Diyanet Fetva Kurulu
Soru
İpek elbise veya ipek kravatla namaz kılmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman erkek ipek giyemez. İpek; elbise olarak da minder ve yorgan olarak da erkeklere haramdır. İpek mendil bile kullanamaz. Çünkü yüce Allah bunu erkeklere haram kılmıştır. Erkek için tüm kullanım çeşitleri haramdır. Bu meselede mezhepler arasında da bir ihtilaf yoktur ve bu hususla alakalı birçok hadis-i şerif bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesini belirtelim: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ipek elbise giymemizi veya üzerine oturmamızı yasakladı.” (Buhari 5837) İstisnai bir durum olarak şu söylenebilir: “ Efendimiz aleyhisselam Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. el-Avvam`ın cilt hastalıkları sebebiyle ipekli giymelerine izin vermiştir.” (Buhârî, Libâs, 29 Fıkıh uleması, kadınların ipek kumaşları kullanmalarını, üzerinde oturmalarını caiz görmüştür. Şu hususlar önemlidir: -Kadınların, tenlerini göstermeyecek kalınlıkta olmak şartıyla, her türlü ipekli kumaşı giymelerinde bir sakınca yoktur. -Kibirlenme ve başka kadınlara karşı böbürlenme hevesi gütmeksizin bir kadının ipekli giymesi caizdir. Yani ipek kullanımının kadın için hiçbir sakıncası yoktur. Şunu da belirtmek faydalı olacaktır: Büluğa ermemiş erkek çocuklar da günahları başlamamış olsa dahi ipekli elbise kullanmamaları tavsiye olunur. Buradaki mesuliyette, ipekli elbiseyi çocuğa giydiren yakınlarına aittir. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. İpek, elbise olarak da minder ve yorgan olarak da erkeklere haramdır.
Selamünaleyküm. Doğal ipeğin erkeğe haram olan ipek olduğunu bilmeliyiz. Yapma ipek haram değildir. Doğal ipekte de bakıldığında ipek olduğu anlaşılması durumunda haramlık devreye girer.
Bu değerlendirmeniz isabetli değildir. Erkek için ipek ve domuzdan, kadın için ise domuzdan mamul olmadıkça giysinin sizdeki görüntüye neden olacağını söylememizin dayanağı olmaz. Haram olmadıkça kıyafetin ibadete etkisi olmaz. Sizin genel gidişatınızla alakalı bir durum olabilir bu. Daha geniş düşünün ve buna takılıp kalmayın; şeytan sizi ezer yoksa.
Namazın şartlarından birisi necasetten(pislikten) taharettir. Namaz kılacak kişinin elbisesinde, bedeninde ve namaz kılacağı yerde, kan, idrar, şarap, dışkı gibi namaza mâni necasetler bulunmamalıdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/36) İşin cinsine göre iş elbisesinde bulunan badana, boya, madenî yağlar, pas ve benzeri kirler necaset olmadıkları için namazın sıhhatine engel değildir. Ancak namaz için camiye veya mescide gidecek kişinin temiz elbise giymesi Kur’ân-ı Kerîm’in tavsiyesidir. (el-A'râf, 7/31)
Selamünaleyküm. Elbisenin haram olması namaza mani değildir.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Melekler, içerisinde köpek ve resim/heykel bulunan eve girmezler” anlamındaki hadisleri değişik hadis kitaplarında zikredilmektedir (Buhari, Libas, 88; Ebu Davûd, Libas, 47). Fakat hadiste yer alan bu uyarının, daha ziyade tapınmak veya tazim göstermek amacıyla evlerde bulundurulan fotoğraf, resim ve heykeli kapsadığı bazı âlimler tarafından ifade edilmiştir. Hadisin bu şekildeki yorumundan hareket eden bazı âlimler, tapınma ve tazim amacı güdülmeyen ve umumi adaba aykırı olmayan canlı varlıkların resimlerinin yapımını da caiz görmüşlerdir. Buna göre dinimizin ilke ve amaçlarına ve genel ahlak kurallarına aykırı olmamak kaydıyla söz konusu resimlerin evlerde bulundurulmasında ve bu evlerde namaz kılınmasında bir sakınca yoktur. Ancak bu resimlerin namaz kılanın görüş alanına girecek konumda bulunması mekruh görülmüştür (Fetavay-ı Hindiyye, I, 107). Çünkü bu durumda namaz kılanın dikkati dağılır ve huşuu kaybolur. Eğer söz konusu resimler halıda veya sergide yer alıyorsa çok belirgin olmamaları halinde bu halı ve sergiler üzerinde namaz kılınabilir. Eğer belirgin bir halde ise namaz kılarken doğrudan bu resimler üzerine secde edilmesi mekruh görülmüştür (Fetavay-ı Hindiyye, I, 107).
