Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kara hayvanlarından eti yenilip yenilmeyenler hangileridir?
Cevap
Benzer fetvalar
İslâm, insanı maddî ve manevî her türlü zarardan korumak için birtakım kurallar koymuş ve insana zarar verebilecek pis ve iğrenç olan her şeyi (habâis) yasaklamış; temiz, güzel ve faydalı olanı da (tayyibât) helal kılmıştır. (el-Bakara, 2/168; el-A’râf, 7/157) Kur’ân ve Sünnet’te etleri yenilmeyen hayvanlarla ilgili bir liste verme yönüne gidilmemiş, domuz gibi ismi belirtilenler yanında bazı hayvanlar için de belli ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti, Kur’ân-ı Kerîm’deki yasaklamaları teyit eden ifadelerin yanı sıra, “necis ve iğrenç” yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylı açıklamaları da içermektedir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.s.), yırtıcı hayvanların (parçalayıcı uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve yırtıcı kuşların (pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceğini özellikle belirtmiştir. Bununla birlikte Resûlullah’tan (s.a.s.), bazı hayvanların etlerinin yenilmesine dair hükümleri ihtiva eden başka hadisler de rivâyet edilmiştir. (Müslim, Sayd, 15,16 [1933-1934] ; Ebû Dâvûd, Et’ime, 32 [3802]) Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi, İslâm’ın genel ilkelerinden kabul edilmiştir. İslâm âlimleri, belirtilen amaç ve ilkeler ışığında içtihat ederek hangi hayvanların etinin helal veya haram olduğunu tek tek ya da gruplandırarak belirlemeye çalışmışlardır. Bu belirlemelerde, bazı hadislerin sıhhati konusundaki farklı değerlendirmelerin ve yorumların yanı sıra insan tabiatının, örfün, mahallî alışkanlıkların ve söz konusu ilkeleri somut olaylara uygulamadaki değerlendirme farklılıklarının etkili olduğu bir gerçektir.
Kur’ân-ı Kerim’de haram kılınan hayvan kökenli gıdalar içerisinde açıkça ismi belirtilen tek hayvan domuzdur. (Bakara, 2/173; Mâide, 5/3; Enâm, 6/145; Nahl, 16/115) Ayetlerde “domuzun etinin” vurgulanması, bu hayvandan beklenilen en önemli yararın etine yönelik olması nedeniyledir. Literatürde domuzun yalnızca etinden değil, kemikleri ve yağı da dâhil bütün cüzlerinden faydalanmanın haram olduğu açıkça belirtilmiştir. Domuzdan kaçınmanın kapsamı konusunda ulaşılan görüş birliğini Cessâs, “ümmetin domuzla ilgili ayetlerin metninde ittifak ettiği gibi, muhtevası ve yorumlanmasında da ittifak ettiği” tespitiyle vurgulamaktadır. Yalnızca domuz kılının deri vb. mamullerin dikişi için kullanılabileceği, bazı fıkıhçılar tarafından bir takım çekincelerle birlikte kabul görmüştür. (Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, Beyrut 1992, I, 153; III, 296-297; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, Beyrut 1986, I, 63; İbn Kudâme, el-Muğnî, Riyad 1997, I, 109) Fıkıh kitaplarındaki açık ifadelerden anlaşıldığı üzere (Bedreddin el-Aynî, Minhatü’sülûk fi şerhi Tuhfeti’l-mulûk, Katar 2007, s. 48; İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râik, Beyrut 1993, VI, 87-88) bu görüşler de o dönemde ilgili işler için alternatif