Fetva Meclisi
Soru
Şam hakkında hadislerden söz ediliyor. Bu hadisler ne kadar doğrudur? Şam mübarek bir yer midir? Oranın mübarek olması ne demektir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hadislerde geçen Şam, bugünkü: Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve Irak’ın bir bölümünün adıdır.
Evet, hadis kitaplarımızda böyle bir hadis grubu vardır. Birden fazla lafızla rivayet edilmiştir. Size bu hususta şunları özetleyebiliriz: a- Bu konudaki hadisler, hadis âlimlerinin olduğu gibi kabullendiği hadislerden değildir. Bu hadislerin bir kısmı için ‘olabilir’ diye bakanlar bulunduğu gibi bunları kökten yok kabul edenler de vardır. b- Bu tür kulların varlığını bu hadislere binaen kabul ettiğimizde hiç tereddüt etmeden şunu söylememiz gerekir: Bunlar yüzde yüz kuran ve Sünnet üzere yaşayan mü'minlerden oluşmuştur. Zira bizim VELİ olarak bildiklerimiz şu mü'mindir: Takva üzere yaşayan, Allah’ı seven ve kendini onun dinine hizmete adayan, Şeriat’ı yaşama mücadelesi yapan mü'mindir. Farklılığı ve kabiliyeti ne olursa olsan neticede o da Allah’ın bir kuludur. Kulluk sınırlarını zorlama gibi bir meyli yoktur. Veli olma yolu da farzları hakkıyla yerine getirmek ve nafile ibadetlerde yorulmadan koşuşturmaktır. c- Filan şehirde filanlar o kullardır şeklinde bir özelleştirme yapmamız da mümkün değildir. Bu anlama gelecek şekilde filancaların hastaları iyi ettiği veya yapılamaz işleri isteğinde yapabildiği şeklinde bir itikat açısından aşırılığı da kimseye mal edemeyiz. d- Bu konuları, ümmetimizin mevcut haline bakıp dururken gündem yapmayı da en azından uygunsuz bir iş olarak görmek zorundayız.
O kastedilen manada öyle bir söz yoktur ama elbette Allah'ın kuluna umreyi nasip etmesi neticede bir çağırmadır. Böyle şeylere takılmak yanlıştır.
Müslümanların birbirlerinin istihbaratçısı olmaları bir fitnedir. Özellikle ulemanın birbirine kırdırılır şekilde konuşturulması daha da ağır bir fitnedir. İsmini zikrettiğiniz şahıs, kendi yöresinde gayretler eden bir davetçidir. Bizim onu, onun bizi değerlendirmeye kalkışması doğru değildir. Rabbim hepimizi razı olacağı amellere muvaffak kılsın.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Gezmek, Kur’an’ın da tavsiye ettiği bir iştir. Fakat farz veya vacip değildir. Nafilelerdendir. Nafileyi farzın önüne geçirmemiz mümkün olmayacağına göre önce şunu bilmemiz gerekir: Üzerindeki farz olan ibadet ve benzeri görevleri yerine getirmiş olan gezsin. İlimle meşgul olan, dinlenmesi gerektiği zaman gezsin. Ticaretini düzeltip, iyi kazanan ve mü’minlere infak edebilen gezsin. Farzı bırakıp gezmek olmaz. Borç alıp gezmek olmaz. Bir de şu hususu vurgulamalıyız: Mekke ve Medine gezi yeri değildir. Mekke ve Medine, hac ve umre ibadetinin mekânıdır. Oralara turistik amaçlı gezi olmaz. Bunun dışında, gezi deyince bir Müslüman iki yeri hep gezmeli ve hiç unutmamalıdır: Bu yerlerin birincisi, İslam’ın sekiz asra yakın en büyük medeniyetlerden birini kurduğu ama şimdi hiçbir minaresinin ezanla şenlenmediği yer olan Endülüs’tür. Ne idi, ne oldu? Gezip, görmek ve ibret almak için iyi bir yerdir. İkinci yer de İstanbul’dur. İslam Hilafeti’nin düştüğü yer. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin övdüğü, ashaptan itibaren Müslümanların göz bebeği vatan. Fetih gözlüğüyle İstanbul hep gezilmelidir. Binlerce sahabiyi bağrında barındıran Suriye ve Şam gezilebilir(di maalesef). Müslümanların yaşadığı fakir Afrika ülkelerinden biri gezilip, incelenebilir. Özellikle, Anadolu’nun yeşil mekânlarından biri gezilip, Allah’ın nimetleri müşahede edilebilir.