Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Teheccüd namazı nasıl kılınır?
Cevap
Benzer fetvalar
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ya da imsak vaktine yaklaşık bir saat kalarak kalkılıp kılınan namaza teheccüd namazı adı verilir. Bu namaz farz değildir, nafile bir ibadettir ama nafile ibadetlerin en efdallerindendir. Salih kullar için adeta bir farz namaz gibi görülmüştür. Mü'min bu namazı sürekli kıldığında dünya ve ahiret kazancı bakımından büyük mesafeler kat eder biiznillah. Nefis terbiyesi açısından benzersizdir. Cennete girmek için uğraşan bir mü'min için farzlardan sonraki en efdal ibadetlerdendir. Tevbe etmek için, zikir için en uygun vakit o vakittir. Şükreden bir mü'min olmak için de teheccüd emsalsizdir. Bilhassa dua etmek için en uygun zaman olarak teheccüdden sonraki zaman görülebilir. İki rekât en azıdır. Sekiz rekâta kadar kılınabilir.
Teheccüd namazını 2 rekâtta bir selam vererek kıldığınızda selam verdikten sonra arada konuşma, yeme, içme vb. namaza aykırı davranışlarda bulunulmadığı sürece ilave kılınacak iki rekât için tekrar niyet etmek gerekmez. Bu davranışlar olmuşsa "niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya" diyerek tekrar niyet edersiniz. Teheccüd namazının 2, 4 ya da 8 rekât arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Fakat daha fazla da kılınabilir. Dört rekât olarak kılmak istenirse iki rekâtın sonundaki oturuşta "tahiyyat"tan sonra "Allahumme salli, Allahumme barik" duaları okunup 3. rekâta kalkıldığında da sırasıyla "subhaneke, euzu besmele, Fatiha suresi ve zammı sure" okunur.
Selamünaleyküm.1- Teheccüd namazı, gece yarısından sonra kılınan nafile bir namazdır. Bütün nafile namazlar gibi ona da 'Allah için namaz kılmaya niyet ettim' diyerek namaza niyet edilebilir. Sekiz rekât kılınır. İki, dört, altı, sekiz olarak da kılınabilir. Selam verdikten sonra ikinci bir iki rekâta başlarken niyet gerekmez. O niyet sonuna kadar yeterlidir.2- Bir cemaate uyan kimse, cemaati nerede yakalarsa orada uyar. Eğer rükûdan kalkmadan imamı yakalarsa o rekâtı yakalamış olur. Rükû bittikten sonra ise rekât kaçmış olur. İmam selam verdiğinde kaç rekât eksik kıldı ise onları tamamlar. O eksik rekâtlar mesela birinci ve ikinci rekât ise, tek başına kıldığında nasıl kılacaksa o iki rekâtı, imam selam verdikten sonra o şekilde kılar. Sadece şu noktaya dikkat eder: HER İKİ REKÂTTA BİR TEHİYYATA OTURMAK GEREKECEĞİNDEN İMAMLA KILDIĞINDAN SAYMAYA BAŞLAYARAK KILDIĞI SAYISI İKİYİ DOLDURDUKÇA TEHİYYATA OTURUR. Son tahiyyatta da selam verir.
Vitir namazı, yatsı namazından sonra kılınan, Hanefîler'e göre üç rek'atlı vacip bir namazdır. Vitir namazının her rek'atında Fâtiha ve ardından bir sûre ya da birkaç âyet okunur. İkinci rek'atın sonunda oturulur ve sadece tahiyyât duası okunur. Üçüncü rek'atta kıraat tamamlandıktan (Fâtiha ve ardından bir sûre ya da birkaç âyet okunduktan) sonra eller kulaklara kadar kaldırılarak tekbir alınır ve eller bağlandıktan sonra kunut duaları okunur. Vacib olan bu namaz yatsı namazı kılındıktan sonra sabah namazının vakti girinceye kadar herhangi bir zamanda kılınabilir (bk. Ebû Dâvûd, Tefrî‘u ebvâbi’l-vitr, 1 [1418]; İbnü’l-Hümam, Fethu’l-kadîr, 1/423-426). Uyanabilecek olan kimsenin vitir namazını gecenin sonunda, yani imsak vaktinden bir müddet önce kılması daha faziletlidir (Müslim, Salâtü’l-müsafirîn, 162-163 [755]). Ancak uyanıp uyanamayacağı endişesi taşıyan kimsenin, vitir namazını uyumadan önce kılması uygun olur. Vaktinde kılınamayan vitir namazının daha sonra kaza edilmesi vaciptir (İbnü’l-Hümâm, Fethü'l-kadîr, 1/426). Diğer mezheplere göre ise vitir namazı kılmak sünnettir (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/117).