malzeme sıkıntısı çekilmesinden kaynaklanmakta ve zaruret kavramıyla ilişkilendirilmektedir. Dolayısıyla bu ruhsatın da döneminin şartlarına bağlı olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Domuz mahiyeti (aynı) itibarıyla necis kabul edildiği için, domuz derisinin de tabaklama ve benzeri işlemlerle temiz hale gelemeyeceği İslam âlimlerinin tamamına yakını tarafından benimsenmiş ve bu ittifaka aykırı yaklaşımlar “şâz” olarak değerlendirilmiştir. (Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, Bulak 1313, I, 26; İbn Abdülber, el-İstizkâr, Kahire 1993, XV, 347, 349; Dusûkî, Hâşiyetü’d-Dusûkî ale’şŞerhi’l- Kebîr, Mısır ts., I, 54) Çoğunluğun bu yaklaşımına mukabil Zahirîler, “tabaklanan deri temiz olur” (Müslim, Hayz, 105; Ebu Davud, Libâs, 38) hadisinin kapsamına girdiği gerekçesiyle domuz derisinin de tabaklandığı takdirde kullanılabileceğini savunmuşlardır. (İbn Hazm, el-Muhallâ, Mısır 1347, I, 118, 123, 124; VII, 390) Bunun yanında Hanefî fakîh Ebu Yusuf’tan da tabaklandığı takdirde domuz derisinin temiz olacağına dair bir rivayet bulunmakla birlikte ilgili rivayet, “zâhirürrivâye” kapsamındaki mezhebin temel görüşü ile uyuşmamaktadır. (Serahsî, el-Mebsût, İstanbul 1983, I, 202; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 86; İbrahim el-Halebî, Gunyetü’lmütemellî (Halebî-i Kebîr), İstanbul 1295, s. 147-148; Tahtâvî, Hâşiyetü’t-Tahtâvî alâ merâkı’l-felâh, Kahire 1356, s. 90) Bu rivayetin “şâz” olduğu ve Ebu Yusuf’tan “zahirürrivâye” kapsamında aktarılan görüşle uyuşmadığı da Hanefi fıkıhçılarca tasrih edilmiştir. (İbn Emîr el Hâc, Halbetü’l-mücellî ve buğyetü’l-mübtedi fî şerhi Münyeti’l-musallî, Beyrut 2015, I, 560; İbrahim el-Halebî, Gunyetü’l-mütemellî (Halebî-i Kebîr), s. 197)
Otla etin mubahlığı aynı değildir. Toprağın bitirdiği, ekin ve meyve her ne varsa, sahiplik sorunu olmadıkça mubahtır. Zehirli ve zararlı olanlar ise insan sağlığı açısından sakıncalı olduğu için yenmez. Bunun dışında toprağın bitirdiğinde temel kural mubahlıktır. Et cinsi ise iki şeyle sınırlandırılmıştır. Birincisi: Hayvanın eti yenir cinsten olmasıdır. İkincisi ise: Balık türü hariç, eti yenecek hayvanın kesiminin besmeleli ve uygun yolla yapılmış olmasıdır. Sadece suda yaşayabilen hayvanların, bir kesime tabi tutulmadan yenmesi helaldir. Suda ve karada yaşayabilen ve sadece karada yaşayabilen hayvanlardan çekirge gibi akıcı kanı olmayanlar hariç kesime tabi tutulmadan yenmesi caiz değildir. Domuz ve köpeğin hiçbir yolla mubah olması mümkün değildir. Bu ikisi dışındaki hayvanlar kesim yoluyla temiz olurlar. Eti yenenin eti, eti yenmeyenin derisi kullanılabilir. Yırtıcı ve leş yiyen hayvanların eti yenmez. Hayvan kesilmeden önce diri olmalıdır. Ölmek üzere olan bir hayvanın kesilmesi bir fayda sağlamaz. Hayvanı kesenin; Müslüman, Akıllı, Mümeyyiz, Gerçek Yahudi veya Hıristiyan olması gerekir. Kesilen hayvanın boğazı ve damarları kesilmelidir. Kesime başlamadan önce de bıçağı kullananın besmele çekmesi şarttır. Av hayvanlarının helal olması, ava besmeleyle başlanmasıyla mümkündür.
