Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben her işimde insanların onayına ve takdirine çok fazla ihtiyaç duyuyorum. Birinden onay alınca, o işi tam yapmışım gibi hissediyorum. Yaptığım amellerde de bunu fark ediyorum. Her ay yetim bağışı topluyorum ya da bir ihtiyaç sahibi için burs arıyorum. Birisi "Allah razı olsun, vesile oluyorsun." dediğinde bu hoşuma gidiyor. Tecvit ve mahrec dersi alıyorum, ezber yapıyorum. Çevremden biri okuyuşumu beğenince bu beni tatmin ediyor. Ama aklıma Müslim, İmare 152. hadis geliyor: "Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını 'Ne cömert adam' desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi." buyuruluyor. Bu beni çok korkutuyor. Sanki yaptığım her hayrı boşuna yapmışım gibi geliyor. Gerçi ben bu işleri yaparken başta niyetim insanlardan takdir görmek değil. Sonucunda da takdir almasam yine de yapacağımı biliyorum. Elimden geldiğince de gizli yapmaya çalışıyorum. Gerçekten ihtiyaç sahibi birinin ihtiyacını gidermek istiyorum, gerçekten ilim öğrenmek ve Kur’an’ı güzel okumak için çabalıyorum. Ama niyetime az da olsa kibir ya da riya karışmışsa diye endişeleniyorum. Sadece Allah rızası için yapmak, daha samimi olmak ve sürekli insanlardan onay beklememek istiyorum. Bu konuda dua ediyorum. Bunun dışında ne yapmamı tavsiye edersiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah için yapılacak işlerden hatta ibadetlerden biri de insanların dini anlamalarına yardım etmektir. Herkes bilgisi ve imkânı kadar bu işle görevlidir aslında. Bu bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi bunun da en temel şartı ihlastır. İhlas bir işi sadece Allah için yapmak demektir. Yalnız Allah için yapılan bir işten Müslüman’ın mutluluk hissetmesi sakıncalı değildir. Yeter ki riya ve gösterişe dönüşen bir sonuca gidilmesin. Genelde insanların takdiri ve övgüsü ihlası azaltır ama işi yapanın kalbi kaymadığı sürece övgü ve takdir bir engel değildir. Bilakis övgü arttıkça gayret de artıyorsa bu güzel bir durum kabul edilir. Şüphesiz şeytanın ve nefsin kışkırtması açısından riskli bir durum oluşur ama genel olarak bunu bir sakınca göremeyiz. Kendimizi test edeceğimiz ölçü olarak şunu belirleyebiliriz: Allah için olan niyetimiz ve maddi beklentiden uzak kalışımız devam ediyordur. İnsanların takdiri olsun veya olmasın biz aynı heyecanla devam edebiliyoruz. Bunu sağlayabildiğimizde sakınca da yok demektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sorulan benzer bir soruya verdiği cevap bizim için çok önemlidir: “O mü'mine bu hayattaki bir müjdedir!” İnsanların takdir etmesini ve bu takdirin mü'mini mutlu etmesini ahiretteki sevaptan önce dünyadaki bir müjde olarak görmüştür aleyhisselam efendimiz. Elbette insanın hoşlanması, övgü beklemesi belki de kendisine şöhret yolu açılması kalbin ifsadı açısından tehlikedir, kişinin uzak kalma gayreti içinde olması gerekir ama bu durum tek başına bir kötülük değildir. Kişiden kişiye ve konudan konuya farklı bir sınav olarak anlaşılmalıdır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Allah Teâlâ hepimizi bir kabiliyet üzere yarattı. Hepimiz için de bir iş belirledi. İmanımız ve ibadetlerimiz hepimizde aynıdır ama farklı olarak yaşadığımız bu hayatta hepimizin aynı işi yapması gerekmiyor. Kimimiz ilimle meşgul olacak kimimiz de fiili cihadı gerçekleştirecek. Bir başkası da filan işi yapacak. Öbürü nesil yetiştirecek ama herkes bir işi yaparak bu hayatı doldurmadaki görevini icra edecek. Elbette âlim değerli bir iş yapıyor ama her şey âlimin elinden beklenmeyecektir. Âlimin de yapamadığı işler vardır, onları yapabilen de o boşluğu dolduracak. Kendimizi gereksiz ve işlevsiz görmemiz şeytan tuzağıdır. Mesela ekmek buğday unundan yapılır ve ekmeğin aslı odur. Yalnız su olmasa hamur olmaz, ateş olmasa ekmek pişmez. Bakıyoruz ki asıl buğday ama buğdayı ortaya çıkaran başka buğday kadar gerekliler de var. Kendinizi daha gerçekçi değerlendirin. Kabiliyetiniz olmayan alana göz dikerek tembelliğinize gerekçe bulmayın. Kabiliyetiniz başka bir iştedir, onu keşfetmeye bakın. Hiçbir şey yapamadığınızda gece teheccüde kalkıp kendiniz ve âlimler için dualar edemez misiniz mesela?
