Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ipek kumaştan yapılmış bir yastık kılıfı kullanmak, yani yastığın örtüsünün ipek olması dinen caiz midir? Özellikle erkeklerin saf ipek kullanması haram kabul ediliyor; bu durum yastık örtüsü gibi doğrudan giyilmeyen eşyalarda da geçerli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hz. Peygamber (s.a.s.) altın ve ipeğin, ümmetinin erkeklerine haram, kadınlarına helal kılınmış olduğunu; bildirmiştir. (Müslim, Libas, 2; Tirmizi, Libas, 1; İbn Mace, Libas, 19) Dolayısıyla erkeklerin sadece ipekten mamul elbise vb. giysiler giymesi caiz değildir. Başka elbisesi olduğu halde bir erkeğin ipek elbise ile namaz kılması mekruh olmakla birlikte kılınan namaz geçerlidir. (İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, I, 269, Beyrut, 1424/2003)
Selamünaleyküm. Doğal ipeğin erkeğe haram olan ipek olduğunu bilmeliyiz. Yapma ipek haram değildir. Doğal ipekte de bakıldığında ipek olduğu anlaşılması durumunda haramlık devreye girer.
Elbette kul olarak erkekler de dinlerinin emrettiği gibi giyineceklerdir. Erkekler için de bir kıyafet kuralından söz edilebilir. Bu konuyu şu şekilde derleyebiliriz: Erkeğin avreti kadının avreti gibi değildir. Tesettür avreti örtmek olduğuna göre erkeğin örteceği avreti kadınınkine göre daha az olur. Giyimde asıl olan mubah olmaktır. Bu şu anlama gelir: Temel kural olarak kimin ne giyeceği konusunda renk, şekil kuralı yoktur. Kadın ve erkek için tesettür vardır. Bu sağlandıktan sonra temel şart yerini bulmuş olur. Erkeklerin ipek ürünü bir şey giymeleri haramdır. Erkek de olsa avreti teşhir eden şeffaf bir kıyafet giyilemez. Müşrik ve kâfirlere benzeşme nitelikli bir kıyafet giyilemez. Erkeği kadına benzeten bir kıyafet giyilemez. Şöhret getiren yani gözleri kendisine çeken zıt ve aykırı bir kıyafet giyilemez. Yöre açısından tamamen farklı duruma düşürecek bir kıyafetin giyilmemesi tavsiye edilir. Mesela Arap kıyafeti olarak bilinen bir kıyafeti sünnete daha uygun olsun diye giymek güzel olabilir ama toplumun aykırısı duruma düşürüyorsa ve toplumdaki kıyafet de haram bir kıyafet değilse o giyilmemelidir. Bu ayrıntıların dışında helal olan, sağlığa zarar vermeyen bir kıyafet erkek kıyafeti olarak giyilebilir.
Selamünaleyküm. İpek, elbise olarak da minder ve yorgan olarak da erkeklere haramdır.
Kadın da erkek de Allah’ın kuludur ve Allah’ın şeriatına göre yaşamak zorundadır. Kadının mahremiyeti ve hassasiyetinden ötürü kıyafeti biraz daha “ölçüleri ağır ve titiz” olsa da erkek de kıyafetinde dinine dikkat edecektir. Erkeklere mahsus denebilecek kıyafet (giyinip kuşanma) ilkelerini çok özet bir şekilde şöyle sıralayabiliriz: 1. Kıyafet ve elbise Allah’ın kuluna nimetlerinden biridir. Her nimet gibi değerlendirilmelidir. Salih niyetle kıyafet satın alınmalı ve giyilmelidir. Giyerken de hamd edilmelidir. 2. Giymeye sağ taraftan başlanır, sol taraftan çıkarılır. 3. Kıyafetin temiz ve güzel olması aranır. 4. Renk olarak yasak veya mecburi bir renk yoktur. Örfe dikkat edilerek giyilir ama bir batıl ekolün veya dinin simgesi durumuna gelmiş renkler kullanılmaz. 5. Müslüman erkek ipek elbise giyemez, ipek mendil bile kullanamaz. 6. Tabaklanmış deriden yapılan kürkü kullanabilir. Domuz ürünleri için özel bir yasak olduğunu bilmelidir. 7. Müslüman erkek, özellikle kadınlar için üretilmiş bir kıyafeti giyemez. 8. Toplumun gözünde komik ve seviyesiz duruma düşüren kıyafeti giyemez. 9. Avretini örtmeyen ya da örter gibi yapsa da dikkat çeker duruma getiren kıyafeti giyemez. 10. Kıyafette israf olmamalıdır. Kişinin ekonomik girdisi ile kıyafet masrafı arasında güzel bir denge kurmalıdır. 11. Gereğinden fazla uzatılmış, abartılı bol, kibirlenmeye zemin hazırlayan kıyafetler giyilmez. 12. Kâfirleri ve hayat tarzlarını özellikle simgeleyen kıyafetler giyilmez. 13. Giyeni parazit duruma getiren yani herkesin gözünü çevireceği bir dikkate neden olan kıyafet giyilmez.