Vücuda iğneler batırılıp, açılan deliklere boyalı maddeler konularak yapılan dövme, eski çağlardan beri yapılan bir cahiliye âdeti olup, sağlık açısından zararlı olduğu gibi dinen de yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), dövmeyi yapan ve yaptıranların Allah’ın rahmetinden uzak olacaklarını bildirmiştir (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim Libâs, 120; Tirmizi, Edeb, 33 ). Dövme yaptırmak dinimizce yasaklanmış olmakla birlikte cilt üzerinde bir tabaka oluşturmayan dövmeler abdest ve gusle engel değildir. Fakat deri üzerine yapılarak suyun temasını engelleyen bir tabaka oluşturan dövmeler abdest ve gusle mani olacağından namaza da engel teşkil eder. Daha önce yapılmış olup deri üzerinde tabaka oluşturmuş ve çıkarılması da mümkün olmayan dövmeler ise artık deri hükmünü almış olur. Dolayısıyla bu durumda kılınan namaz geçerlidir. Abdest ve gusle engel olmayan türden olan dövmeler, dikkat çekici resim vb. içeriyorsa bunların namaz kılarken kapatılması uygun olur.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çorapsız olarak da namaz kıldırdığı bilinmektedir (Ebu Davud, Salat, 91). Bu sebeple çorapsız olarak namaz kılmakta veya kıldırmakta bir beis yoktur. Ancak mescitlere çorapsız girmek sağlık ve temizlik bakımından problem teşkil ediyorsa veya örfte hoş karşılanmıyorsa bundan kaçınmak uygun olur. İmamlar da bu hassasiyete uygun hareket etmelidirler. Ayrıca çorapların temiz olmasına özen gösterilmelidir.
İslam dini tesettürü emretmekle birlikte, örtünmenin şekli konusunda ayrıntıya girmemiş, bunu örfe bırakmıştır. Kadınların namazda el, yüz ve ayakları dışında kalan bütün bedenleri avrettir (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, ts. I, 46). Dolayısıyla vücut hatlarını belli etmeyen ve teni göstermeyen kıyafetlerle namaz kılmaları gerekir. Buna göre dar ve şeffaf olmayan pantolonla bayanların namaz kılmalarında bir sakınca yoktur. Ancak vücut hatlarını ortaya çıkaran dar pantolonla namaz kılmak mekruhtur. Diğer taraftan altını gösterecek şeffaflıkta bir elbise ile namaz kılmak ise caiz değildir (İbn Nüceym, Bahru’r-raik, Daru’l-marife, I, 283).
Ezan okumaktan maksat, namaz vaktinin girdiğini duyurmak ve müslümanları cemaate davet etmektir. Bu vesileyle ezanın bilinen sözlerini muhafaza etmek kaydıyla bu ilan ve davetin, hoparlörle veya hoparlörsüz yapılması arasında dini açıdan herhangi bir fark bulunmamaktadır. Zira hoparlör, sesin kuvvetini artırıcı bir cihaz olup çıkan ses, mikrofon başında okuyan kişinin kendi sesidir. Bu itibarla, daha uzaklardan duyulması için ezanın hoparlörle okunmasında dinen bir sakınca yoktur. Nitekim tarihi süreç içinde ezanın duyulabilmesini sağlamak için Müslümanlar, çeşitli arayışlar içine girmişler ve Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde olmadığı halde minareler inşa etmişlerdir.
Bilindiği gibi namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Kelime-i şehâdetten sonra, İslam binasının üzerine kurulduğu beş esastan birincisidir. Akıllı ve ergenlik çağına ulaşan her Müslümanın namaz kılması farzdır. Namaz, uyuyakalmak, unutmak ve baş ile de olsa îma ile kılamayacak kadar hasta olmak gibi meşru bir mazeret bulunmadıkça kazaya bırakılamaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, uyandığı veya hatırladığı vakit kılsın.” (Buhari, Mevakit, 37; Muslim, Mesacid, 314-316) buyurmuştur. Meşguliyeti çok olmak, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuk gibi durumlar namazın ertelenmesi için özür sayılmaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Öyle adamlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyabilir. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” (Nur, 24/37) İşverenin veya iş yerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, Cuma namazını ve beş vakit namazı kılabilme imkânını sağlaması gerekir. Ancak çalışanın da işini aksatmaması ve iş disiplininin korunması açısından işverenin veya amirlerin iznini alması uygun olur. İzin verilmemesine rağmen kılınan namaz geçerlidir. Namaz kılma imkânı bulunmayan bir yerde çalışan kimsenin bu imkânı bulabileceği bir iş araması uygun olur. Eğer çalışanlar aramalarına rağmen başka bir imkân bulamazlar ise; öğle ile ikindiyi, ya ikindiyi öne alarak öğle vaktinde ya da öğleyi geciktirerek ikindi vaktinde; akşam ile yatsıyı da yatsı vaktine geciktirerek veya yatsıyı akşam vaktine alarak (cem ederek/birleştirerek) kılabilirler. Fakat bunun bir zaruret hükmü olduğunu hatırdan çıkarmazlar. Namazı cem ederek de kılma imkânı bulamayanlar, kılamadıkları namazları ilk fırsatta kaza ederler. Bu bağlamda yatsıdan sonra da kaza ederler ve ayrıca tövbe istiğfarda bulunurlar.