Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kesilen tavukların içleri temizlenmeden sıcak suya sokularak yolum yapılması halinde etlerinin yenilmesi caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Tavuk vb. kanatlılarda, kesim sonrası tüketime hazır hale getirilme aşamasında kuru ve sulu olmak üzere iki türlü yolum yöntemi uygulanmaktadır. Kuru yolum yöntemi buharsız ve buharlı olmak üzere iki çeşittir. Buharsız yöntem, kesim sonrası doğrudan elle yolum uygulamasıdır. Buharlı yöntem ise, kanatlı hayvanların buhar püskürten makineden geçirilerek tüy diplerinin yumuşatılmasıyla gerçekleştirilen işlemdir. Kuru yolumun her iki şeklinde de ete necaset sirayet etmemektedir. Bu itibarla usulüne uygun kesim sonrası kuru yolum yöntemlerinin uygulandığı kanatlı hayvanların etinin yenilmesi caizdir. Sulu yolum yöntemi ise, sıcak su püskürtme veya sıcak suya batırma işlemi olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır. Sıcak su püskürtmek suretiyle yapılan yolum işleminde, ete sirayet eden herhangi bir necaset söz konusu değildir. Dolayısıyla bu yöntemin uygulandığı kanatlı hayvanların etinin yenilmesinde bir sakınca yoktur. Sıcak suya batırma suretiyle yapılan yolum işleminde ise; usulüne uygun kesim sonrası iç organları çıkarılan, kanı süzülen ve üzerinde ete sirayet edebilecek pislik bulunmayan kanatlıların, sıcak suda kısa bir süre bekletildikten sonra tüylerinin yolunması halinde etlerinin yenilmesi caizdir. Ancak iç organları çıkarılmamış, kanı süzülmemiş ve üzerinde ete sirayet edebilecek pislikler temizlenmemiş kanatlıların ortalama 50-55 derece üzeri sıcak suda bekletilmesi, necasetin ete sirayet etmesine sebep olabilmektedir. Bu itibarla söz konusu bu yöntemin uygulandığı kanatlı hayvanların etlerine necaset sirayet ettiği tespit edilirse bu etlerin yenilmesi helal olmaz.
Selamünaleyküm.Haşlak suyun, hayvanın içindeki pislikleri etine sızdırmasına neden olacak kadar etini gevşetmesi durumunda yenmesinde sıkıntı olur.
Et ve tavuk konusunda tereddüt etmekte çok haklıdırlar. Maalesef bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok gibi durmaktadır. Ya da çok uğraşmak zorundayız. Deniz balığı en temizi durumundadır. Firmaları yazılı, sözlü bir şekilde dini hassasiyetlere uymaları konusunda ikaz etmeliyiz.
Selamünaleyküm. Bu kural bir kere yumurta için değildir, et içindir. Hayvan pisliklerini dolaşan hayvan için de aynı kural geçerlidir. Şunu da bilmelisiniz; bu meseledeki hüküm besmelesiz kesilenin haram olması gibi bir haram değildir. Ortada kerahet vardır. Bundan sonra daha dikkatli olmalısınız. Allah'a emanet olun.
Firma sahiplerini araştıracağız. Biz burada isim veremeyiz. Helal haram dikkat eden firmalar da var.
O durumu icra etmek başka şey, öyle yetiştirilmiş tavukları tüketmek başka şeydir. Sağlık açısından sakıncası olmuyorsa mesela tavukların yenmesinde sakınca olmaz. O tür besicilik ise başka bir konudur. Yaşanan çağın sonuçları olarak belki de yapılabilecek bir şey yoktur da diyebiliriz. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
HELAL ÜRÜN VE HİZMET konusundaki diğer fetvalar
İslâm, insanı maddî ve manevî her türlü zarardan korumak için birtakım kurallar koymuş ve insana zarar verebilecek pis ve iğrenç olan her şeyi (habâis) yasaklamış; temiz, güzel ve faydalı olanı da (tayyibât) helal kılmıştır. (el-Bakara, 2/168; el-A’râf, 7/157) Kur’ân ve Sünnet’te etleri yenilmeyen hayvanlarla ilgili bir liste verme yönüne gidilmemiş, domuz gibi ismi belirtilenler yanında bazı hayvanlar için de belli ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti, Kur’ân-ı Kerîm’deki yasaklamaları teyit eden ifadelerin yanı sıra, “necis ve iğrenç” yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylı açıklamaları da içermektedir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.s.), yırtıcı hayvanların (parçalayıcı uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve yırtıcı kuşların (pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceğini özellikle belirtmiştir. Bununla birlikte Resûlullah’tan (s.a.s.), bazı hayvanların etlerinin yenilmesine dair hükümleri ihtiva eden başka hadisler de rivâyet edilmiştir. (Müslim, Sayd, 15,16 [1933-1934] ; Ebû Dâvûd, Et’ime, 32 [3802]) Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi, İslâm’ın genel ilkelerinden kabul edilmiştir. İslâm âlimleri, belirtilen amaç ve ilkeler ışığında içtihat ederek hangi hayvanların etinin helal veya haram olduğunu tek tek ya da gruplandırarak belirlemeye çalışmışlardır. Bu belirlemelerde, bazı hadislerin sıhhati konusundaki farklı değerlendirmelerin ve yorumların yanı sıra insan tabiatının, örfün, mahallî alışkanlıkların ve söz konusu ilkeleri somut olaylara uygulamadaki değerlendirme farklılıklarının etkili olduğu bir gerçektir.
