Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kabir üzerine oturmak günah mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Cenazenin yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yatırılarak defnedilmesi sünnettir. Ancak bilmeyerek kıble dışında bir istikamete doğru defnedilen cenaze olduğu gibi bırakılır. Zira meşru bir mazeret bulunmaksızın kabrin açılması caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/238)
Kâfirlere ait işlerden uzak durmak ateşten uzak durmaktır. Kendinize daha mübah bir eğlence bulun.
Cenaze defnedildikten sonra kabrin üzerine su dökmek vardır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bazı kabirlere cenaze konduktan sonra üzerine su döktüğü sabittir. Yalnız bu, genelde kumluk olan arazide toprağın mezarın üzerinden dağılmasını engellemek içindir. Dökülen suyun ölüyle bir alakası yoktur yani ölüye faydası olsun diye değildir.
Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selâm olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102 [974]) diye dua ederdi. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’ân okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur. Ancak kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslâm ile bağdaşmaz. Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilahi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da tevhid dini olan İslâm’la bağdaşmaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.
Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izin vermemesi gibi zorunlu bir durum olmadıkça defnedilen cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere çıkarılması dinen caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddül-muhtâr, 2/237-238; Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 227; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 436) Ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar ise kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.
Allah Teâlâ babanıza rahmet etsin. Şunu bilmemiz gerekir ki, her şeyden önce ölüme hazır olmak ve mezarın içini imanla, ameli salih ile doldurmak asıl görevimizdir. Bunu da mezara girecek olan ölmeden önce yapmalıdır. Mezara girdikten sonra geride kalanların katkıları ile ya da mezarın üstünü imar etmeleri ile orada kıyamet vaktine kadar beklenmez. Dışarıdaki mermerler altta selamet vermez. Allah Teâlâ hepimizin kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe kılsın. Âmîn. Elbette oğlu olarak da anne babanız için yapacağınız şeyler olacağını bildiğinizi zannediyorum. Varsa borçlarını kapatmak, onun için istiğfar etmek, ibadetler yapıp dualar etmek, onun dostlarını ihmal etmemek mezarını imar etmekten çok daha önemlidir. Bu arada mezarını da yapabilirsiniz. Size neler yapılabilir, nelerde sakınca olurun özetini aktarabilirim: Alttaki ölünün unutulmamasını sağlayacak bir işaret konabilir. Taş, tahta veya benzeri bir şey olur. Ölünün kimliği ile alakalı bilgiler, gerekli rakamlar ona yazılabilir. Böylece kabrin yeri sabitlenmiş olur, başka kabirlerle karışmaması ve gerekli hukukun korunması da sağlanmış olur. Bu işaret de genelde baş tarafına konur ki böylesi güzeldir. Ölünün resminin kabrin üzerine konması veya taşa işlenmesi uygun değildir. Bu sadece batılı anlayışın bilinçsizce taklit edilmesidir. Kabir duvarlarına Kur'an ayetlerinin yazılması da kaçınılması gereken bir iştir. Kuşların, mezarlığa giren kedi-köpek vb. hayvanların kirletebileceği düşünüldüğünde sakınca daha rahat anlaşılır. Kabrin üzerine sürekli yeşil kalacak şekilde ağaç dikilmesini fukahamızdan hoş görenler olmuştur. Çiçek bahçesine dönüştürmeyi de en azından israf olarak görürüz ama mümkün oldukça ağaç dikilebilir. Kabrin altının imarı asıl olandır. İbret almak ve sevap göndermek için