Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kadınlar pantolon ile namaz kılabilirler mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Pantolon üzerinde bir etek ve benzeri ilave örtü varsa bir sıkıntı yoktur. Pantolon bacakları belli etmeyecek genişlikte ise yani bir tür şalvar gibi ise yine sıkıntı yoktur. Pantolon dar yani bedene yapışık ise ve alttaki deriyi gösterecek incelikte ise o pantolonla namaz caiz olmaz. Bunun dışındaki dar pantolonla namaz kılması bir kadın için kerahetle de olsa caizdir.
Tesettür konusunda şunu bilmemizde yarar vardır: Hanımların bedenlerini erkeklerden korumaları gerektiği gibi, büyük avret mahallini bayanlardan da korumaları gerekmektedir. Daha açık bir ifade ile bir bayanın başka bayana diz kapağı ile göbek deliği arasını göstermesi de haramdır. Büyük avret dediğimiz budur. Pantolon ise bu anlamda bir teşhir yapmaktadır. Üstünde başka bir örtü yoksa bir bayanın giydiği pantolon kalçalarını, baldırlarını teşhir etmektedir. Derinin görülmüyor olması bir şey ifade etmiyor. Zira bayanın elbiseli hali bile cinsellik taşımaktadır. Allah'dan nefislerimize uymaya karşı bize yardım etmesini dileriz.
Namazın caiz olmasının şartları evde veya camide aynıdır. Ev dışında farklı olabilecek durum, yabancı erkeklerin namaz kılarken bayanı izleme durumunda olmalarıdır. Bu ise namaz kadar bayanın genel olarak yabancı gözden korunması ile alakalı bir durum olarak bilinmelidir. Geniş pantolon veya etek diye bir ayrım yapmadan şunu söylememiz gerekir: Bayanın dik durduğunda bedenini göstermeyen bir kıyafet namaz kılabilmesi için yeterlidir. Bunu etek veya pantolon diye ayırmak gerekmez. Bayan ne kadar titizlik gösterirse o kadar takvaya yakın olacağına göre evde de hassasiyetlerinden taviz vermemelidir.
Selamünaleyküm. Namazla ilgili tesettür ölçülerini biliyorsak ona şunu ilave edeceğiz: O tesettür sadece erkeklerin görmesine karşı değildir, meleklerin de gördüğünü dikkate alarak namaz kılmalıyız. Çorapsız namaz kılınabilir. Çünkü ayaklar (topuktan aşağısı) avret değildir.
Selamünaleyküm. Üzerinde elbise yok gibi bedeni şekillendiren dar veya şeffaf kıyafet kadın için tesettür değildir. Tesettür olmayan bir kıyafetle de namaz caiz değildir. Erkek için bu hüküm biraz daha hafif tutulabilir.
Zikrettiğiniz pantolonun nasıl bir kıyafet olduğunu bilemiyorum. Ben size genel hükmü açıklayayım: Göbekle diz kapağı arası erkek için avrettir. Namazda örtülmesi gerekir. Bu miktarın üçte biri bir rükün süresince mesela secde süresince açılırsa namaz bozulur. Elbette böyle bir durumda kardeşliğimiz devreye girmeli ve ikaz etmeliyiz. Ama kırmadan ve incitmeden. Allah'a emanet olunuz.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Bilindiği gibi namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Kelime-i şehâdetten sonra, İslam binasının üzerine kurulduğu beş esastan birincisidir. Akıllı ve ergenlik çağına ulaşan her Müslümanın namaz kılması farzdır. Namaz, uyuyakalmak, unutmak ve baş ile de olsa îma ile kılamayacak kadar hasta olmak gibi meşru bir mazeret bulunmadıkça kazaya bırakılamaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, uyandığı veya hatırladığı vakit kılsın.” (Buhari, Mevakit, 37; Muslim, Mesacid, 314-316) buyurmuştur. Meşguliyeti çok olmak, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuk gibi durumlar namazın ertelenmesi için özür sayılmaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Öyle adamlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyabilir. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” (Nur, 24/37) İşverenin veya iş yerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, Cuma namazını ve beş vakit namazı kılabilme imkânını sağlaması gerekir. Ancak çalışanın da işini aksatmaması ve iş disiplininin korunması açısından işverenin veya amirlerin iznini alması uygun olur. İzin verilmemesine rağmen kılınan namaz geçerlidir. Namaz kılma imkânı bulunmayan bir yerde çalışan kimsenin bu imkânı bulabileceği bir iş araması uygun olur. Eğer çalışanlar aramalarına rağmen başka bir imkân bulamazlar ise; öğle ile ikindiyi, ya ikindiyi öne alarak öğle vaktinde ya da öğleyi geciktirerek ikindi vaktinde; akşam ile yatsıyı da yatsı vaktine geciktirerek veya yatsıyı akşam vaktine alarak (cem ederek/birleştirerek) kılabilirler. Fakat bunun bir zaruret hükmü olduğunu hatırdan çıkarmazlar. Namazı cem ederek de kılma imkânı bulamayanlar, kılamadıkları namazları ilk fırsatta kaza ederler. Bu bağlamda yatsıdan sonra da kaza ederler ve ayrıca tövbe istiğfarda bulunurlar.
Vücuda iğneler batırılıp, açılan deliklere boyalı maddeler konularak yapılan dövme, eski çağlardan beri yapılan bir cahiliye âdeti olup, sağlık açısından zararlı olduğu gibi dinen de yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), dövmeyi yapan ve yaptıranların Allah’ın rahmetinden uzak olacaklarını bildirmiştir (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim Libâs, 120; Tirmizi, Edeb, 33 ). Dövme yaptırmak dinimizce yasaklanmış olmakla birlikte cilt üzerinde bir tabaka oluşturmayan dövmeler abdest ve gusle engel değildir. Fakat deri üzerine yapılarak suyun temasını engelleyen bir tabaka oluşturan dövmeler abdest ve gusle mani olacağından namaza da engel teşkil eder. Daha önce yapılmış olup deri üzerinde tabaka oluşturmuş ve çıkarılması da mümkün olmayan dövmeler ise artık deri hükmünü almış olur. Dolayısıyla bu durumda kılınan namaz geçerlidir. Abdest ve gusle engel olmayan türden olan dövmeler, dikkat çekici resim vb. içeriyorsa bunların namaz kılarken kapatılması uygun olur.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Melekler, içerisinde köpek ve resim/heykel bulunan eve girmezler” anlamındaki hadisleri değişik hadis kitaplarında zikredilmektedir (Buhari, Libas, 88; Ebu Davûd, Libas, 47). Fakat hadiste yer alan bu uyarının, daha ziyade tapınmak veya tazim göstermek amacıyla evlerde bulundurulan fotoğraf, resim ve heykeli kapsadığı bazı âlimler tarafından ifade edilmiştir. Hadisin bu şekildeki yorumundan hareket eden bazı âlimler, tapınma ve tazim amacı güdülmeyen ve umumi adaba aykırı olmayan canlı varlıkların resimlerinin yapımını da caiz görmüşlerdir. Buna göre dinimizin ilke ve amaçlarına ve genel ahlak kurallarına aykırı olmamak kaydıyla söz konusu resimlerin evlerde bulundurulmasında ve bu evlerde namaz kılınmasında bir sakınca yoktur. Ancak bu resimlerin namaz kılanın görüş alanına girecek konumda bulunması mekruh görülmüştür (Fetavay-ı Hindiyye, I, 107). Çünkü bu durumda namaz kılanın dikkati dağılır ve huşuu kaybolur. Eğer söz konusu resimler halıda veya sergide yer alıyorsa çok belirgin olmamaları halinde bu halı ve sergiler üzerinde namaz kılınabilir. Eğer belirgin bir halde ise namaz kılarken doğrudan bu resimler üzerine secde edilmesi mekruh görülmüştür (Fetavay-ı Hindiyye, I, 107).
