Fetva Meclisi
Soru
Hocam, abim bu yaz evlendi. Düğünde takılan takılar damatla geline verildi. Bu altınların zekâtını bu sene vermek gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Düğündeki takılarınız şu anda eşlerin ortak malı gibi görünüyor. Bu durumda seksen bir gram altın veya o değerde bir miktarı buluyorsa yüzde iki buçuk kadarı zekât olarak verilecektir. Siz, takılarınızı bölüştürün. Bölüştürdükten sonra kimin hissesi seksen bir gramdan fazla altın tutarında oluyorsa o zekât verir. Bu arada bir yıl dolduğunda (355 gün) zekât hesabı yapacağınız zaman tahakkuk etmiş faturalar, o ay ki kira, imzaladığınız taksitlerinizi de elinizdeki sermayeden düşerek hesap yapın. Allah kolay getirsin.
Selamünaleyküm. Şunu netleştirmeniz gerekiyor: Siz, altınları eşinize borç olarak verdiniz de şimdi borcu geri mi ödüyor yoksa ev alımına katkıda bulundunuz da eşiniz şimdi katkınız kadar parayı size iade mi ediyor? Eğer ikinci şık ise yani siz, eve katkı olarak verdi iseniz bugüne kadar olan için zekat gerekmez. Aksi ise yani siz altınları eşinize borç olarak verdi iseniz geçen sürenin zekatının verilmesi gerekir. Bu da sizin zekatınız dır. Çünkü altınlar sizindir. Eşiniz 'ben vereyim' derse verebilir. Kurban için geçmişe yönelik bir sorun yoktur.
Selamünaleyküm. Size ait olan altınların zekâtını sizin vermeniz gerekir. Eğer sizin de borcunuz varsa o borçların oranını altınlardan düşersiniz. Geriye zekât verecek kadar kalıyorsa onun zekâtını verirsiniz. Eşinizin borcu veya geliri sizin zekâtınızla alakalı değildir. Bu yıl vermeniz gereken zekât miktarını hesaplayıp, kendinize zekât borcu olarak belirlmeyip eliniz genişleyince ödemeniz de mümkündür.
Selamünaleyküm. Nişanda veya başka bir zamanda eşinize verdiğiniz altınlar onundur. Zekâtını da o verecektir. Onun altınlarının zekâtı sizin sorumluluğunuzda değildir. Eğer emanet olarak verdi iseniz o takdirde de zekâtı siz verirsiniz. Altınların nişanlınıza teslim edildiği tarihin üzerinden bir yıl geçtikten sonra zekât verilir. Bir yıl sonra nişanlınızın elinde kaç gram altın varsa, o GRAMIN yüzde iki buçuğu zekâttır. Onu altının fiyatına bakarak para olarak da verebilirsiniz, altının kendisinden de çıkarıp verebilirsiniz.
Sizin elinizden çıkan malın zekâtını şöyle değerlendirin: - Eğer, verdiğiniz kişiye onları emanet olarak verdi iseniz, mal sizde duruyor demektir, vaktinde de zekâtını verin. - Eğer, onların malı olacak şekilde verdi iseniz mal sizden çıkmıştır. Vakti gelmeden önce bunu yaptı iseniz zekâtı ile de alakanız yoktur. Vakti geçtikten sonra yani her sene zekâtını verdiğiniz vakitten sonra verdi iseniz bu durumda bu seneki zekâtı sizde borç olarak durmaktadır. Onu verirsiniz. - Onlar ise şöyle yaparlar: Ellerindeki takı nisabı dolduruyorsa veya diğer paraları ile beraber dolduruyorsa bir yıl sonra zekâtını vermeye başlarlar.
Birikmiş altın ve para ya da zekâtı gereken değerli eşya, ticaret malı hakkında şöyle bir uygulama yapılabilir: - Altın/gümüş, para cinsi, satılık ticari eşya (menkul/gayrimenkul), alacaklar artı hanesine yazılır. Borçlar eksi hanesine yazılır. Borçlar düştükten sonra geride kalan rakam toplam olarak SEKSEN BİR GRAM altın değerinde ise bu mü'min zekâta muhatap mü'mindir. Bu durum ilk defa gerçekleşiyorsa yani bu kadar mala ilk defa sahip oluyorsa o tarihten itibaren 355 gün (bir kameri yıl) geçtikten sonra zekât verilir. Bu da gösteriyor ki zekât, ticari mallarda, değerli eşyada üzerinden bir yıl geçincedir. Ondan sonra her yıl o tarihte aynı hesap yapılır. Elde kalan rakam seksen bir gram altının değerinin altına düştü ise o yıl zekât yoktur. Aynı seviyede ise veya arttı ise yekünün zekâtı verilecek.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Teravih namazı hakkındaki rivayetler arasında sekiz rekat kıldığı rivayetinin de yeri vardır. Yirmi rekat kılınması da delilsiz, uydurma bir şey değildir. Ama teravih namazından söz ediyoruz. Ramazan şenlikleri arasında geçen teravih ise söz konusu olan onun rekatı önemli değildir. Allah Teâla ayağımızı sabit kılsın.
