Fetva Meclisi
Soru
Sorumuza cevap veren hoca olarak, şimdiki kültürünüzle genç biri olsaydınız nereleri gezmek isterdiniz? Şunu sormak istiyorum: İyi bir gezi programı nerelere olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Eko-turizmi çevreye zarar vermeden tabii güzelliklerin bulunduğu alanlara yapılan gezi olarak anlıyoruz. Bunu kastetti iseniz cevabımız şudur: Dinimiz, turizm başlığı altında incelenen seyahate önemli bir yer ayırmıştır. Müslüman, Allah’ın mülkünde Allah’ın âyetlerini tefekkür etmek, dinlenmek, ibret almak, ticaret yapmak, sılayırahim yapmak gibi maksatlarla gezebilir. Gezmesi sadece caiz olmak çizgisinde de kalmaz, gezisi sayesinde ecir dahi kazanabilir. Geçmişimizde âlimler en çok gezen ve gezilerini kendileri için, sonraki nesiller için faydaya dönüştüren kimseler olmuşlardır. Seyahatin Allah’a davet için de önemli bir alan olduğunu bilmemiz gerekir. Maksadı ne olursa olsun seyahatle ilgili olarak şu başlıklara dikkat edilmesi şarttır: Seyahat meşru bir maksatla olacak. Haram içerikli veya haram gayeli bir seyahat olamaz. Müslüman seyahatine şeriatı ile çıkmalıdır. Dini ve ahlâkı seyahat nedeniyle azalmamalıdır. Sağlığı açısından zararlı bir seyahat yapmamalıdır. Öncelikli ve önemli işleri arasında sıralamayı aksatmamalıdır. Mesela aile içi görevlerini aksattığı bir seyahat olamaz. İbadetlerini ihmale neden olan bir seyahat olamaz. Sosyal görevlerini ötelediği bir seyahat olamaz. Seyahati topluma, insanlara zarar veren sonuçlar getirmemelidir. İsraf denebilecek bir kapı aralanmamalıdır. İsrafın bir benzeri de borç yükü altına girip seyahate çıkmaktır. Grup halinde yapılacak seyahatlerde muhakkak arkadaş seçimi yapılmalıdır. Bu kurallara dikkat edildikten sonra seyahat mubah bir iş olmaktan yükselip ibadet gibi ecir kazanılan bir işe dönüşebilir. Her türlüsü yapmak uygun olur bu durumda.
Selamünaleyküm. Gitmeyi istediğiniz yerde de aradığınızı bulma ihtimaliniz yüksek değildir. Siz yine bulunduğunuz yeri iyi değerlendirin. Kura, yapılabilecek bir tercih olmadığı zaman başvurulabilecek bir yöntemdir. O şekilde abartılması doğru değildir.
İyi bir Müslüman olmanın yolu doğru bilgileri öğrenmekten geçer. Bu bilgiler öğrenilecekse bu yerin adının medrese veya ev olması arasında fark yoktur. Yeter ki doğru bilgiyi öğrenin. Yaşınız ilerlediğinde dinimizle bağdaştırılması asla mümkün olmayan hurafelerin kurbanı olmayın. Esasen medreseler farz olan bilgilerin talim edildiği yerlerdir. Daha ötesini öğrenmek istemeyenler ileride kendileri için planladıkları hayata hazırlanırlar. Siz de öyle yapın. Farz olan bilgilerinizi tahsil edin. Sonrasında aileniz ve hocalarınızla yapacağınız istişare sonucuna göre hareket edin. Bu istişarelerinizde şu sorunun cevabı üzerinde de yoğunlaşın. Kur'an ilimlerini öğrenmeye gitmek istememe sebebiniz kişisel zevkinize düşkünlüğünüzden mi yoksa bu işe karşı heyecanınızın olmamasından mı? İstişareniz medresede okumamak şeklinde sonuçlanırsa annenizi gerekçelerinizi ve alternatifinizi sunarak ikna etmeye çalışın. Ama çatışmayın.