İslâm dini ilke olarak insana maddî veya manevî yönden zararlı olan şeyleri yasaklamış, faydalı olanları da helal kılmıştır. Bu bağlamda, yiyecek ve içeceklerin prensip olarak helal olduğu belirtilirken az bir kısmının yasaklanması, genel olarak insanın beden ve ruh sağlığının korunması amacına matuftur. Bu hususta Kur’ân-ı Kerîm’de, genel hükmü ifade edecek şekilde insanlar şöyle uyarılmaktadır: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helal ve temiz olan şeylerden yiyin ve şeytanın işlerini/adımlarını takip etmeyin…” (el-Bakara, 2/168), “Ey iman edenler! Gerçekten sadece Allah’a kulluk ediyorsanız size verdiğimiz temiz [ve helal] rızıklardan yiyin için ve Allah’a şükredin.” (el-Bakara, 2/172), “Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: temiz olanlar (tayyibat) size helal kılınmıştır...” (el-Mâide, 5/4) Bu âyet-i kerîmeler, insanın yiyeceklerinin, kendi nezahet ve mükerrem bir varlık olma durumuna uygun olarak temiz ve nezih yiyecekler olabileceğini bildirmektedir. Yeryüzündeki nimetleri insanoğlunun istifadesine sunan Yüce Allah, eti haram kılınan hayvanlar ile ilgili şöyle buyurmuştur: “Allah size murdar eti (leş), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı…” (el-Bakara, 2/173) Bunun yanında En‘âm sûresinin 145. âyet-i kerîmesinde de aynı şeyler, niteliklerine atıfta bulunularak sayılmıştır. Bunların yanında Kur’ân-ı Kerîm’de deniz avlarının helal kılındığı ayrıca ifade edilmiştir: “Size ve yolculara geçimlik olmak üzere deniz avı ve yiyeceği helal kılındı…” (el-Mâide, 5/96) Yukarıdaki açıklamaların yanında Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) helal ve haramları açıklama veya hüküm koyma hususundaki görevi ile ilgili olarak şöyle bir ifade kullanmıştır: “…Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten sakındırır; yine onlara temiz olan şeyleri helal, pis olan şeyleri de haram kılar…” (el-A‘râf, 7/157) Nitekim Hz. Peygamber, yenmesi helal ve haram olan hayvanlar ile ilgili açıklamalar yapmıştır. Bir rivâyette şunlar ifade edilmektedir: “Resûlullah (s.a.s.) azı dişi bulunan yırtıcı hayvanların ve pençesiyle avlanan yırtıcı kuşların etlerinin yenmesini yasaklamıştır.” (Müslim, Sayd, 15-16 [1933-1934]; Ebû Dâvûd, Et‘ime, 32 [3803]) Bunun yanında Hz. Peygamber’in, pis ve iğrenç olmaları nedeniyle bazı hayvanların yenmesini yasakladığı da bilinmektedir. (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 33 [3808]) Deniz ürünleri ile ilgili olarak ise Hz. Peygamber; “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 39 [83]) İslâm âlimleri, Kur'ân ve hadislerde belirtilen hüküm ve ilkeler ışığında hangi hayvanların etinin helal veya haram olduğunu belirlemeye çalışmışlardır. Kara ve deniz hayvanları hakkında gerek Kur'ân-ı Kerîm gerekse hadis-i şeriflerde -bazıları dışında- bütün türler isim olarak zikredilmediğinden, bu hususta farklı hükümler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, bütün âlimlere göre balık türleri helaldir. Balık dışındaki deniz ürünleri, habis/pis görüldüğü için Hanefî âlimler tarafından helal kabul edilmemiştir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/35) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî âlimleri ise el-Mâide sûresinin 96. âyetindeki “deniz avı” ifadesinin kapsamlı oluşu ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” ifadesine dayanarak, deniz ürünlerinin yenilmesi hususunda oldukça geniş bir yaklaşım ortaya koymuşlardır. Mâlikî ve Hanbelî âlimlere göre, deniz hayvanları prensip olarak helaldir. Ancak timsah gibi yırtıcı hayvanlar helal değildir. (Karâfî, ez-Zahîre, 4/96) Şâfiî mezhebinde ise aslen suda yaşadığı hâlde karada da yaşayabilen kurbağa, yengeç, kaplumbağa ve su yılanı gibi hayvanlar habis ve zararlı oldukları için helal değildir. Bunların dışında kalan midye, kalamar, ıstakoz, karides gibi deniz ürünlerinin yenmesi ise helaldir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/113,150-152) Görüldüğü gibi Kur'ân ve Sünnet’te yenilmeyecek olan hayvanlar ile ilgili bir liste verilme yönüne gidilmemiş, domuz gibi ismi belirtilerek yasaklananların yanında diğer hayvanlar için ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Bu nedenle yenmesinin haram olduğu hususunda ittifak edilen hayvanlar oldukça sınırlıdır. Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi İslâm’ın genel ilkelerinden kabul edilmiştir. Bunun dışında, hakkında açık hüküm bulunmayan ürünlerin hükmü hususunda âlimler, yukarıda da belirtildiği gibi ihtilaf etmişlerdir. Aslında bu tür ihtilaflar meselelerin daha iyi anlaşılmasına katkı sunduğu gibi mükellefler için uygulamada kolaylık da sağlamaktadır. Yukarıda verilen bilgiler çerçevesinde yengeç, ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi ürünlerin üretimi ve tüketimi İslam âlimlerinin bir kısmına göre helaldir.
