Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kaza namazının delili nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Vaktinde kılınmayan beş vakit namazın farzları ile vâcip olan vitir namazı kaza edilir. Kılınmayan sünnetler vakit çıktıktan sonra kaza edilmez. Ancak vaktinde kılınmayan sabah namazı, aynı gün zevâlden önce kaza edildiğinde sünneti ile birlikte kaza edilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/65) Çünkü Hz. Peygamber kılamadığı bir sabah namazını öğleden önce kaza ederken, sünnetiyle birlikte kaza etmiştir. (Ebû Dâvûd, Salât, 11 [437-438, 443-444]) Bir de öğle namazında cemaate yetişmek için sünneti kılmadan farza başlayan kişi, farzı kıldıktan sonra kılmadığı ilk sünneti de kılar. Bunu, son sünnetten önce kılabileceği gibi sonra da kılabilir.
Rabbimiz ibadetlerinizi kabul buyursun. Bahsettiğiniz böyle bir görüş olmuş olsa da bu yaygın değildir. Namazlarımızda çift niyet olmaz. Ya kazaya ya da nafileye diyerek niyet edilmelidir. Kaza namazı kılarken o vaktin farzı için örneğin “üzerime kaza kalan son sabah namazı” diyerek bir namazı kaza edebilirsiniz. Kaza namazı olan sünnet namaz kılamaz diye bir kaide yoktur. Özellikle sabah namazının sünneti, öğlenin sünnetleri ve akşam namazından sonraki sünneti için “bu sünnetler terk edilmemeli, kazası olan da bunları kılmalı” denmiştir. Diğer sünnetler için ise onların yerine kazaya niyet edilebilir deriz. Böyle bir dengeleme yapabilirsiniz. Allah kabul etsin.
Selamunaleyküm, Cevap 1. Bir ibadette iki niyet sahih değildir. Ya sünnete niyet edilir, ya da kaza kılmaya. Bir Müslüman'ın hem farzdan önce ve sonraki sünnetleri kılması, hem de o güne tahsis ettiği kazalarını ayrı ayrı kılması tercih edilen ve fazilet bakımından daha yüksek olanıdır. Ancak namazlardan önce ve sonra sadece kaza kılabilecek kadar vakti varsa ve gün içerisinde bunları kılması asla mümkün olmuyorsa o durumda sünnetleri kılmayıp, onun yerine kaza namazlarını kılabilir. Cevap 2. Bir Müslüman kendi boş vaktinden hesaba çekilirken, bir de binlercesinin vaktini harcamasına sebep olduğundan dolayı hesaba çekilmesi ne kadar kolay olur orasını kimse takdir edemez. İşin fıkhi boyutu incelendiğinde ise; Kadın erkek karışık bir ortam olmayacaksa, Oyunların içerisinde müstehcenlik gibi haram bir görüntü veya bilgi bulunmayacaksa, Gençlerin ebeveynlerine asi olacakları bir durum söz konusu değilse, Derslerine mani olmayacak şekilde ise, Kurulacak olan müessese cuma vaktinde açık olmayacak ise ve Oyun oynayıp gitmelerinin haricinde başka hiçbir şey yapılmayacaksa caizdir.
Selamünaleyküm. Bayan olarak yaptığınızın bir sakıncası yoktur. Allah kabul buyursun. Vitri de altıncı bir vakit gibi görerek kılın.
