Fetva Meclisi
Soru
Vahhabilik ve İbn-i Teymiyye hakkında bana bilgi verebilir misiniz? Vahhabi bir kişiyle tanıştım, çok farklı görüşleri var bizim görüşlerimize göre. Mezhepler, evliyalar, kerametler ve daha bir sürü konuda çok farklı şeyler söylüyor. Acaba hepsi mi böyledir bu kişilerin? İbn-i Teymiyye hakkında da çok değişik görüşler var, vahhabiler de çok savunuyor bu kişiyi. İbn-i Teymiyye'nin çoğu görüşü mü sakıncalı yoksa bazı görüşleri mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu Ümmet'ten on kişinin ne hâlde olduğunu kesin bir şekilde biliyoruz. O on kişi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin garantisi ile cennettedir. Onların dışında kim olursa olsun herkes için söylenebilecek en ideal söz 'inşaallah iyidir, iyi gitmiştir' şeklindedir. Daha ilerisini konuşmak hatadır. Sadece, bize göre daha açık işaretler bulundukça daha umutlu konuşuruz o kadar. Zikrettiğiniz isimlerin ne durumda olduğunu bilemeyiz. Eserlerini, işlerini izleriz. Sadece başkaları onların işlerinde tenkit edilecek yönler buldu diye onları kâfir sayamayız. İşleri hatalı insan olarak görebiliriz ama bu durum sadece onlar için değildir. İşi, kimin kim olduğunu tayin etmek olanlardan olmamanızı tavsiye ederim size. Sırat'ı geçmiş gibi konuşmak akıllık değildir. Biz kendi derdimize bakalım, daha iyi bir iş yapmış oluruz.
Selamünaleyküm. Elbette, işi karıştırmak olan biri sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizi bile araştırsa onda aklınca hatalar bulabilir. Kullandığımız gözlük çok önemli, neyi görmek istediğimiz çok önemli. Allah'a emanet olunuz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında insan olup da tenkit edilemez olan yoktur. Bunu şaşmaz bir kanun olarak bilmeliyiz. Mesela Ebu Hanife gibi muhteşem bir insana bile hatalı olmak isnat edilmiştir. Yetiştirdiği talebeler onun sağlığında ona aykırı görüşler belirtmişlerdir. Bu ne onların hatalı olmasını ne de Ebu Hanife'nin değerinin düşmesini gerektirir. Allah hepsine rahmet etsin. İbni Teymiye veya başka biri için de bu geçerlidir. İbni Teymiye, bu Ümmet'in içinden yetişmiş zekâsı ve himmetiyle sivrilmiş şahsiyetlerden biridir. Kendi zamanındaki şartlardan, siyasi ve fikri çalkantılardan etkilenerek büyük bir ilmi faaliyet içine girmiştir. Kesinlikle hatalı olması mümkündür. İbni Teymiye'yi hatasız görmek sadece aptallık olur. İbni Teymiye'nin kendisi bir kere bunu kabul etmez. Ancak bir ilim adamının hata etmesi ile Ümmet'ine hıyanet etmesi aynı değildir. İbni Teymiye'nin itikadî konulardaki görüşlerinde en büyük iddiası selefle yani ilk iki nesille aynı şeyleri düşünme iddiasıdır. Onu tenkit edenlerdeki temel mantık da, kelam ilmi ile gelen son noktaya göre onun söylediklerinde yanlışlar bulunduğu iddiasıdır. Eğer İbni Teymiye'yi tenkit etmek için söz alırsanız, onu dinin dışına bile itebilirsiniz; onun yazılarında ve sözlerinde bunun için yeterli malzeme vardır. Hayır İbni Teymiye'yi de 'bizim' ulemamızdan biri olarak gören bir gözle bakarsanız, onu İmam Malik'ten ayrıt edecek çok şey bulamazsınız. Hele bu sözünü ettiğiniz meselede! Şunu vurgulamak isterim: Biz Ümmet'imizin mezarlığını karıştırarak ne elde ederiz? İlimde, cihadda, fazilette geldikleri seviyeye kulak verelim. Bir âlimin başka bir âlim tarafından tenkit edilmesine dair bir yazı bulan kendini mutlu hissediyorsa o mezarlıkçıdır; ölü kemikleri kurcalamaktadır. Mezarlıklarla uğraşırken dünyanın bize mezar edildiğini anlayamadık. Daha basiretli işler yapmak zorundayız. Allah'a emanet olunuz.
Vahhabilik, vahhabi olmayanların büyüttüğü küçük bir ekoldür. Osmanlı hilafetinin gerileme dönemindeki boşluktan kaynaklanan zafiyette ortaya çıkmış ve planlı bir şekilde, Suudi Arabistan’ın zenginliklerinden yararlandırılmıştır. Vahhabiliğin kökü iki asırdan öteye gitmediği halde, İbni Teymiye’ye bağlı görünmeyi kendileri için uygun görmüşlerdir. Vahhabilik, üç beş kısır konu etrafında dönen bir düşünce akımıdır. Ekolün geliştiği bölgenin Mekke ve Medine’ye yakın olması, bütün dünya Müslümanları açısından gündem olmalarını ve etkin görünmelerini sağladı. Vahhabilik itikatla ilgili meseleler etrafındadır. Ameli konularda, genelde Hanbeli mezhebini izlemektedirler. Vahhabilerin ortaya çıkışını ve belirli fikirleri savunmalarını doğru gibi gösterecek ipuçlarının olmadığını da iddia edemeyiz. Ama biz vasat olmak zorundayız. Vahhabilik her şeyden önce vasat olma özelliğini kaybetmiş bir ekoldür. Bizim onları tartışırken vasatlığımızı kaybetmemiz halinde, onlara benzer bir yolu izlemiş oluruz. Yol Allah’a gidiyorsa, dileyen dilediği gibi gitsin! Yeter ki kılavuz Kur’an ve sünnet olsun!