Kur’ân ve Sünnet’te at eti yemenin hükmü hakkında açık bir delil bulunmamaktadır. Hanefî mezhebinde İmam Ebû Hanîfe’den rivâyet edilip tercih edilen görüş ile Mâlikîlerden gelen bir görüşe göre at etinin yenilmesi tenzihen (helale yakın) mekruhtur. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleriyle Mâlikîlerden gelen diğer bir rivâyete göre ise at etinin yenilmesi mubahtır. (Serahsî, el-Mebsût, 11/233; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/4; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/22) At eti yemenin mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen âlimler de olmuştur. (Karâfî, ez-Zahîre, 4/101) Şüphesiz mekruh ya da haram olduğu görüşünde, o dönemlerde atın gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olması etkili olmuştur. Günümüzde atın etkinlik alanı eski dönemlere göre çok daralmış olsa da at etinin yenilmesi konusundaki mesafeli tutum özellikle Anadolu coğrafyasında devam etmektedir.
Hayvanı kesecek kimsenin, akıl ve temyiz gücüne sahip, Müslüman veya Ehl-i kitap olması gerekir. Putperest, ateşperest, ateist ve mürtedlerin kestikleri hayvanların eti yenmez. Ehl-i kitap olduğu bilinen kimse kesim yaparken Allah’tan başkasının adını anmamalıdır. Zira âyette Allah’tan başkası adına kesilmemesi şartı getirilmiştir. (el-Bakara, 2/173) Kesim yapan kimsenin ergenlik çağına gelmiş olması şart değildir. Mümeyyiz olan kişinin kestiği de helaldir. Hayvanı kesen kimsenin kadın veya erkek olması fark etmediği gibi temiz, cünüp veya hayızlı olması arasında da bir fark yoktur; hepsinin kestiği yenir. (Zeylaî, Tebyîn, 5/287; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/77; İbn Kudâme, el-Muğnî, 9/404)
Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyan’ın), usûlüne uygun olarak kestiği hayvanın eti ve pişirdiği yemek yenilir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Bugün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir.” (el-Mâide, 5/5) Usûlüne uygun olarak kesim, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının veya bu damarlardan birisinin kesilmesi şeklinde yapılır. Ehl-i kitaptan olan kimsenin, hayvanı keserken Hz. Mesîh’in veya Hz. Üzeyir’in adını andığı kesin olarak bilinirse o takdirde kestikleri helal olmaz. Çünkü Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar yenilmez. (el-Mâide, 5/3)
Etlerinin yenmesinin helal olduğu hususunda görüş birliği bulunan hayvanlar şunlardır: a) Sığır, manda, koyun, keçi, deve, tavşan, tavuk, kaz, ördek, hindi türünden evcil hayvanlar, b) Geyik, ceylan, dağ keçisi, yabanî sığır ve zebra gibi otçul yabani hayvanlar, c) Güvercin, serçe, bıldırcın, sığırcık, balıkçıl gibi yırtıcı olmayan kuşlar. Bu hayvanların etlerinin helal olduğunda fakihler görüş birliğindedir. Bu sayılanların bir kısmının helalliği Kur'ân’da tasrih edilmiş, diğerleri de Kur'ân’ın “yiyiniz” dediği iyi ve temiz şeyler (bk. el-Mâide, 5/1; el-Hac, 22/28, 30) “mübah” kapsamında görülmüştür. Etlerinin yenmesinin haram olduğunda görüş birliği bulunan hayvanlar ise şunlardır: a) Domuzun haram olduğu, Kur'ân’ın açık hükmüyle sabittir. (el-Mâide, 5/3) Kur'ân’da ismi anılarak yasaklanan tek hayvan domuzdur. İslâm âlimleri, En‘âm sûresinin 145. âyetinde domuzla ilgili olarak geçen “rics” ifadesi ile A‘râf sûresi 157. âyetindeki “... onlara pis ve murdar olan şeyleri haram kılar.” ifadelerini birlikte değerlendirmişler ve domuzun her şeyinin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/133) b) Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etlerinin haram olduğu da yine Kur'ân’ın hükmüne dayanır: “…Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanı haram kılmıştır.” (el-Bakara, 2/173), Bu ilke, İslâm’ın tevhid akidesine verdiği önemin ve şirke karşı aldığı kesin tavrın bir göstergesidir. c) Dinî usûllere uygun olarak kesilmemiş veya kendiliğinden ölmüş olan hayvanın etinin haram olduğu da yine Kur'ân’ın açık hükmüne dayanır: “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı.” (el-Bakara, 2/173); “Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan; (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç olmak üzere boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı.” (el-Mâide, 5/3) Yukarıda zikri geçenler dışında kurt, aslan, kaplan gibi köpek dişleriyle veya doğan, şahin, kartal gibi pençesiyle avlanan hayvanların; ayrıca sinek, örümcek, akrep gibi haşeratın yenilmesi İslâm âlimleri tarafından caiz görülmemiştir.
