir uygulama sahabenin yaşadığı ibadet hayatında yoktu. Dolayısıyla dinin temellerinden değildir. Yapılması doğru mudur değil midir boyutu da herkese göre değişken olabilir. Bizim kanaatimiz şudur: Böyle bir uygulama emredilen ibadetlerde yoktu. Dolayısıyla bid’attir. Yapılınca mükemmel bir iş yapılmış olmaz ama başka bir sorun yokmuş gibi bunu gündem yapmanın da manası yoktur.
Farklı bir mezhebe mensup olan imama uyarak namazı cemaatle kılmakta bir sakınca yoktur. Zira mezhep farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir. Her ne kadar “başka bir mezhepten olan imam, namazda iken muktedinin mezhebine göre namazı bozan bir davranışta bulunursa, muktedinin namazı fasit olur” (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/84; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/562-563) şeklinde bir içtihat varsa da bu konudaki daha doğru yaklaşım, imamın kendi mezhebine göre namazı bozulmadığı sürece, hangi mezhepten olursa olsun ona uyan kişinin de namazının tamam olduğu yaklaşımıdır. Bu son görüş, selefin uygulamalarına muvafık olduğu gibi cemaat ruhunun gereğiyle de uyumludur. Nitekim İmam Ebû Yûsuf, kan aldırdıktan (hacamat) sonra abdest almadan imamlık yapan Halife Harun Reşid’in arkasında namaz kılmıştır. (İbn Ebü’l-‘İz, Şerhu’l-‘akîdeti’t-Tahâviyye, 368-369) Ayrıca imamın kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırmak da gerekmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr 1/562-563)
Sabah namazının farzını cemaatle kılmaya yetecek kadar vakit bulunduğuna kani isek sünneti kılıp imama öyle uyarız. Aksi takdirde imama uyarız. Bunu da imamın normal durumlarda ne kadar sürede namazı kıldırdığını biliyorsak yapabiliriz. Yoksa cemaate katılmak daha önemlidir.
Bidatçiliği, fasıklığı veya imamet fıkhını bilmeyen bir cahil olması yüzünden bir imama kerih gözle bakılabilir. Böyle bir imamın da Müslümanların önüne geçip namaz kıldırmaması gerekir. Tirmizi'nin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sllallahu aleyhi ve sellemin üç kişiye lanet ettiği ve bunlardan birinin de kendisinden hoşlanmayanların önüne geçip namaz kıldıran imam olduğu rivayet edilmiştir. (Sala, 266/358) Tahmin edersiniz ki buradaki şartlardan biri, imamın siyasi veya yöresel görüş farklılıklarına sahip olması gibi hususlar değildir. Yine de camileri ve cemaatle namazı ihmal etmemeye çalışalım. Allah yardımcımız olsun.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Kâmet getirecek kişinin hadesten temizlenmiş, âkil ve erkek olması gerekir. Buna göre abdestli olmayan veya cünüp olanın, delinin yahut sarhoşun ve kadının kâmeti mekruh görülmüştür. Kâmet getireninsalih bir kimse olması ise müstehaptır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 1/268-270; Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye,1/227) Kâmet getirecek kişinin en az mümeyyiz (iyiyi kötüden ayırabilir durumda) olması gerekir. Temyiz kabiliyeti ise ortalama 7 yaşında başlar ve büluğa kadar devam eder. Mümeyyizolmayan küçüğün ezân ve kâmeti geçerli olmaz. Mümeyyizçocukların okudukları ezân ve getirdikleri kâmet geçerlidir. Bununlabirlikte kâmeti, büluğa ermiş bir kimsenin getirmesidaha faziletli görülmüştür. (bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/138; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/54; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/391-393)
Teheccüd namazı, yatsı namazı ile fecir arasında kılınan gece namazıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her kim geceleyin uyanır, ailesini de uyandırır ve iki rek’at namaz kılarlarsa, Allah’ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılır.” (Ebû Dâvûd, Tefrî‘u ebvâbi’l-vitr, 346 [1451]; Tatavvu‘, 306 [1309]) Başka bir hadiste de; “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 202-203 [1163]) buyrulmuş olması, gece kılınan nâfile namazların gündüz kılınanlardan faziletli olduğuna işaret etmektedir. Bunun gibi sözlü teşvikleri yanında fiilen de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu namazı devamlı kılmaya çalışması, teheccüd namazının bizim için sünnet olduğunu göstermektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/24-25) Bazı rivâyetlerde, Hz. Peygamber'in (s.a.s.), yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan uyuduğu, gece yarısından sonra uyanıp bir müddet gece namazı kıldıktan sonra vitir namazını ve daha sonra da sabah namazı vakti girince sabah namazını kıldığı belirtilmektedir. (Buhârî, el-‘Amelu fi's-salât, 1 [1198]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 182 [763]) Teheccüd namazı kılacak kişi, “Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya” şeklinde niyet edebilir. Teheccüd namazının iki-sekiz rek’at arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte, dileyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rek’atta bir selâm vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rek’atta da selâm verilebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/25-26) İki rek’attan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamışsa, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rek’at olarak kılındığında, ikinci rek’at sonunda teşehhüd için oturulduğunda “tahiyyat”tan sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme bârik” okunur. Üçüncü rek’at için ayağa kalkıldığında önce “Sübhâneke” okunur, sonra “Eûzü besmele” çekilir ve Fâtiha sûresi okunur.
