Fetva Meclisi
Soru
Hocam kaza namazı var mıdır? Hadislerde 3 durumdan dolayı kaza namazı olduğunu biliyoruz. Bugün insanlar keyfi olarak namaz kılmıyorlar. Bir hocaefendinin yanına gittiklerinde ise onlara şu kadar senelik kaza namazın var denilince namaza başlama arzuları hepten gidiyor. Bazı alimler ise samimi bir tövbenin ardından kaza namazı olmaksızın namaza başlayabilecekleri yönde fetva verebiliyor. Bu durumda olan çok tanıdıklarımız var. Bizi aydınlatıcı bir cevabınızı istirham ediyoruz.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Hayır, mezhepten değil keyiften ve çokbilmişlikten kaynaklanıyor. Namaz gibi bir mukaddesat hatta dinin bütünü üzerinden şöhret yakalama özentisinden kaynaklanıyor. Kılınamayan namazın kaza edilmesini emreden Peygamber aleyhisselamın hadisi şerifi gayet açıktır. (Bakınız: Buharî, 597; Müslim, 684; Ebu Davud, 435; Tirmizî, 178; Nesaî, 613; İbni Mace, 696) Bugüne kadar ilim adına adı duyulmuş bu ümmetin büyüklerinden bize intikal eden temel görüş böyledir; kılınmayan namaz kaza edilir! Bir elin parmağını geçmeyecek kadar az sayıdaki ilim adamı da namazın kazası konusunda farklı görüş beyan etmişlerdir. Bizim, ümmetin yekûnu denebilecek büyük grubuna intiba edeceğimiz bellidir. Farklı düşünenlerle beraber bakıldığında şunu söyleyebiliriz: a- Namazı unuttuğu veya uyuya kaldığı gibi şer'i bir özre bağlı olarak kılamayan kimsenin kaza edeceği hükmünde hiçbir ihtilaf yoktur. b- Uzun bir zaman tembellik gibi bir nedenle kılmayan hakkında ise cumhurun yani tamamına yakın ulemanın hükmü tövbe edip kaza etmesinin gerekliliğidir. Sadece İbni Teymiye ve İbni Hazm'ın fikri olarak da, uzun zaman namazı kılmayanın kaza etmesinin imkânı olmadığı görüşü vardır. Bu iki âlime göre de, namazı uzun süre kılmayan daha sonra o namazları kaza edemez, etse de namazı kabul olmaz. Burada bir ayrıntıya girmemizde yarar vardır. Bu iki ilim adamına göre uzun süre namaz kılmayan daha sonra namazlarını kaza edemez. Zira bu içtihadın sahipleri uzun süre namaz kılmayanı: - Namaz kılmadığı için kâfir kabul etmektedirler. Kâfir de namaz kılmaya karar verdiğinde yeniden İslam'a dönmüş gibidir. 'Yeniden İslam'a girenin, eski yanlışlarını İslam siler' kuralına göre namazları ondan sorulmaz. - Asi bir mü'min olduğu ihtimaline göre de olsa, onca namazı vaktindeki gibi yeniden kılması artık mümkün değildir. Onun görevi namazlarını kaza etmek değil, ömür boyu gözyaşı akıtmaktır. Bu iki ihtimalden hangisine dayanarak, 'namazın kazası yoktur' demek hoşlarına gidecektir; bunu da onlar belirlesin! Namaz kılmayanlara kâfir diyeceklerse, biz Allah'tan korkarız diyemeyiz. Yok, bir müçtehidin içtihadını cımbızlayarak komik görüşler ihdas edilecekse o zaman da din eğlence değildir, deriz.
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
Din, mantık üzerinden anlaşılıp yorumlanmaz. Bunu özellikle bilmeliyiz. Bu meselede durum şudur: Kendisini mü'min görmeyen birinin iman ettikten sonra eski günlerindeki ibadetleri kaza etmesi gerekmez. Namaz da buna dahildir. Mü'min olduğunu düşündüğü hâlde namaz kılmayıp da bir zaman tevbe eden kılmadığı namazları kaza eder.
Böyle bir iddia ya cahil birinden ya da namaza düşman birinden sadır olabilir. Böyle bir görüş yoktur. Fıkıh kitaplarımızda bu konu ile alakalı ayrıntı şu şekildedir: Bazı fıkıh âlimleri tembelliğinden ötürü namazı kılmayanın daha sonra o namazları kaza etmesi gerekmez. Çünkü bile bile namaz kılmamıştır, bir özrü yoktur. Böyle biri çokça istiğfar ederek, hayırlar, ibadetler yaparak bu açığını kapatmaya çalışmalıdır. Bu görüş dört mezhebin fukahasına ait değildir. Dört mezhebin fukahası ise muhakkak kaza edecektir demiştir. Böyle birinin kaza etmesi gerekir hükmünü tevbe kapısının herkes için açık olması ilkesine dayandırdıklarını söyleyebiliriz.