İslam dininde namaz, kelime-i şehadetten sonra gelen en önemli ibadettir. Zira Kur’an-ı Kerim’de: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alış-veriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar” (Nur, 24/37) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), üzerine İslam’ın bina edildiği esasları saydığı meşhur hadisinde kelime-i şehadetten sonra namazı zikretmiştir (Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 7). Namaza gereken önemi vermeyen ve terk edenler hakkında Kuran’da birçok uyarı yer almaktadır (Nisa 4/142; Tevbe 9/54; Maide 5/54-55; Meryem 19/59; Müddessir 74/43; Mümin 40/60). Hz. Peygamber (s.a.s.) de namazı kasten terk edenler hakkında ağır ifadelerde bulunmuştur (Müslim, İman, 37, H. No: 256; Ebu Davud, Sünnet, 15; Tirmizi, İman, 9; Nesai, Salat, 8). Bu açıdan günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Zira Cuma ve beş vakit farz namazı kılmak bunlarla mükellef olan her Müslüman için farzı ayın olup, terki caiz değildir. Öte yandan işverenin ya da işyerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, Cuma ve günlük dini görevleri olan namazlarını, hiç değilse farzlarını kılabilme imkanını sağlaması gerekir. Bununla birlikte işçinin ve memurun da namazı bahane ederek mesaisini su-i istimal etmemesi ve çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni açısından işverenden veya amirlerden uygun bir yer istemesi ve zaman ayarlaması yapması uygun olur. Din ve vicdan özgürlüğünün kapsamında ibadet hakkı da yer almaktadır. İnanç özgürlüğünün devamı olarak, bir dine inanan kimse, o dinin gereklerini yerine getirebilme hakkına da sahiptir. Çalışanlara farz namazlar için izin verilmemesi kesinlikle yanlıştır. Bu durumda çalışanlar kendilerine alternatif bir iş imkanı aramalıdır. Zira Allah’a isyan noktasında anne-baba olsa bile kullara itaat olmaz (Tevbe 9/23; Ankebut 29/8; Lokman 31/15). Eğer çalışanlar aramalarına rağmen başka bir imkan bulamazlar ise; öğle ile ikindiyi, ya ikindiyi öne alarak öğle vaktinde ya da öğleyi geciktirerek ikindi vaktinde; akşam ile yatsıyı da yatsı vaktine geciktirerek veya yatsıyı akşam vaktine alarak (cem ederek/birleştirerek) kılabilirler.
Hz. Peygamber (s.a.s.) altın ve ipeğin, ümmetinin erkeklerine haram, kadınlarına helal kılınmış olduğunu; bildirmiştir. (Müslim, Libas, 2; Tirmizi, Libas, 1; İbn Mace, Libas, 19) Dolayısıyla erkeklerin sadece ipekten mamul elbise vb. giysiler giymesi caiz değildir. Başka elbisesi olduğu halde bir erkeğin ipek elbise ile namaz kılması mekruh olmakla birlikte kılınan namaz geçerlidir. (İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, I, 269, Beyrut, 1424/2003)
Öncelikle belirtmek gerekir ki içki içmek haramdır. Kur'an-ı Kerim'de, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Onlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap (içki) ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (Maide, 5/90-91) buyurulmaktadır. Hadislerde de sarhoşluk veren bütün maddelerin içilmesi yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, “Sarhoşluk veren her içki haramdır” (Buhari, Vudu, 71; Edeb, 80; Müslim, Eşribe, 7); “Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır” (Ebu Davud, Eşribe, 5: Tirmizi, Eşribe, 3) buyurmuştur. Buna göre Müslüman içkiden ve içki içilen ortamlardan uzak durmalıdır. Sarhoş iken namaz kılınmaz (Nisa, 43). Namaz kılan insan ilahi huzurda bulunduğu için bu ibadetin nezih bir ortamda yerine getirilmesi esastır. Bununla birlikte söz konusu ortamlarda bulunmak zorunda olan kişilerin, temiz ve uygun bir yerde kılmış oldukları namaz geçerlidir.