Ümmetin güzel genci! Allah, ilim öğrenmek, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatmak konusundaki gayretini mübarek kılsın. Bu ümmetin bir genci olarak kendini Allah’ın dininin bir temsilcisi gibi görmen çok kıymetli. Allah bu konudaki gayretini ve ihlasını arttırsın. Bu niyetin kolay bir şekilde gerçekleşmeyeceği, beraberinde bir çabayı gerektireceği de aşikârdır. İlim öğrenmenin gerekliliğini fark etmiş olmanız ise çok güzel. Çünkü ilimsiz nefes almamız mümkün değildir. Kendimizi ilimle donatmadıkça etrafımıza faydamızın olması da söz konusu olamaz. İlk olarak ilmihal bilgisini mümkün olduğunca sağlam bir şekilde öğrenmeyi hedef edinebilirsiniz. İkinci olarak da vaktinizin müsaitliği doğrultusunda Kur’an-ı Kerim ezberine vakit ayırmanız faydalı olacaktır. Bunun ardından hadis okumaları gelmelidir. Özellikle Riyâzü's-Sâlihîn’i şerhli olarak muhakkak okumalısınız. Bunu yaparken kendinize notlar çıkarmanız ve bitirdiğiniz her cilde özel kısa özetler hazırlamanız da çok faydalı olur. İbadetlerimizde de ilim öğrenme gayretimizde de iki önemli şart vardır: İhlas ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uygunluk. Yaptığınız her işte bu iki ölçüye uygunluk arayabilirsiniz. Çok hızlı yol almak istersek çabuk yoruluruz. Bu yüzden tembelliğe kaymadan, ancak içinde bulunduğumuz şartları da gözeterek dengeli planlar yapmalıyız. Sabırsız bir şekilde ilerlemek istersek yolda kalabiliriz. Bizimle aynı hassasiyetleri taşıyan insanlarla beraber bulunmak büyük bir nimettir. Bu sebeple salih bir çevre edinmeye gayret edebilirsiniz. Elbette insan her şeyi en mükemmel şekilde yapmak ister. Ancak bunu başaramadığımız zaman şeytanın bizi tamamen hiçbir şey yapmamaya sürüklemesine de izin vermemeliyiz. Az da olsa sürekli yapılan amel, ara sıra çok yapılan amelden daha hayırlıdır. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin öğüdü olarak her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Bahsettiğim bu çalışma planını uyguladıktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair daha net bir fikir edineceksiniz Allah’ın izniyle. Önemli olan, Allah’ın yardımına her an muhtaç olduğumuzu unutmamak ve umudu elden bırakmamaktır. Ümmetin hali ile ilgili sorduğunuz soruya gelince; Allah’ın vaadi haktır ve Allah nurunu tamamlayacaktır. Ancak bu durumda bize düşen, sabrederek beklemektir. Allah’ın kaderinin tecelli edeceği güne kadar sabretmek, en büyük ibadetlerimizden biridir. Allah Teâlâ bizleri murad ettiği zamanda dünyaya gönderdi. Bugün ümmetin başındaki bela ve sıkıntılardan da haberdardır ve bunların tamamı Allah’ın kaderinin bir parçasıdır. Bunu bilerek hareket etmeliyiz. Allah’ın kaderinin tecelli edeceğine dair bir tereddüdümüz yoktur. O halde ümmet olarak sabretmemiz gerektiğini de hatırlamalıyız. Sizin hissettiğiniz sıkıntı, her Müslümanın hissetmesi gereken bir sıkıntıdır. Ümmetin farklı coğrafyalarında müminlerin zulüm görüyor olması elbette kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Bu durumun iyileşmesi için dertleniyor olmamız da gayet tabiidir. Bu konuda dert taşımamak, kendimize