Teheccüd namazının vakti, imsak saatinin öncesidir. O saatte kılındığında teheccüd kılınmış olur. Uyuduktan sonra kalkıp kılmayı ise onun bir fazileti olarak görmeliyiz. Uyunmamış olsa bile kılınabilir. Kılınmalıdır da.
Gece ibadeti nafile ibadetlerden biridir. Özellikle bilmeniz gerekir ki, genç veya ihtiyar mü'minin öncelikle hedefi haramlardan korunmak ve farzları eda etmektir. Nafileler ise adeta bir yarış pisti gibidir. Ne kadar nafile yapabilirsek o kadar ecrimiz olacaktır. Gece teheccüdü en mühim nafilelerden biridir. Keşke her mü'min kaçırmasa diyebileceğimiz bir ibadettir. Sizin bir genç mü'min olarak kıvamında bir mü'min olmanız ise teheccüd ibadetinden daha önemlidir. Sağlıklı yaşamanız, dik durabilmeniz teheccüdden önemlidir. Teheccüdün önemli olması diğer bir önemliyi ihmal etme nedeni olmamalıdır. İtidalli bir kulluk hayatı yaşamalıyız. Şöyle yapmanızı tavsiye ederiz: a- Yedi saat uyku uyumanız normaldir. Yedi saat uyuyamıyorsanız öğlen üzeri bir nebze dinlenebilirsiniz. Bu da ayrı bir sünnet olur. Sabah namazından sonra da dinlenmeye devam edebilirsiniz. b- Uykunuzu sağlıklı bir uykuya dönüştürebilmek için yeme düzeninizi iyi ayarlamalısınız. Yedi saat ve sağlıklı bir uyku hedefiniz olsun. c- Uzun kış gecelerinde veya günlük programınızın uygun olduğu zamanlarda teheccüde kalkın. Teheccüd sizi günlük zorunlu işlerinizden alıkoyacak veya pasif duruma getirecekse şimdilik teheccüdü erteleyin. Önceliğiniz haramlardan korunmak, farzları eda etmek ve mü'min kimliğinizle ayakta durmak olsun.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
‘Evvâbîn’, tövbe edip Allah’a sığınanlar ve O’na yönelenler anlamına gelir. Hz. Peygamber (s.a.s.), evvâbîn namazının vaktinin kuşluk vakti olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 143-144 [748]) Bunun yanı sıra akşam namazından sonra kılınan nâfile namaz (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) için de “Evvâbîn namazı” tabiri kullanılmıştır. Hatta fıkıh geleneğinde ve halk arasında bu kullanım daha yaygındır. Senetleri bakımından zayıf olmakla birlikte Resûl-i Ekrem’den (s.a.s.) nakledilen “Kim akşam namazından sonra kötü söz söylemeksizin altı rek’at namaz kılarsa, bu kendisi için on iki senelik ibadete denk tutulur.” (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) rivâyeti de bazı âlimlerce evvâbîn namazı ile irtibatlandırılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber’in kendisinin de akşam namazından sonra altı rek’at namaz kıldığı rivâyet edilmiştir. (bk. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 1/250 [819]; 7/191 [7245]; bk. Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/66-68) Altı rek’atlık bir namaz olan evvâbîn namazı, tek selâmla kılınabileceği gibi ikişer rek’at hâlinde üç selâmla da kılınabilir. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 147-148)
Kâmet, farz namazların sünnetlerindendir. (Buhârî, Ezân, 2 [605]; Müslim, Salât, 5 [378]) Dolayısıyla terk edilmesi mekruhtur. Zira kâmet, namaza başlamak için bir hazırlık mesabesindedir. Namaza başlanacağını bildiren bir uygulamadır. Bunu görevli bir kimsenin, cemaatten birinin veya imamın yapması hususunda sınırlama yoktur. Dolayısıyla namaz kıldıran bir imamın aynı zamanda kâmet getirmesinde bir sakınca yoktur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/57)