Kuşluk (duhâ) namazı; güneşin doğuşundan yaklaşık 40-50 dakika geçmesinden itibaren öğle vaktine yaklaşık 10 dakika kalıncaya kadar kılınabilen nâfile bir namazdır. Hadis kaynaklarında çokça teşvik edilen duhâ (kuşluk) namazı; iki rek’attan on iki rek’ata kadar kılınabilir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 78-84 [719 vd.]; Tirmizî, Vitir, 346 [473]; İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 187 [1380]; Bezzâr, el-Müsned, 9/335 [3890]; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/112)
İstihâre, bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla yatmadan önce iki rek’at namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. İnsanlar, bazen kendileri için önemli bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman dünya ve ahiret bakımından kendileri için hangisinin daha hayırlı olacağını kestiremezler. Bunu anlayabilmek için istişare ederler ve Allah’tan yardım dilerler. Bu bakımdan istihâre, bir bakıma yapılacak işin hayırlı olmasını; hayırlı ise gerçekleşmesini Allah’tan dilemek ve O’ndan yardım istemektir. Hz. Peygamber ashâbına her işte istihâreyi, Kur’ân’ın bir sûresini öğrettiği gibi öğretmiştir. (Buhârî, Teheccüd, 28 [Bâb Başlığı]; De‘avât, 48 [6382]; Tevhîd, 10 [7390]) İstihâre namazı mendup olup, birinci rek’atında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rek’atında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra istihâre duası yapılır. Hz. Peygamber, istihârede şöyle dua edilmesini tavsiye etmiştir: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ العَظِيمِ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلَّامُ الغُيُوبِ، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي - أَوْ قَالَ عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِي وَيَسِّرْهُ لِي، ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي - أَوْ قَالَ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَاصْرِفْنِي عَنْهُ وَاقْدُرْ لِي الخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِي. “Allah’ım! Senden, ilminle hakkımda hayırlı olanı bana bildirmeni, kudretinle bana güç vermeni istiyorum. Senin büyük fazlı kereminden ihsan etmeni istiyorum. Senin her şeye gücün yeter, ben ise acizim; sen her şeyi bilensin, ben ise bilmem; çünkü sen bütün gizli şeyleri en iyi bilensin. Allah’ım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, hayatım, dünyam ve ahiretim bakımından hakkımda hayırlı olacaksa, bunu bana takdir eyle, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle! Eğer bu iş, benim dinim, yaşayışım, dünyam ve ahiretim bakımından kötü ise onu benden, beni ondan uzaklaştır. Hayır, nerede ise onu bana takdir et ve onunla beni hoşnut eyle!” (Buhârî, Teheccüd, 28 [Bâb Başlığı]; De‘avât, 48 [6382]; Tevhîd, 10 [7390]) İbadet ve sevap işlemek gibi iyi olduğu, haram ve günah gibi kötü olduğu kesin olarak bilinen şeylerde istihâre yapılmaz. İstihâre, yapılmasının doğru olup-olmadığında tereddüt edilen şeylerde yapılır ve yedi kere tekrarlanabilir. İstihâreden sonra, insanın gönlüne bir açıklık gelir ve ilk defa kalbe doğan şeyin hayırlı olduğu kabul edilerek ona göre hareket edilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/26-27) İstihâreden sonra rüya görmenin ve bu rüyayı iyiye veya kötüye yormanın dayanağı yoktur. İstihâre namazının kılınamaması hâlinde, sadece duası okunmakla yetinilir.
‘Evvâbîn’, tövbe edip Allah’a sığınanlar ve O’na yönelenler anlamına gelir. Hz. Peygamber (s.a.s.), evvâbîn namazının vaktinin kuşluk vakti olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 143-144 [748]) Bunun yanı sıra akşam namazından sonra kılınan nâfile namaz (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) için de “Evvâbîn namazı” tabiri kullanılmıştır. Hatta fıkıh geleneğinde ve halk arasında bu kullanım daha yaygındır. Senetleri bakımından zayıf olmakla birlikte Resûl-i Ekrem’den (s.a.s.) nakledilen “Kim akşam namazından sonra kötü söz söylemeksizin altı rek’at namaz kılarsa, bu kendisi için on iki senelik ibadete denk tutulur.” (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) rivâyeti de bazı âlimlerce evvâbîn namazı ile irtibatlandırılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber’in kendisinin de akşam namazından sonra altı rek’at namaz kıldığı rivâyet edilmiştir. (bk. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 1/250 [819]; 7/191 [7245]; bk. Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/66-68) Altı rek’atlık bir namaz olan evvâbîn namazı, tek selâmla kılınabileceği gibi ikişer rek’at hâlinde üç selâmla da kılınabilir. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 147-148)