Fetva Meclisi
Soru
Kaza namazlarının olmadığı söyleniyor, birçok yerde ise kaza namazının mutlaka kılınması gerektiği bildiriliyor. Örneğin; Diyanet, Cevat Akşit, Cübbeli Hoca gibi. Kılınmamasını iddia edenler, mezhep ayrılıklarından mı bunu ileri sürüyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazın, dinin direği olmaktan dinde önemli bir ibadet olmaya doğru kaydığı bir zamanda yaşıyoruz. Dinin dağılacak en son halkası olan namaz, toplantı, misafir gibi hiçbir şekilde özür sayılmayacak nedenlerle terk edilebilmektedir. Daha da vahim olanı, Müslümanların namaz kusuru bulunan insanları ayıplı görmemeye başlamalarıdır. Diploma ve kariyerin namaz kusurunu örtebildiği bir zamanda yaşadığımızı bilmemiz gerekiyor. Namaz, asla önemli bir ibadet olarak tarif edilemez. Namaz dindir, İslam'dır. Namazın terk edilmesi durumunda kaza edilip edilmeyeceği hakkında konuşulanlar sözünü ettiğimiz anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu ümmetin ilim erbabı olan büyükleri (bunların başında da dört mezhep imamı gelmektedir.) namazın herhalükârda kesinlikle kaza edilmesi gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Sadece İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye, BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE TERK EDENİN namazlarını kaza etmesinin mümkün olmadığını iddia etmişlerdir. Onlara göre böyle bir tavır kaza ile kapatılamaz bir durumdur. Ama onlar da BİLİNÇLİ BİR TERK OLMADIKÇA namazın kaza edileceğini söyleyenler arasındadırlar. Netice olarak ilim erbabı, namazın unutma, sıkışıklık ve benzeri özürlerle kılınamaması veya kasten terk edilmesi halinde kesinlikle kaza edilmesi gerekmektedir. İmam Nevevi, bu konuda görüşüne dikkat edilmesi gereken ulemanın icmaı bulunduğunu söylemektedir. (Mecmu', 1/578, Beytülefkârıddevliyye, Lübnan,2009) Ümmet olarak, dinimizin direğinde ortaya çıkan gevşekliğe karşı topluca onu güçlendirme hamlesinde olmamız şarttır. Zaten fırsat kollayan tembel nefislerimizi, kenarda kalmış itibar edilmez görüşlerle kışkırtmak akıllıca değildir. Bu ümmet namazın din demek olduğuna, onu bir nedenle kılamayanın kesinlikle kaza etmesi gerektiğine ittifak etmiştir. Kimin ne diyeceği çok önemli değildir. Sözüne itibar edilir âlimler diyeceklerini demişlerdir. (Bkz. Said Ebu Ceyb, Mevsuatulicma', 3/954, Dımaşk; el-İkna' Fi Mesaililicma', el-Fasî, Tahkik, Faruk Hammade, 1/354, Dimaşk,2003; el-İcma' İnde Eimmeti Ehilssünnetilerbaa, 42, Riyad, 2003) Namazın nasıl kaza edileceğine dair bilgiyi de herhangi bir ilmihalden okumanızda fayda vardır. Zira namazın kaza edilmesi ürkülecek kadar ağır bir yük değildir. Allah'ın rahmetinin ne denli geniş olduğunu unutmayalım.
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
Din, mantık üzerinden anlaşılıp yorumlanmaz. Bunu özellikle bilmeliyiz. Bu meselede durum şudur: Kendisini mü'min görmeyen birinin iman ettikten sonra eski günlerindeki ibadetleri kaza etmesi gerekmez. Namaz da buna dahildir. Mü'min olduğunu düşündüğü hâlde namaz kılmayıp da bir zaman tevbe eden kılmadığı namazları kaza eder.