Aleykümselam. Mü'min, her çiçeği izleyen arı gibi olmalıdır. Kovanını unutmadığı sürece çiçekten çiçeğe dolaşmasında da sakınca yoktur. Bulunduğu çiçeğin üzerinde yapışıp kalan arı ise bal yapamaz. Kendinizi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden başka kimsenin bağımlısı görmemelisiniz. Kimseyi de hor görmemelisiniz. Hepimiz kuluz, kulluk yapmaya çalışıyoruz. Birbirimizin farklılıklarına tahammül etmeye de mecburuz. Sözünü ettiğiniz yerden size fayda olarak ne gelecekse onu alın. Biiznillah zarar da gelmez. Ortalama bir yol tutturmalısınız. Sabırlı ve sebatlı gidilen her yol neticede hayra ulaşır. Allah yardımcınız olsun.
Güzel kardeşim geçmişin pişmanlıkları içinde erime sakın. Allah'ın takdirine razı ol ve bu rızayla da sevin. Sevinçli ol! Müslüman olman bile büyük bir sevinç sebebi. Kendine seveceğin bir meşguliyet bul. İster iş olur, ister hobi olur, ister spor olur... Ama gün içinde yorulup enerjini atacağın bir meşguliyet olsun. Salih insanlardan arkadaşlar edin. Onlarla etkinliklere katıl, etkinlikler yap, düzenli olarak bir araya gelip sohbet edin, muhabbet edin. Bunu asla küçük görme! Bu senin için önemli. Boşlukta kalma! Bunların yanı sıra problemlerin bu tavsiyelere rağmen geçmezse veya bu tavsiyeleri bir türlü uygulayamıyorsan bir psikoloğa görünmeni tavsiye ederiz. Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
Aleykümselam.Asıl endişe etmeniz gereken durum, bu düşüncenizdir. Şeytan becerip sizi, derin düşünme oyunuyla oyalıyor. Düşünmeyin bir süre bunları. Kibir, riya ne olursa olsun kulluğa devam etmeyi kararlaştırın ve tatbik edin.
Selamünaleyküm. Kalbiniz mutmain oluncaya kadar tasavvufa girmeyin. Mü'minin kalbi ölçüsüdür, huzur bulmadığı yerde bulunmaz. Mevcut durumunuz da büyük oranda bayanlardaki ince ayarlama hastalığından kaynaklanmaktadır. Adına riyaya karşı takva diyor olsanız da bu bir hastalık belirtisidir. Böyle hesaplarla ve kavramlarla vakit geçirmeyin. İş yapın; ibadetlerinizi artırın, Kur'an okuyun, her gün muhakkak bir cüz okuyun. Tefsir okuyun. Bir ders halkasına katılın. İki bayana Kur'an öğretin ve ebedî ecirler kazanın. Bu da sizin hafızlığınızın zekâtı olur. Muhakkak ve muhakkak bir ilmihal okuyun, okutun. Kadınlara dair meseleleri derinlemesine öğrenin, öğretin. Bakın tasavvufu aratmayacak neler neler sayılıyor bir çırpıda. Siz işinizden fazla vaktiniz bulunduğu için sıkılıyorsunuz, problem üretiyorsunuz. Hemen kendinizi test edin; bir ilmihal kitabını yüzde kaç net şekilde bilebiliyorsunuz? Eğer biliyorsanız hemen öğretmeye geçin, ilmihal grupları kurun. Bilmiyorsanız da işiniz belli demektir. Oturmayın, yürüyün; ilim yolunda, Kur'an'a hizmette yürüyün. Oturdukça paslanırsınız, paslandıkça da sorun üretirsiniz. Allah'a emanet olunuz.