Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Domuzdan üretilen jelatin caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Asrımızın en önemli çözüm bekleyen sorunlarından biri HELAL GIDA sorunudur. Helal gıda henüz Müslüman neslin öncelikli çalışma alanına da ne yazık ki girememiştir. Mesele sadece çalmadan çalışarak kazanmayı helalin tek konusu olarak anlama ya da domuz ve benzeri hayvanları yememe şeklinde daralmış kalmıştır. Ne yazık ki gitgide bu helal gıda anlayışı azalmaktadır. Allah’tan yardımını dileriz. Domuz ve benzeri hayvanları konuşmamıza gerek yoktur. O konuda bir nebze ciddiyet vardır. Bir de domuz peynir mayasında kullanılabilir hayvan değildir. Meselemiz sadece geviş getiren hayvanlara yani inek türü ve benzeri hayvanlara dayanmaktadır. Bunlardaki sorun da helal olacak şekilde kesilip kesilmedikleri sorunudur. Avrupa’dan getirilen enzimde kullanılan ürünlerde helal kesimin olacağını zannetmeyiz. Bu nedenle meselenin çözümünde Müslüman insanların kurduğu firmaları bu hassasiyete zorlayacak bir kamuoyu oluşturmaktan başka şu anda bir çözüm göremiyoruz. Üzülerek söylemeliyiz ki, siyasi ve günlük olayların dışında etkili bir kamuoyu oluşturmak da neredeyse mümkün değildir. Çalışmalarımız bizim ve çocuklarımızın yiyeceklerini dinimizin ölçülerine göre oluşturmayı cihadımızın bir parçası olarak görmemize vesile olur inşaallah. Fıkıhta şöyle bir kural vardır: Yüzde yüz kimyasal dönüşüme uğrayan bir madde eski hükmünü kaybeder, yeni oluşumuna göre hüküm alır. Bu kuralı mesela alkole uygulayabiliriz. Alkol özelliği kimyasal bir dönüşümle yüzde yüz kaybolan nesne için haram demeyiz. Peynir enzimlerinin peynirin içinde yüzde yüz dönüşüp yeni bir kimyasal madde olması ne kadar mümkündür, belki bunu araştırabiliriz ama buna ulaşıncaya kadar bize helal peynir yedirmeyi ilke edinecek mü'min sanayicimizi oluşturmalı ve korumalıyız.
İlaç gibi bir alanda zaruretten söz etmemiz gerekmektedir. Muadili bulunmadığı sürece haram bir nesneden imal edilmiş olsa bile ilaçlar kullanılabilir. Müslümanlar olarak birbirimizle cedelleşme yerine daha helal ilaçlar üretecek sistemler üzerinde çalışmalıyız ki helal haram bilmeyenlere mahkûm olmadığımız bir ortam oluşturabilelim.
Selamünaleyküm. Devletin nar koyduğu yani fiyatını sabitlediği ekmek gibi temel malzemeler dışında fiyat tahdidi yoktur. Satıcı, uygun gördüğü bir fiyattan satar. Günün bir saatinde şu fiyata başka saatinde de bu fiyata satabilir. Malın iyisine başka fiyat, düşüğüne başka fiyat isteyebilir. Bir hile ve yalan olmadıkça satış serbesttir. Fazla emek verdiği bir mala fazla fiyat isteyebilir, ambalaj farkını alabilir. Jelâtinli mallarda bir endişe olduğu ise doğrudur. Tamamen haram dememizi zorlaştıran durumlar var ama jelâtin domuz ihtiva etme riski yüksek bir üründür. Bu nedenle kullanılması sakıncalıdır deriz.
