Fetva Meclisi
Soru
On sekiz yaşındayım. Onuncu sınıftayken okulu bıraktım. Yaklaşık bir yıl önce Rabbim lütfetti, tövbe ettim ve çarşafa girdim. Ailem din konusunda çok hassas insanlar değiller. Rabbimi tanıyıp öğrendiklerimi kardeşlerime de anlatmak istiyorum. Kendimde bu yönde bir kabiliyet hissediyorum. Çünkü başka şeyler ilgimi çekmiyor. Çevremde bana yol gösterecek kimse de pek yok diyebilirim. Allah’ın bir kulu ve bu ümmetin bir ferdi olarak üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmek istiyorum. “Kimse yoksa ben varım.” diyebilmek istiyorum hocam. Allah sizden razı olsun. Ümmetin gençlerini düşündüğünüz ve onlar için gayret ettiğiniz için Rabbim ecrinizi kat kat arttırsın. Dualarınızı bekliyorum. Yeni bir sayfa açtığım bu dönemde size birkaç soru sormak istiyorum. Şimdiden teşekkür ederim. 1. Eğitimim konusunda nereden başlamalıyım? Nasıl bir yol izlemem gerekir? 2. Ümmetin hali ve Müslümanların durumu beni derinden etkiliyor. Sizce ümmet nasıl yeniden dirilebilir? İnsanlar gafletten nasıl uyanabilir? İslam’ın nuru yeniden yeryüzüne nasıl hâkim olabilir? Böyle bir değişim için nereden başlanmalıdır? 3. Kısa süreli heyecanlardan ibaret olmayan, nesiller boyu sürebilecek sağlam bir iman ve dava şuuru nasıl inşa edilir? Saman alevi gibi başlayıp sönmeyen, uzun vadeli ve istikrarlı bir yol için neler yapmak gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Namaz ve diğer ibadetlerde herkesin bir iniş çıkışı olur. Yıkıldığın yerde kalmayıp doğrulduktan sonra sorun olmaz. Azmini kırma, yoluna devam et. Evlenmede dikkat edeceğin en önemli şey, tecrübesizliğini bilmendir. Kendi görüşüne göre karar verme; anne veya babandan birini hep öne çıkar. Onların görüşüne saygılı ol. Sana ağır gelse bile onların dediğini yap, rahat edersin. Uzun zamanda kârlı çıkarsın. Başkalarına din öğretmenin en güzel yolu, iyi örnek olmaktır. Öğretmekten önce örnek olmak gerekir. Sevilen ve örnek alınan biri oldun mu, gönülleri fethedersin. Gönüllere girenin orada yapamayacağı yoktur. Acele etme, gayretini azaltma. Allah'a emanet ol.
1- Bu heyecanını abdestin gibi say ve hiç bozma, artırarak devam ettir. 2- Çevren çok önemli. Çevreni izlediğin kanaldan, okuduğun kitaptan ve dinlediğin kişilere kadar iyilerden oluşturmaya çalış. 3- İbadetlerinden taviz verme. 4- Ahlak ve imanın ilimden önce geleceğini bil. 5- Kur'an okuman her ilimden önemlidir. 6- En büyük ilim ve en öncelikli ilim bir ilmihali su gibi içmektir. Bunu yap. 7- Kendine hocalarından birini danışman yap, sana yönlendirmeler yapsın. 8- Anne babanın duasını azığın gibi bil. 9- Çokça ve samimi dualar yap. 10- Abartma. Okumayı bile abartma. Dengeli ol, seviyeli ol.
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Her an bir fırsattır. Şimdi kalk ve yeniden başla. Müslüman gençlerle beraber ol. O ortam Allah'ın izniyle seni umduğundan daha güzel noktalara taşıyacaktır. Vazgeçme. Şeytan vazgeçenleri sever ve umudunu kırmak ister. Sen tevbe et ve devam et. Allah seni korusun.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm. Allah Teâlâ sizi emellerinize kavuştursun, kalbinizi huzur ile doldursun. Çocuklarınızı İHL vermenizi tavsiye ederim. Başka bir alternatifiniz de yoktur zaten. Şu kadar ki, İHL vermeniz, elinizi kollunuzu sallayabileceğiniz bir rahatlık nedeniniz olursa pişman olabilirsiniz. İHL, diğer okullar gibidir; muhakkak takviye edeceksiniz dışarıdan. Her gün olmasa da haftada bir ahlâki gidişatını, bilgi birikimini, arkadaş çevresini kontrol edeceksiniz. Öğretmenlerine, çocuğunuzu takip ettiğinizi hissettireceksiniz. Gayet esefle beyan etmeliyim ki, bugün gelinen noktada İHLiseleri, DIŞI SENİ İÇİ BENİ YAKAN duruma gelmiştir. Korkarım çok geçmez mü'minler, çocuklarını İHL'den korumaya çalışacaklardır. Maaşını bile dert etmeyecek kadar vurdumduymaz bir eğitim kadrosu ile ne kadar imamlık eğitimi verilebileceğini merak ediyorum doğrusu. Bu sorun hepimizin sorunudur; çocuklarımızı İHL'ne salmayı, üzerimize düşeni yapmak olarak anlayınca bu kadar oluyor. Bir anne ve bir baba, kendisi ya da çocuğu ölmeden mesuliyetten kurtulamayacağını, öğretmenin, hocanın 'elin çocuğunu okutan biri' olacağını bilmelidir. Çocuklar, bizim cennet veya cehennemimizdirler. Babalar ve anneler, çocuklarını hangi okula veriyorlarsa kendilerini de adeta o okula vermelidirler. Öğretmen kadrosu, devletten çok vatandaştan çekinmelidir ki, meleklerin yardımını hak edeceğimiz bir iş yapmış olalım. Lütfen dualaşalım; bize dua edin, biz size dua edelim. Yavrularımızı, ümmetimizin yüzünü güldürecek büyüklerden biri olacak şekilde yetiştirelim. Bizim Kudüs’ümüz de budur. Davamız budur. Cihadımız budur. Lütfen çok dua edin.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
İbadet kesinlik içeren bir niyetle yapıldığında ibadettir. Olursa olur yoksa olmaz türünden bir niyetle ibadet yapılmaz. Mü'min bitirmek niyetiyle ibadete başlamalıdır. Başlar da dinen geçerli bir özürden ötürü bırakırsa o ibadeti mü'min açısından sorun yoktur. İbadete böyle bakmalıyız. Aksi takdirde şeytan ibadetlerimiz üzerinden bizimle oynar.