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Müslüman erkek ipek giyemez. İpek; elbise olarak da minder ve yorgan olarak da erkeklere haramdır. İpek mendil bile kullanamaz. Çünkü yüce Allah bunu erkeklere haram kılmıştır. Erkek için tüm kullanım çeşitleri haramdır. Bu meselede mezhepler arasında da bir ihtilaf yoktur ve bu hususla alakalı birçok hadis-i şerif bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesini belirtelim: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ipek elbise giymemizi veya üzerine oturmamızı yasakladı.” (Buhari 5837) İstisnai bir durum olarak şu söylenebilir: “ Efendimiz aleyhisselam Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. el-Avvam`ın cilt hastalıkları sebebiyle ipekli giymelerine izin vermiştir.” (Buhârî, Libâs, 29 Fıkıh uleması, kadınların ipek kumaşları kullanmalarını, üzerinde oturmalarını caiz görmüştür. Şu hususlar önemlidir: -Kadınların, tenlerini göstermeyecek kalınlıkta olmak şartıyla, her türlü ipekli kumaşı giymelerinde bir sakınca yoktur. -Kibirlenme ve başka kadınlara karşı böbürlenme hevesi gütmeksizin bir kadının ipekli giymesi caizdir. Yani ipek kullanımının kadın için hiçbir sakıncası yoktur. Şunu da belirtmek faydalı olacaktır: Büluğa ermemiş erkek çocuklar da günahları başlamamış olsa dahi ipekli elbise kullanmamaları tavsiye olunur. Buradaki mesuliyette, ipekli elbiseyi çocuğa giydiren yakınlarına aittir. Allah’a emanet olunuz.
Bir kere Şam ismi hadislerde kullanılan şekli ile kastedilen bugünkü Suriye'nin başkenti değildir. İçinde Suriye, bugünkü Irak'ın bir bölümü, Lübnan, Ürdün ve Filistin hadislerde geçen Şam'dır. Buna göre düşünerek Şam hakkında şunları söyleyebiliriz: Şam hakkında birden çok sahih ve ileri derecede sağlam hadis vardır. Neredeyse Şam hakkında bir dosya hazırlanacak kadar hadisten söz edebiliriz. Şam mübarek bir toprak parçasıdır. Orada yaşayanlar hayırlı insanlardır. Yalnız bu hayırlı olma durumu tesadüfen orada doğup büyümüş olmakla sınırlandırılamaz. Şam hakkında zikredilen bilgilerin pratiği kendisinde bulunanlar için hayırlıdır denebilir. İnsan bir yere gitmekle veya oraya nispet edilmekle hayırlı olmaz. Hayrı içinde barındırmakla hayırlı olur. Kudüs şehri ve Mescid-i Aksa oradadır. Mübarekliğin nedenlerinden biri de budur. Şam toprakları kıyamet öncesinde büyük savaşlar görecektir. İslam sancağı o bölgeye dikilmiş olacaktır. Sonunda İslam ve emrettiği hayat orada yeşerecektir. Bugün gözlerimizin önünde olup bitenler sonuç değil sürecin içinde bir parçadır sadece.