İstihale, bir nesnenin tam bir kimyasal dönüşümüne verilen isimdir. Hassas bir konu olduğu için şu ayrıntıyı unutmamak gerekir. Dönüşüm ve karışım başka şeylerdir. Necis bir şeyin temiz şeyin içine karışması onu temizlemez. Bu da şu demektir: Nesne A maddesi iken B maddesine dönüşmüştür. Buna göre bazı sonuçlar şu şekilde önümüze çıkmaktadır: Kimyasal özelliği tamamen değişen alkol yeni şekli ile necis bir madde değilse artık temiz kabul edilir. Pis bir su ile sulanan arazide yetişen bitki pis olmaz. O suyun topraktan bitkiye intikali ile geçirdiği merhale onu yeni bir kimyasal yapıya kavuşturur. Domuz ve ürünleri başta olmak üzere necis kabul edilen bir şeyin kimyasal dönüşümü sonuçta pis olmayan bir nesne olarak önümüze çıkarsa ona temiz deriz. Mesela domuzun kemikleri necistir. Ateşte yakılıp kül olduktan sonra o kemiklerin külleri için necis demeyiz. Ortadaki yeni bir üründür, eski kemikler değildir. Bu konuda su ile sıvılar aynıdır. Unutulmaması gereken bir ayrıntı olarak şu da bilinmelidir: Temiz bir nesneye (mesela sıvıya) yok denebilecek kadar küçük bir necaset karışımı, o necasetin etkisi hissedilemediği gibi tamamen kaybolmuş gibi olması temizin temiz kalmasına mani olmaz. Özellikle Hanefi mezhebi içtihadı böyledir.
İslâm dini ilke olarak insana maddî veya manevî yönden zararlı olan şeyleri yasaklamış, faydalı olanları da helal kılmıştır. Bu bağlamda, yiyecek ve içeceklerin prensip olarak helal olduğu belirtilirken az bir kısmının yasaklanması, genel olarak insanın beden ve ruh sağlığının korunması amacına matuftur. Bu hususta Kur’ân-ı Kerîm’de, genel hükmü ifade edecek şekilde insanlar şöyle uyarılmaktadır: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helal ve temiz olan şeylerden yiyin ve şeytanın işlerini/adımlarını takip etmeyin…” (el-Bakara, 2/168), “Ey iman edenler! Gerçekten sadece Allah’a kulluk ediyorsanız size verdiğimiz temiz [ve helal] rızıklardan yiyin için ve Allah’a şükredin.” (el-Bakara, 2/172), “Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: temiz olanlar (tayyibat) size helal kılınmıştır...” (el-Mâide, 5/4) Bu âyet-i kerîmeler, insanın yiyeceklerinin, kendi nezahet ve mükerrem bir varlık olma durumuna uygun olarak temiz ve nezih yiyecekler olabileceğini bildirmektedir. Yeryüzündeki nimetleri insanoğlunun istifadesine sunan Yüce Allah, eti haram kılınan hayvanlar ile ilgili şöyle buyurmuştur: “Allah size murdar eti (leş), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı…” (el-Bakara, 2/173) Bunun yanında En‘âm sûresinin 145. âyet-i kerîmesinde de aynı şeyler, niteliklerine atıfta bulunularak sayılmıştır. Bunların yanında Kur’ân-ı Kerîm’de deniz avlarının helal kılındığı ayrıca ifade edilmiştir: “Size ve yolculara geçimlik olmak üzere deniz avı ve yiyeceği helal kılındı…” (el-Mâide, 5/96) Yukarıdaki açıklamaların yanında Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) helal ve haramları açıklama veya hüküm koyma hususundaki görevi ile ilgili olarak şöyle bir ifade kullanmıştır: “…Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten sakındırır; yine onlara temiz olan şeyleri helal, pis olan şeyleri de haram kılar…” (el-A‘râf, 7/157) Nitekim Hz. Peygamber, yenmesi helal ve haram olan hayvanlar ile ilgili açıklamalar yapmıştır. Bir rivâyette şunlar ifade edilmektedir: “Resûlullah (s.a.s.) azı dişi bulunan yırtıcı hayvanların ve pençesiyle avlanan yırtıcı kuşların etlerinin yenmesini yasaklamıştır.” (Müslim, Sayd, 15-16 [1933-1934]; Ebû Dâvûd, Et‘ime, 32 [3803]) Bunun yanında Hz. Peygamber’in, pis ve iğrenç olmaları nedeniyle bazı hayvanların yenmesini yasakladığı da bilinmektedir. (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 33 [3808]) Deniz ürünleri ile ilgili olarak ise Hz. Peygamber; “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 39 [83]) İslâm âlimleri, Kur'ân ve hadislerde belirtilen hüküm ve ilkeler ışığında hangi hayvanların etinin helal veya haram olduğunu belirlemeye çalışmışlardır. Kara ve deniz hayvanları hakkında gerek Kur'ân-ı Kerîm gerekse hadis-i şeriflerde -bazıları dışında- bütün türler isim olarak zikredilmediğinden, bu hususta farklı hükümler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, bütün âlimlere göre balık türleri helaldir. Balık dışındaki deniz ürünleri, habis/pis görüldüğü için Hanefî âlimler tarafından helal kabul edilmemiştir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/35) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî âlimleri ise el-Mâide sûresinin 96. âyetindeki “deniz avı” ifadesinin kapsamlı oluşu ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” ifadesine dayanarak, deniz ürünlerinin yenilmesi hususunda oldukça geniş bir yaklaşım ortaya koymuşlardır. Mâlikî ve Hanbelî âlimlere göre, deniz hayvanları prensip olarak helaldir. Ancak timsah gibi yırtıcı hayvanlar helal değildir. (Karâfî, ez-Zahîre, 4/96) Şâfiî mezhebinde ise aslen suda yaşadığı hâlde karada da yaşayabilen kurbağa, yengeç, kaplumbağa ve su yılanı gibi hayvanlar habis ve zararlı oldukları için helal değildir. Bunların dışında kalan midye, kalamar, ıstakoz, karides gibi deniz ürünlerinin yenmesi ise helaldir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/113,150-152) Görüldüğü gibi Kur'ân ve Sünnet’te yenilmeyecek olan hayvanlar ile ilgili bir liste verilme yönüne gidilmemiş, domuz gibi ismi belirtilerek yasaklananların yanında diğer hayvanlar için ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Bu nedenle yenmesinin haram olduğu hususunda ittifak edilen hayvanlar oldukça sınırlıdır. Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi İslâm’ın genel ilkelerinden kabul edilmiştir. Bunun dışında, hakkında açık hüküm bulunmayan ürünlerin hükmü hususunda âlimler, yukarıda da belirtildiği gibi ihtilaf etmişlerdir. Aslında bu tür ihtilaflar meselelerin daha iyi anlaşılmasına katkı sunduğu gibi mükellefler için uygulamada kolaylık da sağlamaktadır. Yukarıda verilen bilgiler çerçevesinde yengeç, ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi ürünlerin üretimi ve tüketimi İslam âlimlerinin bir kısmına göre helaldir.
🔸 Alkol etkisi içermeyen veya kalıntı derecesinde bulunan bu tür yemlerin hayvanlara verilmesi caizdir. Zira yemlerin içeriği, hayvanlara zarar vermiyor ve ürünlerin doğrudan haram bir maddeyle bağlantısı yoksa kullanımda bir sakınca bulunmaz. 🔸 Hayvanlardan elde edilen et, süt gibi ürünlerin helallik durumu, onların yediği yemlerden bağımsız olarak değerlendirilir. Haram bir etkisi olmayan yemler, bu ürünlerin helalliğine engel değildir. 🔸Bu tür yan ürünlerin alınıp satılması ve hayvanlara yedirilmesi caizdir. Çünkü kendileri necis değildir ve alkol etkisi taşımamaktadır. Ayrıca bu yan ürünlerden üretilen yemlerin kullanılması, hayvanlardan elde edilen et ve süt gibi ürünlerin helalliğine zarar vermez. Ancak şüpheden uzak durmak adına, alınan yemlerin içeriklerini kontrol etmek ve alkol etkisi olmadığından emin olmak tavsiye edilir.