bir zarar dokunmadığı müddetçe sorunlarla ilgilenmemek Müslümanca bir tavır değildir. Aynı hassasiyeti bir haram işlendiğini gördüğümüzde de taşımalıyız. Ancak bize düşen, yalnızca üzülmek değil, ne yapabileceğimiz üzerinde durmaktır. Dünya yaratıldığından itibaren bizim bu dünyadaki varlığımız olsa olsa yüz yıldan ibarettir. Biz ise Allah’ın bu büyük planını yalnızca kendi ömrümüz üzerinden değerlendiremeyiz. Bugün başımıza gelen ve musibet olarak yorumladığımız olayların, yarın ümmetin önünü açacak hadiseler olabileceğini şu an gözlerimizle görmüyor olabiliriz. Tarihte bunun onlarca örneği mevcuttur. Hikâyeye kuşbakışı bakmayı başardığımızda Allah’ın bazen en büyük düşmanların eliyle dahi İslam’a ve Müslümanlara fayda sağlayacak sonuçlar ortaya çıkardığını görebiliriz. Örnek verecek olursak, Kur’an-ı Kerim’in okunmasının yasaklandığı zamanlar İslam’ı ortadan kaldırmadı. Bilakis Kur’an’a hizmet edilsin diye analar çocuklarını Kur’an’a feda etti. Kendi ömrümüze kıyasla hâlâ İslam’ın yeryüzünde hâkim olmadığını düşünüyorsak bu, kısır bir bakış açısı olmuş olur. Bu yüzden mesele yalnızca bir fetih meselesi de değildir. Bugün Kudüs’ü fethetmiş olsak bile, Kudüs’te yaşamaya ve orayı İslam ile ihya etmeye hazır bir neslimiz var mı, öncelikle bunu sorgulamamız gerekir. Belki Kudüs’ü fethetmek de başımızda bir halifenin bulunması da bir günlük bir işin neticesinde gerçekleşebilir. Ancak halife ile yönetilmeye hazır bir nesil bir günde ortaya çıkmayacaktır. Bugün ümmet olarak birlik olamayışımız ve bunun neticesinde başımıza gelen felaketler bir hakikattir. Bununla birlikte bu büyük problemleri tek başımıza ortadan kaldırmak da mümkün değildir. Her insanın kendi çapında yapabileceği muhakkak bir şey vardır. Siyaseten bir ilerleme kaydedemediğimizi düşündüğümüzde, toplumun ahlaki olarak olumsuz gidişatını değiştirmek üzere projeler üretebiliriz. Herkes imkânı doğrultusunda ümmet adına yapabileceği ne varsa onun üzerinde yoğunlaşmalıdır. Elinde ekonomik gücü bulunanlar, müminlerin arkasında mali olarak durmayı hedef edinmelidir. İçinde bulunduğumuz durumda ümitsizliğe düşmek ise bizi, yapabileceğimiz küçük bir şey varsa onu dahi yapmaktan alıkoyar. Herkesin yapabileceği birden çok iş olduğu muhakkaktır. Bugün içinde bulunduğumuz sorunlar kadar sahip olduğumuz nimetler de çoktur. Bu nimetlerin ve fırsatların üzerinde durmayı becerebilmeliyiz. Elimizden neler gelebileceğini tespit etmemiz gerekir. Bu tespitin ardından da bizimle beraber olabilecek insanların var olup olmadığına bakmalı, varsa onlarla birlikte olmayı hedef edinmeliyiz. Tek kalmak, şikâyet ettiğimiz ümmet olamamanın ilk adımıdır. Allah, müminlerin salih ameller üzerinde yarışmalarını emretmiştir. Bunu yaparken ümmeti bir arada tutma işini belli başlı kimselere terk edemeyiz. En basit olarak kendi ailelerimizde, komşularımızda, akrabalarımızda ve arkadaş çevrelerimizde bir arada durmayı, beraber yaşamayı ve kendi küçük çevremizde ümmet olabilmeyi başarabilmemiz gerekir. Bunun yanında o çevre içerisinde hayırda yarışanlardan olabilmek de en büyük adımlardandır. İhlasla ve