Sahib-i tertib kimse kazaya kalan namazını kılmadan diğer vakti gelen vakit namazını eda edemez. Önce kazaya kalanı kılmalı sonra vakit namazını eda etmelidir. Kazasından önce kıldığı tüm vakit namazları mevkûf (askıda) sayılır. Kaza etmeden kıldığı vakit namazlarının sayısı beşe ulaşıp da bu beşinci vakit namazının çıkmasıyla sahib-i tertib olmaktan çıkar. Şöyle ki sahib-i tertib sabah namazını kılmamış olsun. Bu kimse sabah namazının kazasını kılmadan, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazını, kaçırdığı vakit namazını kaza etmeden kılarsa sahib-i tertib olmaktan çıkar. Bu şu anlama gelir; Bu kimsenin vakit namazlarının sırasını gözetme şartı yoktur. Aynı şahıs örneğin akşam namazından sonra kaçırdığı sabah namazını kaza edecek olursa önceki kıldığı vakit namazlarını (öğle, ikindi akşam) tekrar kılması gerekir. Beş vakte ulaşmadan kazaya kalan namazını kıldığından sahib-i tertibliği devam etmektedir. Dolayısıyla namazları sırasıyla kılma zorunluluğu devam etmektedir. Daha detaylı bilgi için Ömer Nasuhi Bilmen hocanın, "Büyük İslam İlmihali" eserine müracaat etmenizi tavsiye ederim.
Selamünaleyküm. Kendinize bir kaza namazı listesi çıkarın. Sonra da bir takvim yapın. O takvime uyarak namazlarınızı kaza etmeye başlayın. İmamlık yapmanızda da bir sakınca yoktur. Allah azminizi kuvvetli kılsın.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kredi kelimesi, parayı para ile satın almanın adıdır. Faiz de bunun adıdır. Bir yerde, para yine para ile arada bir ticari konu olmadan alıp veriliyorsa faiz de işliyor demektir. Ölümcül bir zaruret bulunmadıkça böyle bir işleme giremeyiz. Ancak, satın alacağınız daireyi kendi üzerine satın alıp size satan bir işlem yapan finans kurumlarının yaptığı inşaallah caiz olur bir alışveriştir. Oradaki işlemlerin de ne kadar gerçekçi olduğunu siz tahkik etmeye çalışın. Allah yardımcımız olsun.
Şu anda elinizde ne kadar para varsa onun zekâtını vereceksiniz. Bir iş için sözleşme yapıp imza atmadıkça da, ileride ev almak için biriktirmek gibi bir niyet zekâtı etkilemez. Allah Teala'ya emanet olunuz.
Buhari (Bed'ulhalk, 17/3322) ve Müslim'in (Ellibas vezzine,25/2106) rivayet ettiği bir hadiste köpeğin bulunduğu eve meleklerin girmeyeceği bildirilmektedir. Dolayısıyla bekçi köpeği dışında köpeklerin Müslümanların evlerinde süs ve eğlence maksatlı olarak bulundurulması mümkün değildir.
Ölçünüzü otobüs, tren şeklinde almayın. Ölçünüz, nefsinizi haramdan en azami şekilde koruma olarak alın. O anda, sizin harama karşı en emin ya da en az zararlı olacağınız pozisyon ne ise onu takdir edin. Kalkıp gitmek bir çare ise onu, oturup kalmak bir çare ise onu takdir edin. Şunu da bilmelisiniz ki, bu bir cihaddır. Cihadda taktik kullanmak ise sizin mücahidliğinizi belirleyecektir. Allah'a emanet olun. Allah sizi ve ailenizi bütün haramlardan muhafaza buyursun.
Dünya müstekbirlerinin şamaroğlanına dönmüş, tabii afetlerle eriyip giden bir Müslüman Dünya'nın mensubu olarak, Müslümanlar arasındaki ayrıntılarla uğraşmanın ne yararı vardır? Böyle bir araştırmaya nasıl vakit bulunabiliyor anlayamıyorum. Kendi işimize baksak daha iyi olmaz mı? Allah Teala, bize önce bizi soracaktır. Kimse İbni Teymiye'nin hesabını vermeyecektir. Size bir ipucu vereyim: Şimdi siz nasıl Vahhabileri merak edip koğuşturuyorsanız onlar da sizi merak edip koğuşturuyorlar. Ama iki taraf da sömürülüyor, toprakları ve şerefleri çiğneniyor. Daha dikkatli olalım.
Üzerinden bir yıl (355 gün) geçen malın zekatı verilir. Bu malın da 81 gram altın veya onun değerinde para, mal olması gerekir. Ancak eşlere ortak verilen hediyelerin veya takıların bölüştürülmesi daha uygun olur. Herkes malını bilir; zekât düşecek kadar ise zekâtını verir, düşmezse vermez.