oluşması gereken ortamı gösterişe dönüştürmek uygun olmaz. Kabrin içinin veya dışının boyanması israftır ve bu ümmetin kültürüne uzak bir iştir. Kabrin üzerine çatısı olan yapı oluşturulması Hanefi mezhebi fukahasınca tahrimen mekruh kabul edilmiştir. Bazı fakihler ise ulemanın ve meşayıhın kabirlerinin üzerine kubbe yapılması durumunda insanların ibret almalarına daha çok vesile olabileceği umudu ile caiz demişlerdir. Yine de biz, kabrin içindeki hazırlıkların daha öncelikli hatırlanması tavsiyesine dikkat ederiz. Mezarın çapı kadar bir beton/mermer veya uygun eşyadan yapı yapılabilir ama bu yerden yüksekliği çok az olacak şekilde olmalıdır. Maksat mezarın yerinin sabitleştirilmesi ve üzerindeki toprağın kayması ile mezarın açılma riskinin önlenmesi olmalıdır.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Bütün Müslümanlar kabir ziyaretinde bulunabilirler. Hz. Peygamber (s.a.s.), cahiliye alışkanlıklarının devam ettiği dönemde kabir ziyaretini bir ara yasaklamış, ancak bunu daha sonra serbest bırakarak, “Size kabir ziyaretini yasaklamıştım. Artık kabirleri ziyaret edebilirsiniz. Çünkü bu size ahireti hatırlatır.” (Müslim, Cenâiz, 106, 108 [976, 977]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 81 [3235]) buyurmuştur. Bu itibarla kadınlar da kabirleri ziyaret edebilirler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), çocuğunun kabri başında ağlamakta olan bir kadına sabır tavsiye etmiş, onu ziyaretten menetmemiştir. (Buhârî, Cenâiz, 7 [1252], Ahkâm, 11 [7154]; Müslim, Cenâiz, 15 [926]) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kabirleri çok ziyaret eden kadınlara beddua ettiğini bildiren hadisler (Tirmizî, Cenâiz, 61 [1056]; İbn Mâce, Cenâiz, 49 [1574]), kabir ziyaretinin yasak kılındığı dönemle ilgilidir. Büyük hadis bilgini Tirmizî, ilgili hadisi zikrettikten sonra şöyle demektedir: “Bir kısım ilim adamlarının görüşü şudur: Kabirleri ziyaret eden kadınlara beddua içeren hadisler, kabir ziyaretine izin verilmesinden önce idi. Kabir ziyaretine izin verilince, bu izin kadınlar ve erkekleri kapsayan bir genellik ifade eder.” (Tirmizî, Cenâiz, 61)
Bir kabristan ne kadar eski olursa olsun bir zaruret olmadıkça yine kabristan olarak korunması gerekir. Böyle bir kabristanı satmak, üzerine bina ve benzeri şeyler yaparak içinde bulunan ölü kemiklerini başka bir mezarlığa nakletmek caiz değildir. Ancak başka bir alternatif olmaması sebebiyle, umumun yararına oradan yol geçirilmesi gibi kamunun kaçınılmaz bir ihtiyacını giderme zarureti varsa, bu ihtiyacı gidermek için mezarlar başka bir yere nakledilebilir. Nitekim kamuya ait olan bir yer ya da mal, yararı yine kamuya dönük olmak üzere gerektiğinde satılabilir ya da değiştirilebilir. (Zeylaî, Tebyîn, 3/331) Mezarlıktan yol geçirmek de bu çerçevede değerlendirilebilir.
Kadınların özel hâllerinde iken kabir ziyareti yapmalarını yasaklayan bir âyet veya hadis yoktur. Bu sebeple kadınların bu hâlde iken kabir ziyareti yapmaları, dua etmeleri ve dua niyetiyle ezberden dua âyetlerini okumaları caizdir.
Namaz, iftitâh tekbiri ile başlayıp selâm ile sona erer. Bu ikisi arasında namazın sıhhat şartlarından olan bir hususun eksik bırakılmaması gerekir. Mesela abdestli olmak, namazın şartlarından olduğu gibi bu hâlin namazın sonuna kadar devamı gerekir. Ancak selâm vererek bir namaz tamamlandığında, daha sonra meydana gelecek durumlar kılınmış olan namazı etkilemez.
Cenaze merasimlerine çelenk veya çiçek gönderilmesinin ya da kabirlere konulmasının ölüye hiçbir faydası yoktur. Öte yandan bu tür harcamalar, yerinde bir harcama olmadığından israftır. Bu itibarla, çelenk için sarf edilecek paranın, sevabı ölenin ruhuna hediye edilmek üzere, hayır kurumlarına veya fakirlere bağışlanması uygun olur.