İslâm, sarhoş eden keyif verici içeceklerin bu amaçla üretim, satım ve içimini kesin bir dille yasaklamıştır (Mâide 5/90-91; Müslim, Müsâkât, 67). Hz. Peygamber (s.a.s.) çok miktarı sarhoşluk veren maddelerin azının da haram olduğunu bildirmiştir (Buhâri, Vudû, 71; Müslim, Eşribe, 7; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5: Tirmizî, Eşribe, 3). Bu hükümler, sarhoşluk vermesi için özel olarak ve belli usullerle üretilen içeceklerle ilgilidir. Bu yolla üretilen alkollü içeceğin tedavide kullanılması da ancak meşru bir alternatifin olmaması halinde zarureten caizdir. Dinî literatürde “hamr” olarak bilinen bu özellikteki içecekler dışında, sentetik olarak üretilen alkol veya bazı meyve ve gıdalarda kendiliğinden oluşan alkol, farklı değerlendirilmelidir. Nitekim meyvelerin bünyesinde doğal olarak (binde bir-binde beş) arasında alkol bulunabilmekte; ekmek dâhil birçok fermente (mayalanmış) ürünün üretim süreçleri sonunda az miktarlarda alkol ortaya çıkabilmektedir. Bazı gıda maddelerinin üretim aşamalarında aromatik bileşenlerin kullanılması durumunda son ürün içinde etil alkol (ethanol), keton, ester vb. bileşikler de oluşabilmektedir. Hal böyleyken içinde kendiliğinden ya da “eser” miktarda yani çok az ölçüde ilave edilen maddeler dolayısıyla alkol oluşan bu tür ürünlerin tüketilmesi haram olmaz. Zira burada söz konusu olan alkol, özellikle sarhoşluk vermesi amacıyla ve belli yöntemlerle üretilen alkol yani hamr değildir. Aksi halde bileşeninde belli oranlarda alkol bulunuyor gerekçesiyle birçok meyvenin ve ürünün de yenmemesi gerekirdi. Şu halde: 1. Sarhoşluk vermesi amacıyla üretilen içkilerin azını da çoğunu da içmek ve bunları gıda maddelerine katmak haramdır. 2. Gıda maddelerinde sarhoş etmeyecek ölçüde doğal olarak oluşan alkol, o gıda maddesini haram kılmaz. 3. Sentetik alkolün içki olarak tüketilmesi haram olmakla beraber, çözücü olarak kullanılması böyle değildir. Çünkü bu son durumdaki kullanım amacı sarhoş olmak veya keyif almak değil, aromatik maddelerin çözünürlüğünü sağlamaktır. 4. Sentetik alkolün temizlik ürünlerinde veya temizleyici olarak kullanılması da caizdir. Bu bağlamda mesela ispirto, kolonya vb. sıvılarla, temizlik amacıyla üretilen alkollü maddelerin içilmesi haram olmakla birlikte (bk. Buhârî, Edep, 80; Müslim, Eşribe, 73) bunların temizlikte kullanılmaları caizdir. Bu özellikteki maddeler dinen necis de sayılmadığından, namaz kılmadan önce bu ürünlerin sürüldüğü yerlerin yıkanması da gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, V, 115; Elmalılı, Hak Dini, II, 763-764). 5. Gıda maddelerinin helalliğinin tespitinde gıda sağlığı ve güvenliği ilkelerine riayet de dinî bir gerekliliktir. 6. Her konuda olduğu gibi sentetik alkol kullanılmasında da, zihinlerdeki şüpheleri gidermek gerektiğinden başka alternatif bileşenler aranmalı ve varsa öncelikle bunlar kullanılmalıdır.