Fetva Meclisi
Soru
Hocam, öldüğümüzde ne olacak? Kabir hayatı hakkında ayet veya hadis var mı, biraz bilgi verebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kardeşim, Toprağın altı karanlık bir yerdir. Gideni geri gelmez, ses vereni/alın bilinmez bir yerdir. Oraya ait bilebileceğimiz tek şey Allah’ın bildirdiğidir. Sadece o bilgimiz olabilir. Gerisi ise tahmindir, zandır, yalandır. Hadislerde ne geçiyorsa onu bilebiliriz. Hadislerde geçen bilgilerden yola çıkarak sorunuza şöyle cevap verebiliriz: Kabirdeki azap veya nimetler (ki ikisi de haktır) ruh içindir, beden ise ruha tabidir. Kabirdeki azap veya nimeti inkâr etmek Allah’ın bunu yapmasının imkânsız olacağını söyleyemeyeceğimize göre aklımız almadığı için olamaz mı diyeceğiz? Aklımız ölümü anlıyor mu? Neden yaratıldığımızı anladı mı? Toprağın altındaki âlem ile üstündeki âlemi nasıl kıyas edebiliriz? Gözle görülen âlemin olaylarına bakarak gözle ve hiçbir şeyle görülemeyen âleme karar mı vereceğiz? Rüyalarımızda ne olup bittiğini bile çözebilmiş değilken ölüm sonrasını, kabrini nasıl çözeceğiz? Vahye teslim olmak ve kabir için hazırlanmaktan başka hiçbir iş akıllıca değildir vesselam.
Duyular ve akıl yürütme vasıtasıyla bilinemeyip vahiy yoluyla sabit olan gaybî konulardan biri de kabir azabıdır. Bu husus bazı âyetlerin işareti, (Mü'min, 40/46) çeşitli hadislerin de açık beyanlarıyla (Buhârî, Cenâiz, 86) bilinmektedir. Bir hadis-i şerifte, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizî, Zühd, 5 [2308]) buyrularak ölümle ahiret hayatının başladığı ifade edilmiştir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek soru soracaklar, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak cennet gösterilecektir. Kâfir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılacak ve cehennem gösterilecektir. Kâfirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir. (Tirmizî, Cenâiz, 70 [1071-1072]) Bu sebepledir ki Resûl-i Ekrem (s.a.s.) pek çok kez kabir azabından koruması için Allah’a (c.c.) niyazda bulunmuştur. (Buhârî, Ezân, 149 [832]; Müslim, Küsûf 8 [903], Cenâiz, 85 [963]; Ebû Dâvûd, Salât, 152 [880])
Güzel kardeşim, o âleme ait bilgiler vahyin bildirdiği ile sınırlıdır. Tahmin ile veya benzeri bir yöntemle bilgi oluşturmamız mümkün değildir. Bu sorunuzun muhtevası da buna dâhildir. Sorunuza cevap olarak sadece şu ayrıntıyı zikredebilirim: Kabirdeki bilgiler ruhumuzla bağlantılı iken mahşerdeki durum ruh ve bedenimizin bir arada olduğu yani bugünkü halimizle karşılaşacağımız bir durumdur. Allah bugün de o gün de yardımcımız olsun.
Eğer konuya 'Ahad haber' zaviyesinden bakarsanız, elinde bugün din olarak bilinen pek çok mesele için aynı durum söz konusu olur. Kabir azabı konusunda mütevatir bir hadis yoktur ama onlarca hadis vardır. Bunların toplamı ele alındığında bir kabir azabından söz edilmesi dinin bölümlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İki husus benim bu konuda sizin gibi düşünmemi engelliyor. Birincisi, asırlardan beri din üzerinde ilim mücadelesi veren ve adına EHLİSÜNNET dediğimiz binlerce âlimin kanaatinin bıraktığı birikimin akide olarak bunu ortaya koymuş olmasıdır. İkinci husus ise şudur: Tamam, yok dedik ve bitti tartışma. Ya varsa kabir azabı; ona karşı hazırlıklı olmanın sakıncası mı var? Böyle düşünüyor, böyle iman ediyorum. Allah Teâlâ'dan bizi dininde sabit kılmasını dileriz. Dua ediniz.
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Bir gelecek endişesi taşıyorsunuz. Bu endişeniz iman esasları açısından bir sorun oluşturmuyor mu? Öte yandan arkadaşınızın ahiret inancını merak ediyorsunuz ama bu konuda topluca hepimizin bir imanımız ne durumda muhasebesi yapmamız gerektiği kanaati oluşuyor. Dünyada tevekkül, ahirette kurtuluş çizgisini iyi dengelemek şart olmaktadır. Allah yardımcımız olsun.
Sen önce cennete girmeye bak!
Selamünaleyküm. Ahiretteki durum şudur: İmanla gidenler ve gitmeyenler diye iki grup olunacak. İmanla gidenler de günahı az olanlar ve çok olanlar diye ikiye ayrılacaklar. Günahı sevabından çok olanlar günahlarının karşılığı olarak cehenneme girecekler. Sevabı çok olanlar da cennete girecekler. Kâfirle yani imansız olarak ahirete gidenler hariç herkes için en temel umut ise ALLAH'IN RAHMETİDİR. O rahmet, nasıl gerçekleşir, kime gerçekleşir onu bilemeyiz. Umut o rahmettir. Onu temenni eder, onun için gayret ederiz.
Dünya hayatını Allah'ın razı olacağı şeylerle geçirenler o büyük nimete edeceklerdir. Bunu siz, iyi Müslümanlık olarak da adlandırabilirsiniz.
Ahirette hangi mezhepten olduğumuz üzerinden hesap sorulmayacaktır. İmanın ve İslam’ın şartları üzerinden hesaba tabi olacağız.
Müzik müziktir. Şu dünyada bir araya gelmesi hiç mümkün olmayan sözcüklerden biri de müzik ve tasavvuf sözcükleridir. Bir kere bu bölümü ile düğünü terk edebilirsiniz. Karmalık ise zaten uzak durmak için yeterli bir sebeptir. Ahiretimizi bir düğün için feda edemeyiz. Nazik bir şekilde gitmeyin.