Rabbimizin Kur’an’ında bizler için belirlemiş olduğu kurallara sadık kalarak, şu an içinde bulunduğumuz mevcut durumu büyük bir imtihan olarak görüp çalışmalar yapmalıyız. Şer’i düzeni bir günde kendi başımıza kurmamız mümkün değilse de evlerimizde bu düzeni hâkim kılabiliriz. Eksikleri ve bu işi yapmaya çalışanların hatalarını zikrederek vakit harcamamalıyız. Bizim işimiz, Allah’ın nurunu tamamlayacağı güne kadar sabrederek çalışmaktır. Bunu yaparken de Allah’tan yardım istemeyi, müminlerle birlikte olmayı ve yanımızda bir kişi dahi bulunuyorsa bunu nimet olarak görmeyi unutmamalıyız. “Nereden başlamalıyız?” sorusunun ilk cevabı, kendimizden başlamak olacaktır. Kendi ahlakımızı, ibadetlerimizi ve Rabbimizle olan ilişkimizi düzelttikçe gerisi Allah’ın izniyle gelecektir. Biz bugün o günlerin geldiğini göremesek de Allah bizi o yolda çalışırken görmüş olacaktır. Bu da bize yeter inşallah. Allah bu uğurda yaptığımız tüm çalışmaları muvaffak kılsın, niyetimizi samimi eylesin. Sizlere de bizlere de kolaylıklar versin. Allah bizleri, bu dini için seçmiş olduğu ve dinine hizmet eden kullarından eylesin.
Selamünaleyküm. İki uçtan birini tercih etmeye zorlamayın kendinizi. Meselâ evlenene kadar orada kalın, evlenince geri dönün. Ya da bir ayağınız orada bir ayağınız burada olacak bir yol deneyin. Özellikle yaşantı tarzı olarak ezanlı yer tercihiniz makul ve gereklidir. Allah yardımcınız olsun. Size dualar ederiz. Bir kişinin hidayetine vesile olmak gayeniz olsun. Kendinizi eritmemek de ikinci gayeniz olsun. Ortada bir yol izleyin.
Diyanet ilmihali olarak bilinen bir ciltlik kitabı okuyup hazmetmeden hiçbir kitabı okumamalısın. O kitaptaki bilgiler farz bilgilerdir. Birinci ve öncelikli okuma kitabın bu olacak. Okuduktan sonra da o kitabı saklayacaksın. Altını çizdiğin yerleri zaman zaman inceleyeceksin. Bu kitaptan sonra Kur'an-ı Kerim okuyacaksın. Günde beş sayfa oku muhakkak. Bir mü'min olarak Kur'an'ımızdan en az otuz sayfa kadar ezber bilmen gerekir. O kadarı ezberle. Bunu muhakkak bir hoca denetiminde yap. Bundan sonra serbestsin. İstediğini oku. Tefsir, hadis, tarih, ne istersen.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Kalbinizde bir reklam uru oluşmadıkça bunlara takılmayın. Başka türlü bir şey toplayamazsınız.
Selamünaleyküm. Önce o günahtan ötürü ciddi bir tevbe edin. Tekrar yapmamaya azmedin. Tevbenizi de koruyun. Elinizdeki para sizin ana sermayenize tekabül ediyorsa mesele yoktur. Tevbeyi unutmayın.
Selamünaleyküm. O kitaptaki zikirleri yapmanızda sakınca yoktur. Hangi zikre ne zaman vakit belirtildiğini orada bakmalısınız.
Selamünaleyküm. Bunu size hafızlık yaptıran hocanızla istişare edin; durumunuz vaktinde bitirmeye ve bitince de korumaya uygunsa devam edin. Hocanız tavsiye etmekte tereddüt ederse yaptıklarınızın hafızlığında güçlü olun.
Selamünaleyküm. İmam Azam Ebu Hanife'nin dönemindeki fıkha kadar bilinen bir kavram değildir. Fıkhımızın temel bilgileri arasında size cevap verebileceğim kadar bir bilgi yoktur bu konuda.
Selamünaleyküm. Siz, özellikle dikkat çekme gibi bir niyet taşımadıkça mesele yoktur.