Kur'ân’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.) vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashâbına da bunu tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın. Onun keffâreti ancak budur.” (Müslim, Mesâcid, 315 [684]; bk. Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 37 [597]) buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.), Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamış; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” diye beddua etmiş ve ikindi namazını akşam namazı vaktinde kaza etmiştir. (Müslim, Mesâcid, 205 [627]; bk. Buhârî, De‘avât, 58 [6396]) Ayrıca Hayber Fethi’nden dönerken, bir yerde konakladıklarında uyuyakalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir. (Müslim, Mesâcid, 309 [680]) Beş vakit namazın farzı ve vitir namazı kaza edilir. Kazaya kalan sabah namazı, o günün öğle vaktinden önce kaza edilecekse sünneti de kaza edilir. Ayrıca öğle namazının dört rek’atlık ilk sünneti de vakit çıkmadıkça öğlenin farzından sonra kılınır. Öte yandan geçmiş namazlar, kazaya nasıl kaldıysa öyle kılınırlar, yani seferî olarak kaldıysa seferî, mukîm olarak kaldıysa mukîm gibi kaza edilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/63) Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın, kasıtlı olarak terk edilen namazların kazası ile ilgili herhangi bir hadis bulunmamaktadır. Fakat bu kasıtlı olarak terk edilen namazların kazasının gerekmediği anlamına gelmez. Zira Ramazan’da kasıtlı olarak cinsel ilişkiye girerek orucunu bozan kimseye Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) hem keffâreti hem de o günkü orucun kazasını emretmesi (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/208 [6944-6945]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/382 [8059-8060]), bir farz ibadetin kasıtlı olarak terk edilmesi durumunda da kazasının gerektiğine delildir. Öte yandan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bir mazerete dayalı olarak vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve sahabeye de bu yönde emir buyurması dikkate alınacak olursa, mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilmesinin öncelikle gerekli olacağı sonucuna ulaşılır. (Nevevî, el-Mecmû’, 3/68)
Akıl sağlığı yerinde olan ve ergenlik çağına ermiş her Müslüman’a namaz farzdır. Bu şartları taşımayan kimse namazla mükellef değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadiste çocuklar ve akıl sağlığı yerinde olmayan kimselerden sorumluluğun kaldırıldığını belirtmiştir. (Ebû Dâvûd, Hudûd, 16 [4398]; İbn Mâce, Talâk, 15 [2041]) Bazı durumlarda sağlık sorunu olanlardan da namaz düşer. Hanefîlere göre, sadece başını hareket ettirerek dahi namaz kılmaya gücü yetmeyecek derecede rahatsız olan kimseye bir şey gerekmez. Eğer bu hastalıktan ölürse, kılamadığı namazları kaza etme imkânı bulamadığı için borçsuz olarak Allah’ın huzuruna çıkmış olur. İyileşmesi durumunda; kılamadığı namazları bir günlük (beş vakit) namazı geçmezse, kaza etmesi gerekir. Sayı bundan daha çok olursa sahih olan görüşe göre, o kimseye kaza gerekmez. Baygın kalan kişi için de baygınlık süresine göre aynı hükümler geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/106, 107, 108) İmam Şâfiî, bayılmanın tam bir namaz vakti sürmesi hâlinde de kaza gerekmeyeceğini söylemiştir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/314) Hayatını yatalak olarak geçiren kişi, eğer yataktan kalkıp abdest alamıyorsa veya abdest aldıracak birini bulamıyorsa yanında bulunduracağı tuğla, kiremit veya taş gibi bir madde üzerine teyemmüm eder. Yatağından doğrulmaya ve kıbleye yönelmeye tek başına imkân bulamayan kişi, kendisine yardım edecek kimse de olmadığı takdirde yerinden doğrulmadan, yüzünü çevirebildiği kadar kıbleye çevirerek yattığı yerde namazını îmaile kılar. (Serahsî, el-Mebsût, 1/212-213; Kâsânî, Bedâ’i, 1/106-107) Hastalığından dolayı kendi başına teyemmüm edemeyen ve bu konuda kendisine yardım edecek birini de bulamayan kişi kendisini abdestli gibi sayarak isterse namazını îma ile kılar; isterse de kazaya bırakır; iyileşmesi hâlinde kaza eder, iyileşmeme durumunda ise kendisinden yükümlülük düşer. (İbn Nüceym, el-Bahr, 1/168, 172; Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 39; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/252-253)
Sahib-i tertib kimse kazaya kalan namazını kılmadan diğer vakti gelen vakit namazını eda edemez. Önce kazaya kalanı kılmalı sonra vakit namazını eda etmelidir. Kazasından önce kıldığı tüm vakit namazları mevkûf (askıda) sayılır. Kaza etmeden kıldığı vakit namazlarının sayısı beşe ulaşıp da bu beşinci vakit namazının çıkmasıyla sahib-i tertib olmaktan çıkar. Şöyle ki sahib-i tertib sabah namazını kılmamış olsun. Bu kimse sabah namazının kazasını kılmadan, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazını, kaçırdığı vakit namazını kaza etmeden kılarsa sahib-i tertib olmaktan çıkar. Bu şu anlama gelir; Bu kimsenin vakit namazlarının sırasını gözetme şartı yoktur. Aynı şahıs örneğin akşam namazından sonra kaçırdığı sabah namazını kaza edecek olursa önceki kıldığı vakit namazlarını (öğle, ikindi akşam) tekrar kılması gerekir. Beş vakte ulaşmadan kazaya kalan namazını kıldığından sahib-i tertibliği devam etmektedir. Dolayısıyla namazları sırasıyla kılma zorunluluğu devam etmektedir. Daha detaylı bilgi için Ömer Nasuhi Bilmen hocanın, "Büyük İslam İlmihali" eserine müracaat etmenizi tavsiye ederim.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm, Bizim de kalbimiz rahat değil onlar hakkında ama kati bir belgemiz de yoktur. Bu nedenle de haramdır diyemiyoruz.
Selamünaleyküm. Orucunuzu erteleyin, tutamadığınız kadarını kaza edersiniz. Geçmiş olsun.
Selamünaleyküm. Yazlık ve arsanız satılık değilse zekât vermeniz gerekmez.
Selamünaleyküm. Ateşe tutma, maşa ile de olsa ateşle oynama!
Selamünaleyküm, Herkes kendi bütçesine göre ödeme yapar. Durumu iyi olan biraz daha yüksekten, daha iyi olan daha da yüksekten vermelidir.
Selamünaleyküm, Kur'an'ın nasıl yapılacağını beyan ettiği bir konuda başka kimsenin söz hakkı olmaz. Miras da buna dâhildir. Kur'an dışında bir kaynaktan miras bölüşümü kuralı almak isteyerek ve beğenerek olursa dinden çıkmaya kadar götürür kişiyi. İstemeyerek ve en azından gönülden karşı koyarak olursa dinden çıkarma nedeni olmayabilir.