Buhari (Bed'ulhalk, 17/3322) ve Müslim'in (Ellibas vezzine,25/2106) rivayet ettiği bir hadiste köpeğin bulunduğu eve meleklerin girmeyeceği bildirilmektedir. Dolayısıyla bekçi köpeği dışında köpeklerin Müslümanların evlerinde süs ve eğlence maksatlı olarak bulundurulması mümkün değildir.
Şu anda elinizde ne kadar para varsa onun zekâtını vereceksiniz. Bir iş için sözleşme yapıp imza atmadıkça da, ileride ev almak için biriktirmek gibi bir niyet zekâtı etkilemez. Allah Teala'ya emanet olunuz.
Zannederim sizin torpil dediğiniz şey resmi bir uygulamadır. O tür makamlara getirilecekler hakkında yetkili kişilerin araştırma yapması, ehil ve güvenli olanı bulmaya çalışması gerekmektedir. Yalan ve hileli olmadıkça referansla iş yapılmasında dinen bir sakınca olmaz. Sakıncalı olan sahte referanslarla iş görmektir. Allah'a emanet olunuz.
Kredi kelimesi, parayı para ile satın almanın adıdır. Faiz de bunun adıdır. Bir yerde, para yine para ile arada bir ticari konu olmadan alıp veriliyorsa faiz de işliyor demektir. Ölümcül bir zaruret bulunmadıkça böyle bir işleme giremeyiz. Ancak, satın alacağınız daireyi kendi üzerine satın alıp size satan bir işlem yapan finans kurumlarının yaptığı inşaallah caiz olur bir alışveriştir. Oradaki işlemlerin de ne kadar gerçekçi olduğunu siz tahkik etmeye çalışın. Allah yardımcımız olsun.
Namazın, dinin direği olmaktan dinde önemli bir ibadet olmaya doğru kaydığı bir zamanda yaşıyoruz. Dinin dağılacak en son halkası olan namaz, toplantı, misafir gibi hiçbir şekilde özür sayılmayacak nedenlerle terk edilebilmektedir. Daha da vahim olanı, Müslümanların namaz kusuru bulunan insanları ayıplı görmemeye başlamalarıdır. Diploma ve kariyerin namaz kusurunu örtebildiği bir zamanda yaşadığımızı bilmemiz gerekiyor. Namaz, asla önemli bir ibadet olarak tarif edilemez. Namaz dindir, İslam'dır. Namazın terk edilmesi durumunda kaza edilip edilmeyeceği hakkında konuşulanlar sözünü ettiğimiz anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu ümmetin ilim erbabı olan büyükleri (bunların başında da dört mezhep imamı gelmektedir.) namazın herhalükârda kesinlikle kaza edilmesi gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Sadece İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye, BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE TERK EDENİN namazlarını kaza etmesinin mümkün olmadığını iddia etmişlerdir. Onlara göre böyle bir tavır kaza ile kapatılamaz bir durumdur. Ama onlar da BİLİNÇLİ BİR TERK OLMADIKÇA namazın kaza edileceğini söyleyenler arasındadırlar. Netice olarak ilim erbabı, namazın unutma, sıkışıklık ve benzeri özürlerle kılınamaması veya kasten terk edilmesi halinde kesinlikle kaza edilmesi gerekmektedir. İmam Nevevi, bu konuda görüşüne dikkat edilmesi gereken ulemanın icmaı bulunduğunu söylemektedir. (Mecmu', 1/578, Beytülefkârıddevliyye, Lübnan,2009) Ümmet olarak, dinimizin direğinde ortaya çıkan gevşekliğe karşı topluca onu güçlendirme hamlesinde olmamız şarttır. Zaten fırsat kollayan tembel nefislerimizi, kenarda kalmış itibar edilmez görüşlerle kışkırtmak akıllıca değildir. Bu ümmet namazın din demek olduğuna, onu bir nedenle kılamayanın kesinlikle kaza etmesi gerektiğine ittifak etmiştir. Kimin ne diyeceği çok önemli değildir. Sözüne itibar edilir âlimler diyeceklerini demişlerdir. (Bkz. Said Ebu Ceyb, Mevsuatulicma', 3/954, Dımaşk; el-İkna' Fi Mesaililicma', el-Fasî, Tahkik, Faruk Hammade, 1/354, Dimaşk,2003; el-İcma' İnde Eimmeti Ehilssünnetilerbaa, 42, Riyad, 2003) Namazın nasıl kaza edileceğine dair bilgiyi de herhangi bir ilmihalden okumanızda fayda vardır. Zira namazın kaza edilmesi ürkülecek kadar ağır bir yük değildir. Allah'ın rahmetinin ne denli geniş olduğunu unutmayalım.