HELAL ÜRÜN VE HİZMET konusundaki diğer fetvalar
İslâm, sarhoş eden keyif verici içeceklerin bu amaçla üretim, satım ve içimini kesin bir dille yasaklamıştır (Mâide 5/90-91; Müslim, Müsâkât, 67). Hz. Peygamber (s.a.s.) çok miktarı sarhoşluk veren maddelerin azının da haram olduğunu bildirmiştir (Buhâri, Vudû, 71; Müslim, Eşribe, 7; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5: Tirmizî, Eşribe, 3). Bu hükümler, sarhoşluk vermesi için özel olarak ve belli usullerle üretilen içeceklerle ilgilidir. Bu yolla üretilen alkollü içeceğin tedavide kullanılması da ancak meşru bir alternatifin olmaması halinde zarureten caizdir. Dinî literatürde “hamr” olarak bilinen bu özellikteki içecekler dışında, sentetik olarak üretilen alkol veya bazı meyve ve gıdalarda kendiliğinden oluşan alkol, farklı değerlendirilmelidir. Nitekim meyvelerin bünyesinde doğal olarak (binde bir-binde beş) arasında alkol bulunabilmekte; ekmek dâhil birçok fermente (mayalanmış) ürünün üretim süreçleri sonunda az miktarlarda alkol ortaya çıkabilmektedir. Bazı gıda maddelerinin üretim aşamalarında aromatik bileşenlerin kullanılması durumunda son ürün içinde etil alkol (ethanol), keton, ester vb. bileşikler de oluşabilmektedir. Hal böyleyken içinde kendiliğinden ya da “eser” miktarda yani çok az ölçüde ilave edilen maddeler dolayısıyla alkol oluşan bu tür ürünlerin tüketilmesi haram olmaz. Zira burada söz konusu olan alkol, özellikle sarhoşluk vermesi amacıyla ve belli yöntemlerle üretilen alkol yani hamr değildir. Aksi halde bileşeninde belli oranlarda alkol bulunuyor gerekçesiyle birçok meyvenin ve ürünün de yenmemesi gerekirdi. Şu halde: 1. Sarhoşluk vermesi amacıyla üretilen içkilerin azını da çoğunu da içmek ve bunları gıda maddelerine katmak haramdır. 2. Gıda maddelerinde sarhoş etmeyecek ölçüde doğal olarak oluşan alkol, o gıda maddesini haram kılmaz. 3. Sentetik alkolün içki olarak tüketilmesi haram olmakla beraber, çözücü olarak kullanılması böyle değildir. Çünkü bu son durumdaki kullanım amacı sarhoş olmak veya keyif almak değil, aromatik maddelerin çözünürlüğünü sağlamaktır. 4. Sentetik alkolün temizlik ürünlerinde veya temizleyici olarak kullanılması da caizdir. Bu bağlamda mesela ispirto, kolonya vb. sıvılarla, temizlik amacıyla üretilen alkollü maddelerin içilmesi haram olmakla birlikte (bk. Buhârî, Edep, 80; Müslim, Eşribe, 73) bunların temizlikte kullanılmaları caizdir. Bu özellikteki maddeler dinen necis de sayılmadığından, namaz kılmadan önce bu ürünlerin sürüldüğü yerlerin yıkanması da gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, V, 115; Elmalılı, Hak Dini, II, 763-764). 5. Gıda maddelerinin helalliğinin tespitinde gıda sağlığı ve güvenliği ilkelerine riayet de dinî bir gerekliliktir. 6. Her konuda olduğu gibi sentetik alkol kullanılmasında da, zihinlerdeki şüpheleri gidermek gerektiğinden başka alternatif bileşenler aranmalı ve varsa öncelikle bunlar kullanılmalıdır.
Etlerinin yenmesinin helal olduğu hususunda görüş birliği bulunan hayvanlar şunlardır: a) Sığır, manda, koyun, keçi, deve, tavşan, tavuk, kaz, ördek, hindi türünden evcil hayvanlar, b) Geyik, ceylan, dağ keçisi, yabanî sığır ve zebra gibi otçul yabani hayvanlar, c) Güvercin, serçe, bıldırcın, sığırcık, balıkçıl gibi yırtıcı olmayan kuşlar. Bu hayvanların etlerinin helal olduğunda fakihler görüş birliğindedir. Bu sayılanların bir kısmının helalliği Kur'ân’da tasrih edilmiş, diğerleri de Kur'ân’ın “yiyiniz” dediği iyi ve temiz şeyler (bk. el-Mâide, 5/1; el-Hac, 22/28, 30) “mübah” kapsamında görülmüştür. Etlerinin yenmesinin haram olduğunda görüş birliği bulunan hayvanlar ise şunlardır: a) Domuzun haram olduğu, Kur'ân’ın açık hükmüyle sabittir. (el-Mâide, 5/3) Kur'ân’da ismi anılarak yasaklanan tek hayvan domuzdur. İslâm âlimleri, En‘âm sûresinin 145. âyetinde domuzla ilgili olarak geçen “rics” ifadesi ile A‘râf sûresi 157. âyetindeki “... onlara pis ve murdar olan şeyleri haram kılar.” ifadelerini birlikte değerlendirmişler ve domuzun her şeyinin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/133) b) Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etlerinin haram olduğu da yine Kur'ân’ın hükmüne dayanır: “…Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanı haram kılmıştır.” (el-Bakara, 2/173), Bu ilke, İslâm’ın tevhid akidesine verdiği önemin ve şirke karşı aldığı kesin tavrın bir göstergesidir. c) Dinî usûllere uygun olarak kesilmemiş veya kendiliğinden ölmüş olan hayvanın etinin haram olduğu da yine Kur'ân’ın açık hükmüne dayanır: “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı.” (el-Bakara, 2/173); “Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan; (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç olmak üzere boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı.” (el-Mâide, 5/3) Yukarıda zikri geçenler dışında kurt, aslan, kaplan gibi köpek dişleriyle veya doğan, şahin, kartal gibi pençesiyle avlanan hayvanların; ayrıca sinek, örümcek, akrep gibi haşeratın yenilmesi İslâm âlimleri tarafından caiz görülmemiştir.
Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyan’ın), usûlüne uygun olarak kestiği hayvanın eti ve pişirdiği yemek yenilir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Bugün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir.” (el-Mâide, 5/5) Usûlüne uygun olarak kesim, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının veya bu damarlardan birisinin kesilmesi şeklinde yapılır. Ehl-i kitaptan olan kimsenin, hayvanı keserken Hz. Mesîh’in veya Hz. Üzeyir’in adını andığı kesin olarak bilinirse o takdirde kestikleri helal olmaz. Çünkü Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar yenilmez. (el-Mâide, 5/3)
Hayvanı kesecek kimsenin, akıl ve temyiz gücüne sahip, Müslüman veya Ehl-i kitap olması gerekir. Putperest, ateşperest, ateist ve mürtedlerin kestikleri hayvanların eti yenmez. Ehl-i kitap olduğu bilinen kimse kesim yaparken Allah’tan başkasının adını anmamalıdır. Zira âyette Allah’tan başkası adına kesilmemesi şartı getirilmiştir. (el-Bakara, 2/173) Kesim yapan kimsenin ergenlik çağına gelmiş olması şart değildir. Mümeyyiz olan kişinin kestiği de helaldir. Hayvanı kesen kimsenin kadın veya erkek olması fark etmediği gibi temiz, cünüp veya hayızlı olması arasında da bir fark yoktur; hepsinin kestiği yenir. (Zeylaî, Tebyîn, 5/287; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/77; İbn Kudâme, el-Muğnî, 9/404)
Kur’ân ve Sünnet’te at eti yemenin hükmü hakkında açık bir delil bulunmamaktadır. Hanefî mezhebinde İmam Ebû Hanîfe’den rivâyet edilip tercih edilen görüş ile Mâlikîlerden gelen bir görüşe göre at etinin yenilmesi tenzihen (helale yakın) mekruhtur. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleriyle Mâlikîlerden gelen diğer bir rivâyete göre ise at etinin yenilmesi mubahtır. (Serahsî, el-Mebsût, 11/233; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/4; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/22) At eti yemenin mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen âlimler de olmuştur. (Karâfî, ez-Zahîre, 4/101) Şüphesiz mekruh ya da haram olduğu görüşünde, o dönemlerde atın gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olması etkili olmuştur. Günümüzde atın etkinlik alanı eski dönemlere göre çok daralmış olsa da at etinin yenilmesi konusundaki mesafeli tutum özellikle Anadolu coğrafyasında devam etmektedir.
Usûlüne göre kesilmiş olan tavukların kanı süzüldükten ve varsa üzerlerine bulaşabilen diğer pislikler iyice temizlendikten sonra kaynama derecesine ulaşmayan sıcak suda bir süre bekletilip müteakiben tüylerinin yolunmasında dinî açıdan bir sakınca bulunmamaktadır. (İbnü’l- Hümâm, Feth, 1/210-211) Ancak bağırsakları çıkarılmadan kaynar suya atılmış olan tavuk ve emsali hayvanların içindeki pislikler ete sirâyet ederse temiz olmaktan çıkar. Günümüzdeki kesim fabrikalarında uygulandığı gibi banttan geçen kesilmiş hayvanlara temiz sıcak su püskürtülerek sulu yolum yapılması durumunda söz konusu sakınca ortadan kalktığı için yenmesinde bir mahzur bulunmamaktadır.