Dinimiz, insanı maddî ve manevî zararlardan korumak için birtakım kurallar koymuş; bu amaçla necis, kötü ve zararlı olan şeyleri yasaklamış; temiz, güzel ve faydalı olanları da helal kılmıştır. (el-Bakara, 2/168, 173; el-A‘râf, 7/157) Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı…” (el-Bakara, 2/173; el-Mâide, 5/3; el-En‘âm, 6/145; en-Nahl, 16/115) buyrularak domuzun necis olduğu ve etinin de haram kılındığı açıkça ifade edilmiştir. Her ne kadar bu âyet-i kerîmelerde, domuzun etinin haram kılındığından söz edilmiş ise de En‘âm sûresinin 145. âyetinde geçen “rics” kelimesi ile el-A’râf sûresinin 157. âyetinde yer alan “Peygamber onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.” ifadelerini birlikte değerlendiren İslâm âlimleri, domuzun sadece etinin değil bütün cüzlerinin necis olduğunu ifade etmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/142, 305) Hz. Peygamber (s.a.s.), içki, leş, put ve domuzun satımının Allah ve Resûlü tarafından kesinlikle yasaklandığını bildirmiştir. (Buhârî, Büyûʽ, 112 [2236]; Müslim, Müsâkât, 71 [1581]) Konuyla ilgili bu âyet ve hadislere dayanan İslâm âlimleri; domuzun Müslümanlar açısından mütekavvim (dinin mal kabul edip haram kılmadığı) bir mal olmadığını, mal olmayan bir şeyin Müslüman’ın mülkü olamayacağı gibi akde de konu olamayacağını, bu sebeple satışının geçersiz, ticaretinin haram olduğunu söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/142, 305; Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/23; İbn Abdilber, el-Kâfî, 2/675; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/146) Buna göre domuzun yetiştirilmesi de satılması da haramdır. Dolayısıyla domuz üretimi veya ticaretinden elde edilen kazanç da haramdır.
Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların, -ister kurban olarak ister başka bir amaçla kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları ve husyelerini (yumurtalarını) yemek tahrîmen mekruhtur. (İbn Nüceym, el-Bahr, 8/553; el-Fetâva’l-Hindiyye, 6/445) Zira bir hadisi şerifte Hz. Peygamber’in (s.a.s.), eti yenen hayvanların cinsel organlarının, husyelerinin (yumurtalarının), dübürlerinin (anüslerinin), bezelerinin, öd keselerinin, mesanelerinin yenilmesini uygun görmediği bildirilmektedir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 10/12 [19700]) Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde eti yenen hayvanların yumurtalarını (husye) yemek caizdir. (İlîş, Minehu’l-celîl, 5/8-9; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 4/256) Kurbanın veya başka bir amaçla kesilen bir hayvanın yenilmeyen kısımlarını toprağa gömmek, sağlık ve çevreyi temiz tutma açısından öncelikli olmakla beraber çevreyi kirletmemek kaydıyla, kedi ve köpek gibi hayvanlara da verilebilir.
