Fetva Meclisi
Soru
Hocam ölüler kabirdeki azabı hissediyorlar mı? Ölülerin tehdit edildikleri şeyler çürüyen cesetlere nasıl etki eder ya da nimetler söyleniyor onları çürüyen bedenlerle mi hissedecekler?
Cevap
Benzer fetvalar
Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.
Duyular ve akıl yürütme vasıtasıyla bilinemeyip vahiy yoluyla sabit olan gaybî konulardan biri de kabir azabıdır. Bu husus bazı âyetlerin işareti, (Mü'min, 40/46) çeşitli hadislerin de açık beyanlarıyla (Buhârî, Cenâiz, 86) bilinmektedir. Bir hadis-i şerifte, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizî, Zühd, 5 [2308]) buyrularak ölümle ahiret hayatının başladığı ifade edilmiştir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek soru soracaklar, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak cennet gösterilecektir. Kâfir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılacak ve cehennem gösterilecektir. Kâfirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir. (Tirmizî, Cenâiz, 70 [1071-1072]) Bu sebepledir ki Resûl-i Ekrem (s.a.s.) pek çok kez kabir azabından koruması için Allah’a (c.c.) niyazda bulunmuştur. (Buhârî, Ezân, 149 [832]; Müslim, Küsûf 8 [903], Cenâiz, 85 [963]; Ebû Dâvûd, Salât, 152 [880])
Güzel kardeşim, o âleme ait bilgiler vahyin bildirdiği ile sınırlıdır. Tahmin ile veya benzeri bir yöntemle bilgi oluşturmamız mümkün değildir. Bu sorunuzun muhtevası da buna dâhildir. Sorunuza cevap olarak sadece şu ayrıntıyı zikredebilirim: Kabirdeki bilgiler ruhumuzla bağlantılı iken mahşerdeki durum ruh ve bedenimizin bir arada olduğu yani bugünkü halimizle karşılaşacağımız bir durumdur. Allah bugün de o gün de yardımcımız olsun.
Eğer konuya 'Ahad haber' zaviyesinden bakarsanız, elinde bugün din olarak bilinen pek çok mesele için aynı durum söz konusu olur. Kabir azabı konusunda mütevatir bir hadis yoktur ama onlarca hadis vardır. Bunların toplamı ele alındığında bir kabir azabından söz edilmesi dinin bölümlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İki husus benim bu konuda sizin gibi düşünmemi engelliyor. Birincisi, asırlardan beri din üzerinde ilim mücadelesi veren ve adına EHLİSÜNNET dediğimiz binlerce âlimin kanaatinin bıraktığı birikimin akide olarak bunu ortaya koymuş olmasıdır. İkinci husus ise şudur: Tamam, yok dedik ve bitti tartışma. Ya varsa kabir azabı; ona karşı hazırlıklı olmanın sakıncası mı var? Böyle düşünüyor, böyle iman ediyorum. Allah Teâlâ'dan bizi dininde sabit kılmasını dileriz. Dua ediniz.
Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.
Aleykümselam. Her iki örneği de İslam'ın emri olarak alamayız. Her iki yerdeki uygulamalar da İslam ile bağlantılı olamaz. Ortada bir cahillik ve kör gidişat vardır. Allah'a sığınır, fitneden ateşten korunur gibi korunmaya çalışırız.
ceset konusundaki diğer fetvalar
Ölen bir insan Müslüman olmasa bile insan olduğu için yakılamaz. Kanunen bir sıkıntı oluşmayacaksa annesinin yakılmamasını sağlasın. Böyle bir imkânı yoksa mesuliyeti olmaz biiznillah.
Hayvanın içi boşaltılmış cesedinin başka malzemelerle doldurulmuş şeklini eğitim ve öğretim amaçlı olarak bulundurmak caiz olur. Süs olarak saklanmasında da caiz olacağı görüşü önde bir görüştür. Sadece helal bir şekilde kesilmemiş hayvanın derisinin içini doldurma yöntemi ile saklanması ihtilaflı bir konu kabul edilmiştir.