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Hadis Peygamber aleyhisselamın sözlerine ve davranışlarına verilen isimdir. Bir söz için mesela ‘hadistir’ deniyorsa ‘bu Peygamber aleyhisselama aittir’ denmiş olmaktadır. Bu sözler bize daha sonra derlenerek ulaştırıldı. Bu derlemede birinci ağız sahabilerdir. Ve onlardan duyanlar, duyanlardan duyanlar şeklinde bize kadar ulaşmıştır. Genelde de beş altı ağızdan sonrası kitaplara işlenmiştir. Birinci ağız olan sahabiler konusunda bir tereddüt yoktur ama sonraki ağızların ne kadar ve nasıl duyup anladıkları konusu âlimlerin ele aldığı bir mesele olmuştur. İkinci, üçüncü ve sonraki ağızların duyduklarını anlama ve aktarma becerileri, aktarmaya ehil olup olmadıkları gibi başlıklar üzerinden yapılan incelemelerin sonuçlarına göre bize ulaşan hadisler için Peygamber aleyhisselama ait olup olmaması ile alakalı güven derecesine göre bir sıralama yapılmıştır. Elbette bu sıralamayı yapanlar ömürlerini bu işe feda etmiş ihlas ve gayretleri ümmetin içinde bilinen kimseler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ve bu sıralama hicretin ikinci asrında başlamış dört, beşinci asra kadar hemen hemen bitirilmiştir. Bunun etrafında ULUMULHADİS adı verilen bir ilim dalı oluşmuştur. Âlimler Peygamber aleyhisselama ait olduğu konusunda tereddüt olmayan hadise SAHİH HADİS demişlerdir. Ondan biraz aşağıda olan ama yine güvenle alınan hadise de HASEN HADİS demişlerdir. Sahih ve hasen olmayan yani Peygamber aleyhisselama ait olması tartışılabilen hadislere de ZAYIF HADİS demişlerdir. Bu noktada zayıf hadisle ilgili olarak şu tespitleri öne çıkarabiliriz: Bir hadis için zayıftır denmesi âlimlerin genel kanaati üzerine kullanılmıştır. O hadisin Peygamber aleyhisselama ait olma ihtimali tamamen kalkmış sayılmaz. Âlimler bir hadis için zayıf derken onu bize aktaranlar üzerinde çalışıp bu karara vardıkları gibi hadis diye önümüze gelen metnin içeriği üzerinden de çalışma yürütmüşlerdir. Zayıf hadis de kendi içinde az zayıf çok zayıf denebilecek farklılıklar gösterebilir. Bazı hadisler birden çok ağız tarafından duyulup nakledilmiştir. Bu nakledenlerden birinin naklettiği zayıf görülmüş, bir başkasının naklettiği mesela hasen görülmüş olabilir. Bu da bazı zayıf hadislerin zayıf olmayan aktarımları ile güçlendirilmesi şeklinde normal hadis gibi değerlendirildiği de olmuştur. Bazı hadisler teknik olarak zayıf kabul edildiği halde alimler ilk asırlardan itibaren o hadisleri kullanmışlardır. Adeta ümmete mal olmuş sözler niteliğini kazanmış bu sözler de özellikle usulufıkıh ve fıkıh alanında kullanılabilmiştir. Zayıf hadisler itikat konularında ve gayba ait meselelerde birinci dereceden kaynak olarak gösterilemez. Diğer konularda mesela ahlâk konularında zayıf hadisler kullanılmıştır. Aynı şekilde amellerin faziletlerini izah alanında da zayıf hadis kullanılmıştır. Bu adeta âlimler arasında genel bir teamüldür. Çünkü bu hadisler ‘olmayanın uydurulması’ değildir. Problem Peygamber aleyhisselama aitliğinin tartışılabilir olmasındadır. Günümüzde zayıf hadis bir problem olmaktan çıkmış gibidir. Zira hadislerin tamamı sahih, hasen, zayıf olarak tasnif edilmiş ve ‘acaba?’ sorusuna gerek kalmamıştır. Zayıf hadisler belli kitaplarda toplanmıştır. Sahih hadislerle karışık telif edilmiş kaynaklarda da en azından dip not şeklinde zayıf olduğu uyarısı yapılmıştır. Zayıf hadisle bağlantılı gibi duran bir başlık da MEVZU HADİS konusudur. Mevzu hadis Peygamber aleyhisselamın ağzından uydurulmuş yalan söz demektir. Asla zayıf hadisle bir ilgisi yoktur. Mevzu hadislerin kullanılması haramdır. Bilerek kullanan da kebair günahlardan birini işlemiş sayılır. Zira böyle bir kullanım bile bile dine ilave yapmaktır ki bu bir din cinayetidir.