Selamünaleyküm. Hayır, mezhepten değil keyiften ve çokbilmişlikten kaynaklanıyor. Namaz gibi bir mukaddesat hatta dinin bütünü üzerinden şöhret yakalama özentisinden kaynaklanıyor. Kılınamayan namazın kaza edilmesini emreden Peygamber aleyhisselamın hadisi şerifi gayet açıktır. (Bakınız: Buharî, 597; Müslim, 684; Ebu Davud, 435; Tirmizî, 178; Nesaî, 613; İbni Mace, 696) Bugüne kadar ilim adına adı duyulmuş bu ümmetin büyüklerinden bize intikal eden temel görüş böyledir; kılınmayan namaz kaza edilir! Bir elin parmağını geçmeyecek kadar az sayıdaki ilim adamı da namazın kazası konusunda farklı görüş beyan etmişlerdir. Bizim, ümmetin yekûnu denebilecek büyük grubuna intiba edeceğimiz bellidir. Farklı düşünenlerle beraber bakıldığında şunu söyleyebiliriz: a- Namazı unuttuğu veya uyuya kaldığı gibi şer'i bir özre bağlı olarak kılamayan kimsenin kaza edeceği hükmünde hiçbir ihtilaf yoktur. b- Uzun bir zaman tembellik gibi bir nedenle kılmayan hakkında ise cumhurun yani tamamına yakın ulemanın hükmü tövbe edip kaza etmesinin gerekliliğidir. Sadece İbni Teymiye ve İbni Hazm'ın fikri olarak da, uzun zaman namazı kılmayanın kaza etmesinin imkânı olmadığı görüşü vardır. Bu iki âlime göre de, namazı uzun süre kılmayan daha sonra o namazları kaza edemez, etse de namazı kabul olmaz. Burada bir ayrıntıya girmemizde yarar vardır. Bu iki ilim adamına göre uzun süre namaz kılmayan daha sonra namazlarını kaza edemez. Zira bu içtihadın sahipleri uzun süre namaz kılmayanı: - Namaz kılmadığı için kâfir kabul etmektedirler. Kâfir de namaz kılmaya karar verdiğinde yeniden İslam'a dönmüş gibidir. 'Yeniden İslam'a girenin, eski yanlışlarını İslam siler' kuralına göre namazları ondan sorulmaz. - Asi bir mü'min olduğu ihtimaline göre de olsa, onca namazı vaktindeki gibi yeniden kılması artık mümkün değildir. Onun görevi namazlarını kaza etmek değil, ömür boyu gözyaşı akıtmaktır. Bu iki ihtimalden hangisine dayanarak, 'namazın kazası yoktur' demek hoşlarına gidecektir; bunu da onlar belirlesin! Namaz kılmayanlara kâfir diyeceklerse, biz Allah'tan korkarız diyemeyiz. Yok, bir müçtehidin içtihadını cımbızlayarak komik görüşler ihdas edilecekse o zaman da din eğlence değildir, deriz.
Sahib-i tertib kimse kazaya kalan namazını kılmadan diğer vakti gelen vakit namazını eda edemez. Önce kazaya kalanı kılmalı sonra vakit namazını eda etmelidir. Kazasından önce kıldığı tüm vakit namazları mevkûf (askıda) sayılır. Kaza etmeden kıldığı vakit namazlarının sayısı beşe ulaşıp da bu beşinci vakit namazının çıkmasıyla sahib-i tertib olmaktan çıkar. Şöyle ki sahib-i tertib sabah namazını kılmamış olsun. Bu kimse sabah namazının kazasını kılmadan, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazını, kaçırdığı vakit namazını kaza etmeden kılarsa sahib-i tertib olmaktan çıkar. Bu şu anlama gelir; Bu kimsenin vakit namazlarının sırasını gözetme şartı yoktur. Aynı şahıs örneğin akşam namazından sonra kaçırdığı sabah namazını kaza edecek olursa önceki kıldığı vakit namazlarını (öğle, ikindi akşam) tekrar kılması gerekir. Beş vakte ulaşmadan kazaya kalan namazını kıldığından sahib-i tertibliği devam etmektedir. Dolayısıyla namazları sırasıyla kılma zorunluluğu devam etmektedir. Daha detaylı bilgi için Ömer Nasuhi Bilmen hocanın, "Büyük İslam İlmihali" eserine müracaat etmenizi tavsiye ederim.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Öyle kimseler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne de bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşete düşeceği günden korkarlar.” (en-Nûr, 24/37) Unutmak ve uyuyakalmak gibi meşru bir mazeret olmaksızın namazı kazaya bırakmak büyük günahtır. Bununla birlikte hangi şekilde olursa olsun vaktinde kılınmayan namazların mutlaka kaza edilmesi gerekir. Meşru mazerete dayalı olarak namazını vaktinde kılamayan kimse bundan bir sorumluluk altına girmediği gibi o namazı kaza etmekle borcundan da kurtulur. Peygamber Efendimiz, “Her kim bir namazı unutur veya ondan gaflet edip uyuyakalırsa, onu hatırladığında hemen kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur…” (Müslim, Mesâcid, 315-316 [684]; bk. Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 37 [597]) buyurmuştur. İhmal ve tembellik sebebi ile namazı vaktinde kılmayan kimse, bu namazı kaza etmekle namaz borcundan kurtulur. Namazı vaktinde kılmamanın vebalinden kurtulmak için ise kişinin tövbe etmesi gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/85)