Hadis Peygamber aleyhisselamın sözlerine ve davranışlarına verilen isimdir. Bir söz için mesela ‘hadistir’ deniyorsa ‘bu Peygamber aleyhisselama aittir’ denmiş olmaktadır. Bu sözler bize daha sonra derlenerek ulaştırıldı. Bu derlemede birinci ağız sahabilerdir. Ve onlardan duyanlar, duyanlardan duyanlar şeklinde bize kadar ulaşmıştır. Genelde de beş altı ağızdan sonrası kitaplara işlenmiştir. Birinci ağız olan sahabiler konusunda bir tereddüt yoktur ama sonraki ağızların ne kadar ve nasıl duyup anladıkları konusu âlimlerin ele aldığı bir mesele olmuştur. İkinci, üçüncü ve sonraki ağızların duyduklarını anlama ve aktarma becerileri, aktarmaya ehil olup olmadıkları gibi başlıklar üzerinden yapılan incelemelerin sonuçlarına göre bize ulaşan hadisler için Peygamber aleyhisselama ait olup olmaması ile alakalı güven derecesine göre bir sıralama yapılmıştır. Elbette bu sıralamayı yapanlar ömürlerini bu işe feda etmiş ihlas ve gayretleri ümmetin içinde bilinen kimseler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ve bu sıralama hicretin ikinci asrında başlamış dört, beşinci asra kadar hemen hemen bitirilmiştir. Bunun etrafında ULUMULHADİS adı verilen bir ilim dalı oluşmuştur. Âlimler Peygamber aleyhisselama ait olduğu konusunda tereddüt olmayan hadise SAHİH HADİS demişlerdir. Ondan biraz aşağıda olan ama yine güvenle alınan hadise de HASEN HADİS demişlerdir. Sahih ve hasen olmayan yani Peygamber aleyhisselama ait olması tartışılabilen hadislere de ZAYIF HADİS demişlerdir. Bu noktada zayıf hadisle ilgili olarak şu tespitleri öne çıkarabiliriz: Bir hadis için zayıftır denmesi âlimlerin genel kanaati üzerine kullanılmıştır. O hadisin Peygamber aleyhisselama ait olma ihtimali tamamen kalkmış sayılmaz. Âlimler bir hadis için zayıf derken onu bize aktaranlar üzerinde çalışıp bu karara vardıkları gibi hadis diye önümüze gelen metnin içeriği üzerinden de çalışma yürütmüşlerdir. Zayıf hadis de kendi içinde az zayıf çok zayıf denebilecek farklılıklar gösterebilir. Bazı hadisler birden çok ağız tarafından duyulup nakledilmiştir. Bu nakledenlerden birinin naklettiği zayıf görülmüş, bir başkasının naklettiği mesela hasen görülmüş olabilir. Bu da bazı zayıf hadislerin zayıf olmayan aktarımları ile güçlendirilmesi şeklinde normal hadis gibi değerlendirildiği de olmuştur. Bazı hadisler teknik olarak zayıf kabul edildiği halde alimler ilk asırlardan itibaren o hadisleri kullanmışlardır. Adeta ümmete mal olmuş sözler niteliğini kazanmış bu sözler de özellikle usulufıkıh ve fıkıh alanında kullanılabilmiştir. Zayıf hadisler itikat konularında ve gayba ait meselelerde birinci dereceden kaynak olarak gösterilemez. Diğer konularda mesela ahlâk konularında zayıf hadisler kullanılmıştır. Aynı şekilde amellerin faziletlerini izah alanında da zayıf hadis kullanılmıştır. Bu adeta âlimler arasında genel bir teamüldür. Çünkü bu hadisler ‘olmayanın uydurulması’ değildir. Problem Peygamber aleyhisselama aitliğinin tartışılabilir olmasındadır. Günümüzde zayıf hadis bir problem olmaktan çıkmış gibidir. Zira hadislerin tamamı sahih, hasen, zayıf olarak tasnif edilmiş ve ‘acaba?’ sorusuna gerek kalmamıştır. Zayıf hadisler belli kitaplarda toplanmıştır. Sahih hadislerle karışık telif edilmiş kaynaklarda da en azından dip not şeklinde zayıf olduğu uyarısı yapılmıştır. Zayıf hadisle bağlantılı gibi duran bir başlık da MEVZU HADİS konusudur. Mevzu hadis Peygamber aleyhisselamın ağzından uydurulmuş yalan söz demektir. Asla zayıf hadisle bir ilgisi yoktur. Mevzu hadislerin kullanılması haramdır. Bilerek kullanan da kebair günahlardan birini işlemiş sayılır. Zira böyle bir kullanım bile bile dine ilave yapmaktır ki bu bir din cinayetidir.
Elimizdeki sahih kaynaklarda bu şekilde bir söz yoktur. O günkü endişeleri ifade etmek için sonrakilerin kullandığı bir ifade olabilir.
Namazda bunu yapmayın.
Böyle bir hadis bilmiyoruz.