Güzel bir iş yaptıktan sonra insanların takdirinden memnun olmak, doğaldır. Her insan teşekkür, takdir duymaktan hoşlanır. Yapılan işi insanlar beğensin, takdir etsin diye yapmak sıkıntılıdır. Riya dediğimiz kavram da budur. Yaptığınız işi insanların beğenisi için yapmadıkça sıkıntı yoktur. Takdir ve övgü, kalbi kaydırıp insanların beğenisini merkez edinmek, ihlası azaltmak bakımından herkes için bir tehlike oluşturur. Ama takdirle beraber Allah için yapma gayreti artıyorsa bu güzel bir durum olarak kabul edilmiştir. Kendimizi test edebileceğimiz bir ölçü olarak şunu söyleyebiliriz: Allah'ın rızası için yapma niyetimiz, maddi manevi bir beklentisiz oluşumuz insanların takdiri ile değişmiyor, takdir edilsek de edilmesek de aynı heyecanla devam edebiliyorsak bir sıkıntı yok demektir. Riya, her insanın mücadele etmesi gereken bir duygudur. Bu duygu ile mücadele edeyim derken bir vesveseye dönüşmesi ise şeytanın tuzaklarından biridir. Hedefimiz ihlas için mücadele olmalı, niyetlerimizi muhasebe etmeyi es geçmemeli ama bunu da bir takıntıya dönüştürmeden, salih ameli terk edecek boyuta düşmeden yapmalıyız. İnsanız her işimizde niyetimize riyanın hiç bulaşmaması her zaman mümkün olmayabilir. Bunun için istiğfar eder, dua eder, gayret ederiz. Buna takılıp kalmadan salih amellerimizi arttırmak üzerimize düşendir. Siz gayret edin, Allah'tan yardım istemeyi bırakmayın. Yaptığınız salih amellere devam edin. Allah kendi yolunda çabalayan kullarını zayi etmeyecektir. Rabbim hepimizin niyetlerini ihlastan ayırmasın. Kalbimizi kaydırmasın. Allah'a emanet olun.
Müslüman erkek ipek giyemez. İpek; elbise olarak da minder ve yorgan olarak da erkeklere haramdır. İpek mendil bile kullanamaz. Çünkü yüce Allah bunu erkeklere haram kılmıştır. Erkek için tüm kullanım çeşitleri haramdır. Bu meselede mezhepler arasında da bir ihtilaf yoktur ve bu hususla alakalı birçok hadis-i şerif bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesini belirtelim: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ipek elbise giymemizi veya üzerine oturmamızı yasakladı.” (Buhari 5837) İstisnai bir durum olarak şu söylenebilir: “ Efendimiz aleyhisselam Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. el-Avvam`ın cilt hastalıkları sebebiyle ipekli giymelerine izin vermiştir.” (Buhârî, Libâs, 29 Fıkıh uleması, kadınların ipek kumaşları kullanmalarını, üzerinde oturmalarını caiz görmüştür. Şu hususlar önemlidir: -Kadınların, tenlerini göstermeyecek kalınlıkta olmak şartıyla, her türlü ipekli kumaşı giymelerinde bir sakınca yoktur. -Kibirlenme ve başka kadınlara karşı böbürlenme hevesi gütmeksizin bir kadının ipekli giymesi caizdir. Yani ipek kullanımının kadın için hiçbir sakıncası yoktur. Şunu da belirtmek faydalı olacaktır: Büluğa ermemiş erkek çocuklar da günahları başlamamış olsa dahi ipekli elbise kullanmamaları tavsiye olunur. Buradaki mesuliyette, ipekli elbiseyi çocuğa giydiren yakınlarına aittir. Allah’a emanet olunuz.
Elimizdeki sahih kaynaklarda bu şekilde bir söz yoktur. O günkü endişeleri ifade etmek için sonrakilerin kullandığı bir ifade olabilir.
Namazda bunu yapmayın.
Böyle bir hadis bilmiyoruz.