Bazı vakitlerde bir kısım ibadetlerin yapılması yasaklanmıştır. Bu vakitlere kerâhet vakitleri denilir. Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den şöyle nakledilmiştir: “Resûlullah (s.a.s.) bize üç vakitte namaz kılmayı veya ölülerimizi defnetmeyi yasakladı: Güneşin doğmasından itibaren (bir veya iki mızrak boyu) yükselmesine kadar, güneşin gökyüzünde tam dik oluşundan (batıya) yönelmesine kadar ve güneşin sararmasından itibaren batmasına kadar.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 293 [831]; bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 298 [1277]; Cenâiz, 55 [3192]) Güneş doğarken ve tam tepede iken namaz kılınamaz. Güneşin batmasından önceki kerâhet vaktinde, sadece o günün ikindi namazının farzı kılınabilir. Fakat mazeretsiz olarak ikindi namazını bu vakte kadar geciktirmek mekruhtur. Bu vakitlerin başlama ve bitiş zamanları mutedil bölgeler itibarıyla şöyledir: Bu sayılan kerâhet vakitlerinde kaza namazı, vitir gibi vâcip namaz kılınamadığı gibi kerâhet vaktinden önce hazırlanmış bulunan cenazenin namazı da kılınamaz. Bu vakitlerde hazırlanmış cenazenin namazı ise kılınabilir. Daha önce okunmuş bir secde âyetinden dolayı “tilâvet secdesi” yapılamaz. Ancak kerâhet vaktinde okunan secde âyetinin secdesi, daha sonraya bırakmak efdal olsa da bu vakitte yapılabilir. Bunların dışında şu vakitlerde de sadece nâfile namaz kılmak mekruhtur: Ebû Saîd el-Hudrî’den şöyle nakledilmiştir: “Resûlullah’ı (s.a.s.) şöyle derken işittim: Sabah (namazı kılındık)tan sonra, güneş yükselinceye kadar başka namaz yoktur. İkindi (namazın)dan sonra, güneş batıncaya kadar başka namaz yoktur.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 31 [586]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 288 [827]) Şâfiî mezhebine göre ise güneşin doğuşu, tam tepede oluşu ve batışı zamanında sadece nâfile namaz kılmak mekruhtur. Ancak bu vakitlerde farz namazlar, kaza namazları, revâtib sünnetler, tahiyyetü’l-mescid gibi sebepli namazlar kılınabilir. Ayrıca ikindiden sonra güneşin sararasından batışına kadar nâfile namaz kılmak tenzihen mekruhtur. (Nevevî, Ravza, 1/192)
Bir namazın vakti girdikten sonra öncelikle o vaktin namazını kılmak daha uygun olmakla birlikte, o vaktin namazını kaçırma tehlikesi olmadığı sürece, öncesinde kaza namazı kılınabilir. Buna binaen sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra güneşin doğmasına henüz vakit varsa bu arada kaza namazı kılınabilir. Fecrin doğuşundan sonra sabah namazının iki rek’at sünneti dışında sünnet ve nâfile namaz kılınmaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), namaza olan düşkünlüğüne rağmen fecrin doğuşundan itibaren sabah namazının iki rek’at sünneti dışında namaz kılmamıştır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/41) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sabah namazından sonra güneş bir mızrak boyu oluncaya kadar, ikindi namazından sonra ise güneş batıncaya kadar nâfile namaz kılmayı yasakladığı rivâyet sebebiyle (bk. Buhârî, Mevâkîtu’s-salât, 30 [581]; Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 298 [1276-1277]) sabah namazını kıldıktan sonra nâfile namaz kılmanın mekruh olduğu kabul edilmiştir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/42)
Üzerinde canlı varlıkların resimlerinin bulunduğu elbise ile namaz kılmak mekruhtur. Mümkünse bu elbiseler çıkarıldıktan sonra namaz kılınmalıdır. Böyle bir elbise ile namaz kılınması mekruh olsa da bu şekilde kılınan namaz geçerlidir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/65) Ancak bakanın kolayca fark edemeyeceği şekilde küçük resimler kerâhet kapsamında değildir.
Bir namaz hem kaza hem de sünnet niyetiyle kılınamaz. Kılınacak namazın ne olduğu kesin olarak tayin edilerek ona niyetlenilmesi gerekir. Hem kaza namazına hem de vaktin sünnetine birlikte niyet edilirse bu namaz, kaza namazı olur. Hem kaza namazı hem de vaktin sünneti kılınmış olmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/66)
Cemaatle kılınan namazlarda safların düzgün olması, sık durulması ve aralarda boşluk bırakılmaması gerekir. Safların tertibi ile ilgili bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: “Saflarınızı düzgün tutun, zira safların düzeltilmesi namazın mükemmelliğini sağlayan şartlardandır.” (Buhârî, Ezân, 74 [723]; Müslim, Salât, 124 [433]) Cami içerisinde imam ile cemaat arasındaki mesafenin fazla olması iktidaya/imama uymaya engel değilse de mazeret olmadıkça bir kişinin saftan ayrı tek başına imama uyması mekruhtur. Buna göre müezzinin saflardan ayrı durması uygun değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/216) Ancak mikrofon kullanma ihtiyacı vb. bir mazerete binaen müezzinlerin cami içindeki yerlerinden imama uymalarında bir sakınca yoktur.