Bu tür vaatlerde bir nafilenin mesela hac gibi bir ibadetle karşılaştırılması ve o nafilenin hacca denk olması söz konusu değildir. Bu haccın kendisine değil haccın sevabına benzetmek olarak anlayabiliriz. Zira hiçbir nafile ibadet İslam'ın beş esasından biri olan hac gibi bir ibadete muadil olamaz.
Önce nafile ile ne kastediliyor onu bilelim. Nafile farz vacip olmayan ibadet demektir. Mü'min onu yaparsa sevap kazanır, yapmazsa farzdaki gibi günaha girmez. Bu ibadetlere nafile veya sünnet ibadetler denmektedir. Bir başka husus da şudur: Farz olarak bildiğimiz ibadetlerin bir de nafilesi vardır. Mesela namazın, orucun, haccın, kurban kesmenin emir olanı yani farzı olduğu gibi emredilmediği halde sevap kazanmak için yapılanı yani nafilesi vardır. Nafileler mü'min daha çok sevap kazansın, Allah’ın rızasına daha yakın olmak için gayret etsin diyedir. Örnek olarak zekât ibadetini ele alabiliriz. Zekât farz bir ibadettir. Ona benzer olarak vacip olan bir de fitre vardır. Bunların dışında mü'min, daha çok sevap kazanmak için sadaka verir. Bu sadakaya genel olarak nafile denir. Kimi zaman da sünnet olarak da anılır. Bir başka örnek de öğlen namazında görülebilir. Öğlenin farz olarak yani kılmazsan günaha girip ahirette azap çekeceğin bölümü dört rekât farzıdır. O farzın öncesindeki dört ve ardındaki iki rekât ise nafiledir, sünnettir. Şimdi sorunun cevabına girebiliriz: Nafileler farzlara göre daha fazla ve daha çeşitlidir. Ve bu nafileler mü'min onları yapmazsa günah olarak yazılmaz, büyük bir sevap kaybı olur sadece. Mü'min nafileleri yapıp yapmamakta, hemen veya zamana yayarak yapmakta, az veya çok yapmakta serbesttir. Farzlarda ise böyle bir şey olmaz. Emredildiği anda ve emredildiği kadarı ile yapılır. Genel olarak nispeten doğru olarak soruda dillendirilen kural böyle bir kuraldır. Farklı örnekler olarak da şunları belirtebiliriz: Namazda Fatiha’dan sonra ilave olarak Kur'an okunduğunda farzlarda mushaftaki sırayla göre okunmalıdır. Kısa surelerden okunacaksa sıraya dikkat edilmelidir. Nafilelerde ise bu kural daha esnektir. Namazda Kur'an okunurken dua ayetleri geçtiğinde duaya katılmak farzlarda hoş kabul edilmezken nafilelerde sakıncalı bulunmamıştır. Farz kılan biri yorulunca bir yere yaslanamaz, kıyama dikkat eder. Nafilelerde ise bu biraz daha esnektir, yorulunca oturarak da kılabilir. Farz namazda çocuğun imama olması caiz değil iken nafilelerde caizdir. Ramazan orucunda niyetin imsakten önce yapılması şart iken nafilelerde şart değildir. Farklı fakihlerin farklı içtihatları ile bu örnekler onlarca çıkarılabilir. Netice olarak meselemiz, farzlarla nafileler aynı kurallara göre yapıldığı halde nafilelerde biraz daha esnek olunabileceği üzerine kuruludur.
Tekbir yani ALLAHUEKBER sözü sözlü bir ibadettir. Müslüman’ın dini gereği yapacağı işlerdendir. Aynı zamanda bir zikirdir. Ashabıkiram Allah onlardan razı olsun, sevinecekleri bir şey gördüklerinde veya bilgi edindiklerinde tekbir getirmişlerdir. Yalnız belirttiğiniz şekilde bir uygulama onlardan bize aktarılmamıştır. Bu da bize şunu ilham eder: Yaparsak bir sakıncası yoktur ama o şekliyle yapılması ibadettir diyemeyiz.
Niyet ibadetin ruhudur. Aynı rekât sayısı ve aynı vakitte olsa da "sünnet" diye niyet edersen, o namaz sünnet olur. "Kaza" diye niyet edersen, o namaz geçmişteki farzın kazası olur. Yani şeklen aynı olsa da niyet ibadetin yönünü belirler. Bu yüzden "her türlü sünnet yerine geçer" gibi düşünmek doğru değildir. Kaza borcun varsa kaza kılmaya niyet et. Böylece farz borcunu ödersin. Kaza borcun yoksa o zaman sünnet niyetiyle kılarsın, sevabını sünnet olarak alırsın. Resûlullah Efendimiz’in kıldığı namazlar vaktin sünnetidir, kaza değildir. Biz onun izinden giderken, önce üzerimizdeki farz borcunu temizler, sonra sünnetle süsleriz.