Allah sizden razı olsun. Önemli bir meseleyi ikaz ettiniz. Allah Teâlâ bu vesile ile kazanılacağını umduğumuz sevapları size de lütfetsin. Kıyafet konusunda emirler sadece kadına mahsus değildir. Avret bölgeleri farklı olmakla beraber erkeğin de kıyafeti için sınırlar ve kurallar vardır. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz: 1- Müslüman erkeklerin göbek deliği ile diz kapağı arası avretlerinin sınırıdır. O bölgeyi hiç bir şekilde açmaları caiz değildir. Giydikleri kıyafet o bölgeyi örtmelidir. O bölgede giyilen şeyin de ORGANLARI RESMEDECEK ŞEKİLDE şeffaf ve dar olması caiz olmaz. 2- Erkeğin üzerindeki kıyafet, kadınlara mahsus bir kıyafet olmamalıdır. 3- Kâfirler için sembol niteliğinde olmuş bir kıyafeti de giymeleri caiz değildir. 4- Tedavi amacı dışında Müslüman erkekler İPEK ürünü elbise giyemezler. 5- Erkeklerin kıyafetlerinin paçaları yere sürünecek şekilde uzun olmamalıdır. Özellikle etek benzeri kıyafet giyildiğinde paçalar ayak topuklarından aşağı olmamalıdır. 6- Toplum içinde TEK KIYAFET denebilecek parazit bir kıyafet de giyilmemelidir. Bunun anlamı şudur: Giydiği kıyafet, özellikle dikkat çekmek için giyildiğinde sakınca oluşturur.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Güzel bir iş yaptıktan sonra insanların takdirinden memnun olmak, doğaldır. Her insan teşekkür, takdir duymaktan hoşlanır. Yapılan işi insanlar beğensin, takdir etsin diye yapmak sıkıntılıdır. Riya dediğimiz kavram da budur. Yaptığınız işi insanların beğenisi için yapmadıkça sıkıntı yoktur. Takdir ve övgü, kalbi kaydırıp insanların beğenisini merkez edinmek, ihlası azaltmak bakımından herkes için bir tehlike oluşturur. Ama takdirle beraber Allah için yapma gayreti artıyorsa bu güzel bir durum olarak kabul edilmiştir. Kendimizi test edebileceğimiz bir ölçü olarak şunu söyleyebiliriz: Allah'ın rızası için yapma niyetimiz, maddi manevi bir beklentisiz oluşumuz insanların takdiri ile değişmiyor, takdir edilsek de edilmesek de aynı heyecanla devam edebiliyorsak bir sıkıntı yok demektir. Riya, her insanın mücadele etmesi gereken bir duygudur. Bu duygu ile mücadele edeyim derken bir vesveseye dönüşmesi ise şeytanın tuzaklarından biridir. Hedefimiz ihlas için mücadele olmalı, niyetlerimizi muhasebe etmeyi es geçmemeli ama bunu da bir takıntıya dönüştürmeden, salih ameli terk edecek boyuta düşmeden yapmalıyız. İnsanız her işimizde niyetimize riyanın hiç bulaşmaması her zaman mümkün olmayabilir. Bunun için istiğfar eder, dua eder, gayret ederiz. Buna takılıp kalmadan salih amellerimizi arttırmak üzerimize düşendir. Siz gayret edin, Allah'tan yardım istemeyi bırakmayın. Yaptığınız salih amellere devam edin. Allah kendi yolunda çabalayan kullarını zayi etmeyecektir. Rabbim hepimizin niyetlerini ihlastan ayırmasın. Kalbimizi kaydırmasın. Allah'a emanet olun.
Bir kere Şam ismi hadislerde kullanılan şekli ile kastedilen bugünkü Suriye'nin başkenti değildir. İçinde Suriye, bugünkü Irak'ın bir bölümü, Lübnan, Ürdün ve Filistin hadislerde geçen Şam'dır. Buna göre düşünerek Şam hakkında şunları söyleyebiliriz: Şam hakkında birden çok sahih ve ileri derecede sağlam hadis vardır. Neredeyse Şam hakkında bir dosya hazırlanacak kadar hadisten söz edebiliriz. Şam mübarek bir toprak parçasıdır. Orada yaşayanlar hayırlı insanlardır. Yalnız bu hayırlı olma durumu tesadüfen orada doğup büyümüş olmakla sınırlandırılamaz. Şam hakkında zikredilen bilgilerin pratiği kendisinde bulunanlar için hayırlıdır denebilir. İnsan bir yere gitmekle veya oraya nispet edilmekle hayırlı olmaz. Hayrı içinde barındırmakla hayırlı olur. Kudüs şehri ve Mescid-i Aksa oradadır. Mübarekliğin nedenlerinden biri de budur. Şam toprakları kıyamet öncesinde büyük savaşlar görecektir. İslam sancağı o bölgeye dikilmiş olacaktır. Sonunda İslam ve emrettiği hayat orada yeşerecektir. Bugün gözlerimizin önünde olup bitenler sonuç değil sürecin içinde bir parçadır sadece.
