Fetva Meclisi
Soru
Hocam yakın zamanda babamı kaybettim. Onun için bir mezar yaptırmak istiyorum ama en doğrusu ne ise onu yapmak için de bir mezarda neler olabilir neler olamaz bana anlatabilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Mezardaki ölünün üzerine dizilen tahtaların esasının sünnette varid olan LAHD uygulamasından kaynaklandığını zannediyorum. Bu nedenle de esası var olan bir uygulama olacağı kanaatindeyim. Tahta değil de kerpiç olmuştur belki ilk uygulaması. Mü'min bir insanın mezarı bir insan boyu kadar kazılır. Sağ omzuna meyilli bir şekilde konduğunda yüzü kıbleye gelecek hâlde bırakılır ölü. Sağ omzunun gireceği kadar da bir cep açılır en alttan, o cephe doğru meylettirilir. Üzerine direkt toprağın gelmesi yerine bizdeki örneğinde olduğu gibi tahtalar veya benzeri bir şey dizilebilir. Sonra toprak doldurulur. Mezarın üzerine beton veya benzeri mermer gibi yapılar yapılmaz. Sade bırakılır. Başı belli olması için bir taş konabilir.
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.
Kaybolmalarını önlemek üzere, gösteriş ve israftan uzak kalarak kabir yapılmasında, mezarların başuçlarına, üzerinde ölenin kimliğini belirleyen ifadelerin yer aldığı sade bir taş ve benzeri levhaların yerleştirilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Sahabîlerden Osman b. Maz’ûn (r.a.) ölünce cenazesi o günkü Medine’nin dışında gömülmüştü. Resûlullah (s.a.s.), Osman’ın mezar yerini belli edecek bir taş istemiş ve getirilen taşı mezarın başına koyunca, “Bununla, kardeşimin kabrini işaretliyorum, ailemden ölenleri bunun yanma defnedeceğim.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 63 [3206]) buyurmuştur. Ancak kabirlerin bir-iki karıştan yüksek yapılması, üzerlerine bina veya kubbe inşa edilmesi; kabir taşlarına kimlik bilgilerinin ötesinde aşırı övgü sözlerinin; ölümden ve kaderden şikâyet eden ifadelerin yazılması uygun görülmemiştir.
Selamünaleyküm. Önce, bu işi yani ayakta kalma, imanı güçlü tutma işini, mü'min olmanın en büyük gereği olarak görmelisiniz. Ankara'da değil de Mekke'de bile yaşasanız bu imtihan sizi bulacaktı. Sizin özel sorununuz değildir bu. İmtihan olmak budur, peygamberler başta olmak üzere bütün mü'minler bu badireden geçmişlerdir. Bunu böyle bilmenizin size çok yararı olacaktır. İkinci olarak da aç bir çocuğun elindeki kekin hepsini ağzına sokmaya çalışması gibi bir tutum içine girip, bir haftada İslam'ın bütününü kuşatmaya kalkmayın; boğulursunuz. Adım adım ama geçmişin değerlendirmesini yaparak ilerlemelisiniz. Bu adım adımlığı, mesela tesettürde de uygulayabilirsiniz. Bir günde kapkara kıyafete girmek yerine bir sefirinde etek tipinizi, öbür seferinde baş örtüsünü derken bir yıla yayabilirsiniz tesettür durumunu düzeltmeyi. Diğer durumları da buna kıyas edin. Ara sıra evinizin dışına taşın. Bir mahreminizle beraber mesela İstanbul'da durumunu iyi gördüğünüz bir aileye açılın. Onların ne yaptıklarını izleyin. Eğer sizden iyi görrüseniz taklit edersiniz, sizden iyi değillerse hâlinize şükredersiniz, onlara tavsiyede bulunursunuz. Ne olursa olsun sakın umutsuz kalmayın, umut ve heyecan en çok muhtaç olduğunuz iki ihtiyacınızdır. Allah yardımcınız olsun.
ağaç konusundaki diğer fetvalar
Sütre her şeyden olur. Dikkat çekmeyen, resim gibi kerahet oluşturacak bir şey olmadıkça sakıncası yoktur.
Şirk/küfür gibi en uç noktaları göstermek biraz zor olabilir ama bir başka din mensuplarının dinlerini ihya etmek için yaptıkları işleri taklit etmenin büyük günahlardan biri olacağını söylemek hiç zor değildir. Eğer o işleri yaparken niyet, onları beğenmek ve doğru yolda görmek ise maazallah iman tehlikeye girmiş demektir.
Allah Teâlâ’nın kullarına ihsan ettiği nimetlerinden biri de ağaçlardır. Ağaçlar dünyanın ziynetlerindendir. Bir canlıya benzetilmediği, Açık bir israf olmadığı, İkinci bir insana zarar verilmediği sürece belirtilen şekilde şekillendirilmelerinde sakınca olmaz. Zira Allah Teâlâ ağaçları insanlar için yaratmıştır. Şekillendirme de insanın istifade türlerinden biridir.
Başkasının ağacı onun izni olmadan kesilemez. Mekke Haremindeki ağaçlar kesilemez. İsraf sayılabilecek şekilde kesilemez. Bunun haricinde meyve ağacının kesilmemesi şeklinde bir hüküm yoktur.
Kül ve incir ağacı ile alakalı böyle dini bir bilgi bilmiyorum.
Belirtilen yerler neticede amme hizmeti olan yerlerdir. Mezarlığı ağaçsız bırakmamanız daha iyi olacağından yeni ağaç tedbiri alarak yapabilirsiniz.