Fetva Meclisi
Soru
Kadın elinden gelen dini bir hizmeti yapmak için yine aşağı yukarı para kazanmak veya türlü sebeplerle sabahtan akşama kadar belli saatlerde sürekli çalışmak zorunda olan bir kadın gibi çalışsa bunun hükmü nedir? Aynı yorgunluk, aynı yıpranma, ev, eş ve çocuk ihmali bu kadında da olacak, niyetler farklı olsa da sonuçlar aynı oluyor gibi. Böyle hizmet edebilecek bir kadın canını dişine takıp çalışmalı mıdır yoksa o da evinin kraliçeliğinden taviz vermeden yapabileceği kadar bir hizmeti mi yapmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Kimsenin dini üzere yaşayıp gitme garantisi yoktur. Gece ve gündüzün birbirini kovaladığı gibi bir macera içinde kendimizi ölünceye kadar sürecek bir mücadele içinde tutmalıyız. Yılmak ve yıkılmak yoktur. İmtihandır bu, biiznillah kazanıncaya kadar sürdüreceğiz o mücadeleyi. Asıl olan Müslüman kadının evinde kalıp çalışmamasıdır. Kadın, evinin kraliçesi gibi olmalıdır. Asıl olan budur. Kadın, ağır hayat şartları gibi bir nedenle çalışabilir. Bu haram değildir. “Kadın çalışmaz, haramdır” diye bir kural yoktur. Kadın, kendisini yabancıların suyunda kaybetmez diye bir kural vardır. Herkes çalıştığı için çalışmak olmaz. Kadınlığın ve anneliğin zarar görmeyeceği bir işte çalışılabilir. Bir önemli husus da iş nedeniyle haramla temas sorunudur. Kadın erkek karma ortamlar, erkeklerin tacizi ile karşılaşma gibi durumlar söz konusu ise çalışma için de yasak devreye girmiş demektir. Böyle bakıp değerlendirebilirsiniz.
Hanım çalışınca evde huzur olmaz sözü doğru değildir. Çalıştığı işin niteliğine ve kadının evi, işi ve eşi ile kurduğu ortalamaya göre sonucu değişebilecek bir durumdur bu. Siz, eşinizin eline bakacak bir pozisyonda kalacaksanız bu tercih yanlıştır. Siz de çalışın, o da Kur'an’a hizmet etsin. Biiznillah böylesi sakıncalı olmaz. Mesele kadının çalışmasında değil, çalışmayı niçin ve kim için yaptığındadır. İşi putu bir kadınla elbette huzur kaybolur.
‘Kadın evde oturmalıdır’ diye bir kuralı, ‘evden çıkmasın, çalışmasın, çalışması hiç mümkün değildir’ diye demiyoruz. Mevcut çalışma şartlarının kadını evinden çıkarırken kimliğinden de çıkardığına dikkat çekmek istiyoruz. Elbette kadın da yeri gelir çalışabilir, hele hele dinine hizmette mesafe kat edebilir; neden olmasın? Ama nerede ve nasıl sorularının cevabına dikkat etmek gerekir. Sözünü ettiğiniz iyi niyetler kolay konuşuluyor da uygulamaya gelince göremiyoruz maalesef. Herkesin kalbi ile Rabbi arasında bir köprü vardır. O köprüye başkası müdahale edemez. Kadınlık ve annelik ruhu zedelenmiyorsa, iş esnasında bir haram işlenmiyorsa neden çalışmasın kadın? Kadının evinden dışarı çıkmasında eşinin izni temel ilkedir. Anne baba ziyareti, mesela ayda bir ziyaret ise eşin bunu engellemesi hakkı değildir. Üç günde bir yatıya gitme gibi bir ziyareti engeller, bu eşin hakkıdır. Durumu şu şekilde anlamamız gerekiyor. ‘Kadın, nikâh akdinden sonra kendi başına değildir, eşinin emretme hakkını bilmelidir.’ 4-Kadın çalışıyorsa, kazandığı üzerinde eşinin tasarruf hakkı yoktur. Bu konuda erkek, kadına müdahalede bulunamaz. Kadın, zekâtını verir, kurbanını keser, dilediği gibi harcama yapar. Bütçesinin sorumlusu kendisidir.
“Kadınlar okumasın, çalışmasın” denemez, böyle diyen de yoktur. “Kadın kadınlığını, anneliğini verip bir iş yapmasın.” denir. Bu denklemi kurabilen yani kadınlığını ve anneliğini yıpratmayan bir kadın okuyabilir, çalışabilir, her şeyi yapabilir. Sadece devlet başkanı olmasını uygun bulmayan hadisler vardır. Onun dışında bir yasak yoktur.