HELAL ÜRÜN VE HİZMET konusundaki diğer fetvalar
İslâm, sarhoş eden keyif verici içeceklerin bu amaçla üretim, satım ve içimini kesin bir dille yasaklamıştır (Mâide 5/90-91; Müslim, Müsâkât, 67). Hz. Peygamber (s.a.s.) çok miktarı sarhoşluk veren maddelerin azının da haram olduğunu bildirmiştir (Buhâri, Vudû, 71; Müslim, Eşribe, 7; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5: Tirmizî, Eşribe, 3). Bu hükümler, sarhoşluk vermesi için özel olarak ve belli usullerle üretilen içeceklerle ilgilidir. Bu yolla üretilen alkollü içeceğin tedavide kullanılması da ancak meşru bir alternatifin olmaması halinde zarureten caizdir. Dinî literatürde “hamr” olarak bilinen bu özellikteki içecekler dışında, sentetik olarak üretilen alkol veya bazı meyve ve gıdalarda kendiliğinden oluşan alkol, farklı değerlendirilmelidir. Nitekim meyvelerin bünyesinde doğal olarak (binde bir-binde beş) arasında alkol bulunabilmekte; ekmek dâhil birçok fermente (mayalanmış) ürünün üretim süreçleri sonunda az miktarlarda alkol ortaya çıkabilmektedir. Bazı gıda maddelerinin üretim aşamalarında aromatik bileşenlerin kullanılması durumunda son ürün içinde etil alkol (ethanol), keton, ester vb. bileşikler de oluşabilmektedir. Hal böyleyken içinde kendiliğinden ya da “eser” miktarda yani çok az ölçüde ilave edilen maddeler dolayısıyla alkol oluşan bu tür ürünlerin tüketilmesi haram olmaz. Zira burada söz konusu olan alkol, özellikle sarhoşluk vermesi amacıyla ve belli yöntemlerle üretilen alkol yani hamr değildir. Aksi halde bileşeninde belli oranlarda alkol bulunuyor gerekçesiyle birçok meyvenin ve ürünün de yenmemesi gerekirdi. Şu halde: 1. Sarhoşluk vermesi amacıyla üretilen içkilerin azını da çoğunu da içmek ve bunları gıda maddelerine katmak haramdır. 2. Gıda maddelerinde sarhoş etmeyecek ölçüde doğal olarak oluşan alkol, o gıda maddesini haram kılmaz. 3. Sentetik alkolün içki olarak tüketilmesi haram olmakla beraber, çözücü olarak kullanılması böyle değildir. Çünkü bu son durumdaki kullanım amacı sarhoş olmak veya keyif almak değil, aromatik maddelerin çözünürlüğünü sağlamaktır. 4. Sentetik alkolün temizlik ürünlerinde veya temizleyici olarak kullanılması da caizdir. Bu bağlamda mesela ispirto, kolonya vb. sıvılarla, temizlik amacıyla üretilen alkollü maddelerin içilmesi haram olmakla birlikte (bk. Buhârî, Edep, 80; Müslim, Eşribe, 73) bunların temizlikte kullanılmaları caizdir. Bu özellikteki maddeler dinen necis de sayılmadığından, namaz kılmadan önce bu ürünlerin sürüldüğü yerlerin yıkanması da gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, V, 115; Elmalılı, Hak Dini, II, 763-764). 5. Gıda maddelerinin helalliğinin tespitinde gıda sağlığı ve güvenliği ilkelerine riayet de dinî bir gerekliliktir. 6. Her konuda olduğu gibi sentetik alkol kullanılmasında da, zihinlerdeki şüpheleri gidermek gerektiğinden başka alternatif bileşenler aranmalı ve varsa öncelikle bunlar kullanılmalıdır.