Hadis Peygamber aleyhisselamın sözlerine ve davranışlarına verilen isimdir. Bir söz için mesela ‘hadistir’ deniyorsa ‘bu Peygamber aleyhisselama aittir’ denmiş olmaktadır. Bu sözler bize daha sonra derlenerek ulaştırıldı. Bu derlemede birinci ağız sahabilerdir. Ve onlardan duyanlar, duyanlardan duyanlar şeklinde bize kadar ulaşmıştır. Genelde de beş altı ağızdan sonrası kitaplara işlenmiştir. Birinci ağız olan sahabiler konusunda bir tereddüt yoktur ama sonraki ağızların ne kadar ve nasıl duyup anladıkları konusu âlimlerin ele aldığı bir mesele olmuştur. İkinci, üçüncü ve sonraki ağızların duyduklarını anlama ve aktarma becerileri, aktarmaya ehil olup olmadıkları gibi başlıklar üzerinden yapılan incelemelerin sonuçlarına göre bize ulaşan hadisler için Peygamber aleyhisselama ait olup olmaması ile alakalı güven derecesine göre bir sıralama yapılmıştır. Elbette bu sıralamayı yapanlar ömürlerini bu işe feda etmiş ihlas ve gayretleri ümmetin içinde bilinen kimseler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ve bu sıralama hicretin ikinci asrında başlamış dört, beşinci asra kadar hemen hemen bitirilmiştir. Bunun etrafında ULUMULHADİS adı verilen bir ilim dalı oluşmuştur. Âlimler Peygamber aleyhisselama ait olduğu konusunda tereddüt olmayan hadise SAHİH HADİS demişlerdir. Ondan biraz aşağıda olan ama yine güvenle alınan hadise de HASEN HADİS demişlerdir. Sahih ve hasen olmayan yani Peygamber aleyhisselama ait olması tartışılabilen hadislere de ZAYIF HADİS demişlerdir. Bu noktada zayıf hadisle ilgili olarak şu tespitleri öne çıkarabiliriz: Bir hadis için zayıftır denmesi âlimlerin genel kanaati üzerine kullanılmıştır. O hadisin Peygamber aleyhisselama ait olma ihtimali tamamen kalkmış sayılmaz. Âlimler bir hadis için zayıf derken onu bize aktaranlar üzerinde çalışıp bu karara vardıkları gibi hadis diye önümüze gelen metnin içeriği üzerinden de çalışma yürütmüşlerdir. Zayıf hadis de kendi içinde az zayıf çok zayıf denebilecek farklılıklar gösterebilir. Bazı hadisler birden çok ağız tarafından duyulup nakledilmiştir. Bu nakledenlerden birinin naklettiği zayıf görülmüş, bir başkasının naklettiği mesela hasen görülmüş olabilir. Bu da bazı zayıf hadislerin zayıf olmayan aktarımları ile güçlendirilmesi şeklinde normal hadis gibi değerlendirildiği de olmuştur. Bazı hadisler teknik olarak zayıf kabul edildiği halde alimler ilk asırlardan itibaren o hadisleri kullanmışlardır. Adeta ümmete mal olmuş sözler niteliğini kazanmış bu sözler de özellikle usulufıkıh ve fıkıh alanında kullanılabilmiştir. Zayıf hadisler itikat konularında ve gayba ait meselelerde birinci dereceden kaynak olarak gösterilemez. Diğer konularda mesela ahlâk konularında zayıf hadisler kullanılmıştır. Aynı şekilde amellerin faziletlerini izah alanında da zayıf hadis kullanılmıştır. Bu adeta âlimler arasında genel bir teamüldür. Çünkü bu hadisler ‘olmayanın uydurulması’ değildir. Problem Peygamber aleyhisselama aitliğinin tartışılabilir olmasındadır. Günümüzde zayıf hadis bir problem olmaktan çıkmış gibidir. Zira hadislerin tamamı sahih, hasen, zayıf olarak tasnif edilmiş ve ‘acaba?’ sorusuna gerek kalmamıştır. Zayıf hadisler belli kitaplarda toplanmıştır. Sahih hadislerle karışık telif edilmiş kaynaklarda da en azından dip not şeklinde zayıf olduğu uyarısı yapılmıştır. Zayıf hadisle bağlantılı gibi duran bir başlık da MEVZU HADİS konusudur. Mevzu hadis Peygamber aleyhisselamın ağzından uydurulmuş yalan söz demektir. Asla zayıf hadisle bir ilgisi yoktur. Mevzu hadislerin kullanılması haramdır. Bilerek kullanan da kebair günahlardan birini işlemiş sayılır. Zira böyle bir kullanım bile bile dine ilave yapmaktır ki bu bir din cinayetidir.
Elimizdeki sahih kaynaklarda bu şekilde bir söz yoktur. O günkü endişeleri ifade etmek için sonrakilerin kullandığı bir ifade olabilir.
Namazda bunu yapmayın.
Böyle bir hadis bilmiyoruz.