Hiç kimse “Müslüman kadın çalışamaz” diye bir hüküm veremez. Allah’ın dininde böyle bir yasak yoktur. Bugüne kadarki dini ve fıkhî birikimimizde de böyle bir kayıt yoktur. Kadının çalışması ile kadının çalışmasının sonuçları karıştırılmaktadır. Çalışmak bakımından kadın ve erkeğin hükmü aynıdır. Yalnız kadın çalışırken: Anneliği ve eş olma yönü zarar görecekse, böyle bir zarara katlanmak için acil ve zorunlu bir durum da yoksa bu çalışmayı gereksiz hatta sakıncalı buluruz. Zira kadının çocuğunu ihmal etmesinin gelecek nesiller açısından risk barındırdığı ortadadır. Çalışan kadının eşine karşı zayıf düşmesinin beraberinde getirdiği başta ahlâk olmak üzere pek çok risk de buna ilave edilebilir. Kadının çalışması durumunda erkeklerle karma bir ortamda bulunmasının getireceği ve dinimizin haram sınırları içinde tuttuğu sakıncalar vardır. Göz kirliliği ve temas sakıncası da dinin haramları ile ilgili bir konudur. Bir başka sakınca da yabancı erkek ve kadının halvet dediğimiz yalnız kalma pozisyonu ile karşılaşmalarıdır. Bunların bir dini boyutu bir de günümüzde yoğunlaşana yıkılmış aileler, bitmez ithamlar ve şüpheler ortamının oluşmasıdır. Bunun dışında kadının çalışması, ticaret yapması esasında yasak değildir.
Allah Teâlâ hepimizi razı olacağı işlere erdirsin. Kadın, Allah’ın kulu olarak erkekten farklı değildir. Fıtratının gereği farklı olduğu birkaç alan dışarıda tutulursa kul ve insan olarak kadınla erkek aynıdırlar. Temelde böyle görülmelidir konu. Ümmetimizin bütün âlimleri, sahip olma ve tasarrufta bulunmada erkekle kadının aynı olduklarına ittifak etmişlerdir. Kadını bu hususlarda farklı gören bir âlim yoktur. Çünkü mesele Kur'an boyutunda aynı tutulmuştur, kimse farklı bir iddiada bulunamaz. Kadının mal ve para konusunda ne durumda olduğunu şu başlıklarda özetleyebiliriz: a. Kadının mirastan, hibeden, mehrinden ve çalışıp kazandığından birikimi olabilir. Bu birikim nakit para da olabilir diğer helal kullanılabilen menkul veya gayrimenkul yatırımlar, işletmeler olabilir. Malı olan bir kadın hiçbir engel olmadan malı üzerinde tasarruf edebilir. b. Müslüman kadın öğretmenlik, tıp, el sanatları, ticari işletmelerin bayanlar bölümü, din hizmetleri gibi alanlarda çalışabilir. Kadınlığı ve anneliği eritmeyen helal alanlarda çalışmasında sakınca olmaz. Yeter ki bu çalışma beraberinde harama hizmet, halvet gibi sakıncalar getirmesin. Tesettüründen taviz vermeden, velisi ve eşinin ön izni ile çalışırsa bu çalışması onu asi kul olmaya götürmez. Erkek veya kadın herkes her yerde her zaman Allah’ın şeriatına göre olmaya zaten mecburdur. c. Kadının geçimi açısından mali kaynak ele alındığında ise evleninceye kadar babasının onu geçindirmeye mecbur olduğunu bilmemiz gerekir. Anne olarak da geçimi çocuklarının üzerine görevdir. Eş olduğunda da kocası onu geçindirecektir. Kadının yuva yıkıcı, aile dağıtıcı bir durumu olmadığı sürece bu geçindirme ilkesi dinin teminatı altındadır. Hatta kadın normal çalışan bir kadın olduğunda bile eşi onu geçindirmek zorundadır. Boşanmış durumunda da iddeti bitene kadar eşi onu geçindirir. Baba, eş ve evlat sahibi olmayan kadının geçimi onun miras bağı kurulabilecek akrabaları üzerinedir, yine kadın boşlukta değildir. d. Kadın, olağanüstü ihtiyaç durumundaki çocukları, anne babası ve dede ninelerinin geçimini üstlenebilir. e. Kadının malına eşinin hiçbir şekilde müdahale hakkı yoktur. Erkeğin KAVVAME hakkı içinde kadının malına karışma maddesi yoktur. Kadın malını harcarken bir harama, israfa harcamıyorsa bir başkasına danışmaya mecbur değildir. Bu sormama kuralına eşi de dâhildir. Kadın malı ile alakalı konularda eşine karşı bir eksiklik oluşturmadığı sürece izni dâhilinde iş yapmak zorunda olmaz. Genel kurallar bu şekildedir. Allah Teâlâ erkeğimizle kadınımızla hepimizi helal ve bereketli mal sahibi olmaya kavuştursun.