Jelatin; sığır, domuz, balık ve kümes hayvanları gibi omurgalıların kollajeninden elde edilen bir protein türüdür. Jelatin üretiminde başlıca hammadde olarak domuzun kemik ve deri altı tabakası ile sığırın kemik ve derileri kullanılmaktadır. İnsan sağlığına olumsuz etkisi olmadığı göz önüne alınarak helallik açısından jelatine yaklaşıldığında temel hareket noktası, menşeinin helal olmasıdır. Bunun yanında üretim aşamasında, jelatine kaynak teşkil eden hammaddenin yapısal özelliklerini yitirip yitirmemesinin, ürünün helalliğine etki edip etmeyeceği de tartışılmıştır. Öncelikle menşei itibariyle helal olan yani yenilebilir ve İslami usullere göre tezkiye edilmiş (kesilmiş) hayvanların derilerden ve kemiklerden elde edilen jelatinin tüketilmesinin helalliği noktasında herhangi bir tartışma söz konusu değildir. Jelatinin dini hükmü konusundaki esas hareket noktası ise, haram bir menşeden elde edilmiş olması halinde, imalat aşamasında tam anlamıyla bir dönüşüm/değişim geçirip geçirmediği hususudur. Bu husus fıkıh literatüründe “istihale” kavramı çerçevesinde ele alınmaktadır. İstihale dinen necis sayılan bir maddenin yapı değişimine uğrayarak temiz bir maddeye dönüşümünü ifade etmektedir. Fıkıh kaynaklarında istihalenin dayandığı mantık, Allah Teala’nın bir maddenin necis olmasını, sahip olduğu yapısal duruma bağladığı düşüncesiyle açıklanmaktadır. Bu düşünceye göre maddenin yapısında gerçekleşen dönüşüm, ister istemez necaset niteliğinin de değişmesini gerektirmektedir. İstihalenin necis bir maddeyi temiz hale getirebileceği hususunu bazı fakihler onaylamasa da, aralarında Hanefilerin de yer aldığı birçok alim, istihalenin böyle bir işlevi olduğunu kabul etmektedir. Meseleye haram menşeden elde edilen jelatinin hükmü açısından yaklaşıldığında, üretim aşamasında bir istihale gerçekleşip gerçekleşmediği hususu önem taşımaktadır. Bu konuda farklı yaklaşımların olduğu görülmektedir. Jelatinin üretiminde kimyasal reaksiyonlar sonucunda istihale olduğunu söyleyen uzmanlar olduğu gibi, yaptıkları deneylerle jelatinin istihaleye uğramayan katkı maddelerinden biri olduğu sonucuna ulaşan uzmanlar da bulunmaktadır (bk. I. Ulusal Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi, Ankara, 2011; el-Beyanü’l-Hitami ve’t-Tavsiyat li’n-Nedveti’l-İlmiyye: el-İstihale ve’l-İstihlak ve Müsteceddatühüma fi’l-Ğıza ve’d-Deva (9-10 Şubat 2015, Cidde, s. 2-11; “İstihale”, DİA, EK 1, 674-676). Bu bağlamda jelatin üzerinde araştırma yapan birçok uzman, her ne kadar üretim aşamasında bazı amino asit ve karbonhidrat yapılarını kaybetse de kollajenin amino asit dizesini büyük oranda koruduğu, değişimin alfa sarmal yapısındaki hidrojen bağının değişiminden ibaret kaldığı, dolayısıyla kollajenin jelatine dönüşümünde gerçek anlamda bir kimyasal dönüşüm değil, bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerde farklılaşma meydana geldiği sonucuna ulaşmışlardır (I. Ulusal Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi, Ankara, 2011, s. 86-93; 109; Ahmad Sakr, Jelatin, İstanbul 2008, s. 47; Harun Şimşek, A'dan Z'ye Hayvansal Kaynaklı Gıda Katkı Maddeleri, Almanya 2012, s. 72-73). Fıkıh kaynakların çizdiği çerçeveye göre istihale, necis veya kullanılması haram olan bir maddenin hakikatinin değişip ilgili maddenin isim, özellikler ve nitelikler itibariyle farklı bir maddeye dönüşmesidir. Bu açıdan bakıldığında klasik kaynaklarda “vasıf değişimi” bağlamında verilen örnekler, her kimyasal reaksiyonun geçerli bir istihale olmadığını ortaya koymaktadır. Zira söz konusu maddede bazı değişimler olsa da bu her zaman tam bir kimyasal değişim olmamaktadır. Oysa istihaleden bahsedebilmek için maddenin tam bir kimyasal değişime uğraması gerekmektedir. Şu halde yukarıdaki uzman görüşlerine de dayanarak, jelatinin geçirdiği işlemin bir istihaleden/dönüşümden ziyade bir ayrıştırma işlemi olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, kollajenin kaynağı olan hayvan helal değilse, ondan üretilen jelatin de helal olmamaktadır. Menşeinin helalliği bilinmeyen jelatinlerin Müslümanların tüketeceği gıdaların üretiminde kullanılması ve içinde domuz kaynaklı jelatin olduğu kesin olarak bilinen gıdaların tüketimi caiz değildir.
Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyan’ın), usûlüne uygun olarak kestiği hayvanın eti ve pişirdiği yemek yenilir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Bugün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir.” (el-Mâide, 5/5) Usûlüne uygun olarak kesim, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının veya bu damarlardan birisinin kesilmesi şeklinde yapılır. Ehl-i kitaptan olan kimsenin, hayvanı keserken Hz. Mesîh’in veya Hz. Üzeyir’in adını andığı kesin olarak bilinirse o takdirde kestikleri helal olmaz. Çünkü Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar yenilmez. (el-Mâide, 5/3)
Hayvanı kesecek kimsenin, akıl ve temyiz gücüne sahip, Müslüman veya Ehl-i kitap olması gerekir. Putperest, ateşperest, ateist ve mürtedlerin kestikleri hayvanların eti yenmez. Ehl-i kitap olduğu bilinen kimse kesim yaparken Allah’tan başkasının adını anmamalıdır. Zira âyette Allah’tan başkası adına kesilmemesi şartı getirilmiştir. (el-Bakara, 2/173) Kesim yapan kimsenin ergenlik çağına gelmiş olması şart değildir. Mümeyyiz olan kişinin kestiği de helaldir. Hayvanı kesen kimsenin kadın veya erkek olması fark etmediği gibi temiz, cünüp veya hayızlı olması arasında da bir fark yoktur; hepsinin kestiği yenir. (Zeylaî, Tebyîn, 5/287; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/77; İbn Kudâme, el-Muğnî, 9/404)
Kur’ân ve Sünnet’te at eti yemenin hükmü hakkında açık bir delil bulunmamaktadır. Hanefî mezhebinde İmam Ebû Hanîfe’den rivâyet edilip tercih edilen görüş ile Mâlikîlerden gelen bir görüşe göre at etinin yenilmesi tenzihen (helale yakın) mekruhtur. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleriyle Mâlikîlerden gelen diğer bir rivâyete göre ise at etinin yenilmesi mubahtır. (Serahsî, el-Mebsût, 11/233; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/4; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/22) At eti yemenin mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen âlimler de olmuştur. (Karâfî, ez-Zahîre, 4/101) Şüphesiz mekruh ya da haram olduğu görüşünde, o dönemlerde atın gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olması etkili olmuştur. Günümüzde atın etkinlik alanı eski dönemlere göre çok daralmış olsa da at etinin yenilmesi konusundaki mesafeli tutum özellikle Anadolu coğrafyasında devam etmektedir.
Usûlüne göre kesilmiş olan tavukların kanı süzüldükten ve varsa üzerlerine bulaşabilen diğer pislikler iyice temizlendikten sonra kaynama derecesine ulaşmayan sıcak suda bir süre bekletilip müteakiben tüylerinin yolunmasında dinî açıdan bir sakınca bulunmamaktadır. (İbnü’l- Hümâm, Feth, 1/210-211) Ancak bağırsakları çıkarılmadan kaynar suya atılmış olan tavuk ve emsali hayvanların içindeki pislikler ete sirâyet ederse temiz olmaktan çıkar. Günümüzdeki kesim fabrikalarında uygulandığı gibi banttan geçen kesilmiş hayvanlara temiz sıcak su püskürtülerek sulu yolum yapılması durumunda söz konusu sakınca ortadan kalktığı için yenmesinde bir mahzur bulunmamaktadır.