Kaynaklarımız, tesbih namazını cemaatle kılınan nâfile namazlar arasında saymamışlardır. Bu konuda Hz. Peygamber’den (s.a.s.) de bir uygulama nakledilmediğinden, tesbih namazının cemaatle değil tek başına kılınması uygun olur. Kaynaklarımızda nâfile namazlardan sadece teravih, küsûf (güneş tutulması) ve bir görüşe göre istiskâ (yağmur duası) namazının cemaatle kılınması meşru görülmüştür. Bunların dışındaki tüm sünnet ve nâfile namazların cemaatle kılınması mekruhtur. (Serahsî, el-Mebsût, 1/134, 2/144)
Namazların farz, vâcip ve sünnetlerinin yanı sıra âdâbı da vardır. İmam-ı A’zam’agöre cemaatle namaz kılmaküzere “Kad kâmeti’s-salât”yani “namaz başladı” denildiği anda imamın namaza başlaması, namazın âdâbındandır. İmam, bu hareketiile müezzinin sözünü doğrulamış olur. Fakat namaza kâmet bittiktensonra başlanılmasında da bir sakınca yoktur. Hatta İmam Ebû Yûsuf ile diğer üç mezhep imamına göre, uygun olan budur.(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/479)
Kâmet getirecek kişinin hadesten temizlenmiş, âkil ve erkek olması gerekir. Buna göre abdestli olmayan veya cünüp olanın, delinin yahut sarhoşun ve kadının kâmeti mekruh görülmüştür. Kâmet getireninsalih bir kimse olması ise müstehaptır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 1/268-270; Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye,1/227) Kâmet getirecek kişinin en az mümeyyiz (iyiyi kötüden ayırabilir durumda) olması gerekir. Temyiz kabiliyeti ise ortalama 7 yaşında başlar ve büluğa kadar devam eder. Mümeyyizolmayan küçüğün ezân ve kâmeti geçerli olmaz. Mümeyyizçocukların okudukları ezân ve getirdikleri kâmet geçerlidir. Bununlabirlikte kâmeti, büluğa ermiş bir kimsenin getirmesidaha faziletli görülmüştür. (bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/138; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/54; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/391-393)
Bazı hadis kitaplarında tesbih namazının tarifine dair rivâyetler vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) amcası Abbas’a (r.a.) “Bak amca, sana tam on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar.” diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş; Hz. Abbas da bunu her gün yapamayız, deyince Hz. Peygamber, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının da yeterli olacağını belirtmiştir. (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 302 [1297]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 190 [1387]) Tesbih namazı dört rek’at olup şöyle kılınır: “Allah rızası için tesbih namazı kılmaya” diye niyet edilerek namaza başlanır. Sübhâneke’den sonra 15 kere “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere daha “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denilir. Bu tesbih, rükûya varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek’atta 75 tesbih yapılmış olur. İkinci rek’ata kalkılınca yine önce 15 kere tesbih okunur, ardından besmele çekilip Fâtiha ve sûre okunup 10 kere tesbih getirilir. Kalan rek’atlar aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek’at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Tesbih namazı kerâhet vakitlerinde kılınmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/27) Tesbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir şey olursa, sehiv secdesi normal olarak yapılır, o secdelerde tesbih namazına özgü tesbîhât yapılmaz. (Tahtâvî, Hâşiye, 361)