Bu konular, insanların zor anlayabilecekleri konulardır. Siz muhakkak bunu anlatacağım derseniz kendinizden soğutursunuz. Direkt bu konuları başlıklandırıp konuşmanın gereği yoktur. İlim adamlarına göre seviyesi olan konularda insanların anlamasını beklemek yanlıştır. Okuduğunuz her ayet, her hadis zaten o esaslara dairdir. Bu konulara girmemelisiniz. Mü'minlerin yeteri kadar sıkıntısı vardır, bir de bu girmesin içimize.
Evlenecek erkek/kadın birinin eş adayının geçmişini inceleme hakkı vardır. Bu incelemede iki ölçüye dikkat edilmelidir: a. Kendi seviyesinin çok üstünde hayali bir eş adayı arayışını getiren inceleme anlamı düşük bir iş olur. b. Allah Teâlâ’nın örttüklerini açmak ve teşhir etmek mü'mince bir iş değildir. Bunun ötesinde bir inceleme yapılmalı elbette ama bu inceleme mesela bekâret sorgulaması düzeyine gelmemelidir. Neden? Bu sorgulama o kadar uç bir noktayı karıştırmaktır ki, öyle bir sıkıntı ihtimali bulunan kapıda zaten mü'minin işi olmamalıdır. Mü'minler olarak birbirimizi bilecek bir konumda bulunmaya mecburuz. Kim nasıldır acaba sorunu yüzeysel olarak tahmin edebiliriz. Ve özellikle evlilikler bir referans üzerinden yapılmaktadır genelde. O referansların niteliği de bizim için önemli olmaktadır. Bir genç kıza ‘bekâretin var mı?’ sorusu yöneltildikten sonra cevap ne olursa olsun sorunlu ilişkiler dönemi de başlatılmış olabilir. Evet, bir afet dönemine girdik. Erkeği ile kızı ile iffetin itibarsızlaştırıldığı dönemde yaşıyoruz. Bu doğrudur ama mü'minler olarak birbirimize bu kadar ağır ve hakir bir soruyu sormayı yıpratıcı buluyorum. Bu uç noktanın haricindeki sorgulamalar yapılabilir. Öyle veya böyle gerçek bir tevbenin gücünü unutmayacağız elbette!
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ölçünüzü otobüs, tren şeklinde almayın. Ölçünüz, nefsinizi haramdan en azami şekilde koruma olarak alın. O anda, sizin harama karşı en emin ya da en az zararlı olacağınız pozisyon ne ise onu takdir edin. Kalkıp gitmek bir çare ise onu, oturup kalmak bir çare ise onu takdir edin. Şunu da bilmelisiniz ki, bu bir cihaddır. Cihadda taktik kullanmak ise sizin mücahidliğinizi belirleyecektir. Allah'a emanet olun. Allah sizi ve ailenizi bütün haramlardan muhafaza buyursun.
Düğündeki takılarınız şu anda eşlerin ortak malı gibi görünüyor. Bu durumda seksen bir gram altın veya o değerde bir miktarı buluyorsa yüzde iki buçuk kadarı zekât olarak verilecektir. Siz, takılarınızı bölüştürün. Bölüştürdükten sonra kimin hissesi seksen bir gramdan fazla altın tutarında oluyorsa o zekât verir. Bu arada bir yıl dolduğunda (355 gün) zekât hesabı yapacağınız zaman tahakkuk etmiş faturalar, o ay ki kira, imzaladığınız taksitlerinizi de elinizdeki sermayeden düşerek hesap yapın. Allah kolay getirsin.
Müzik hakkında pek çok hadisi şerif vardır. Bu hadislerde müzik yasaklanmaktadır. Son dönemlere ait yazan, konuşan âlimler, bu umumi yasaktan hangi türlerin istisna edilebileceğine dair görüşler belirtmişlerdir. Sizin karşınıza çıkan da budur. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Bir kere müzik ve türevleri ibadetteki, ihlastaki lezzete manidir. İstisnai olarak caiz olabileceği yerler olabilir. Mesela mehter için durum böyledir. Çünkü mehter cihadı teşvik unsurludur, nefsani bir boyutu yoktur. Mehtere benzeyen, sonuç olarak onunla paralellik gösteren müzik türleri de caiz olabilir. Ama esas olan Peygamber aleyhisselamın dilinden yasaklanmış bir işten tamamen uzak durmaya çalışmaktır. En küçük tavizin bile bizi sürükleyeceği yeri tahmin etmemiz gerekiyor. Allah Teala, takva ehli olma hazzını yaşamayı hepimize nasip buyursun.
Kadının, göbekle diz kapağı arası kadına karşı da avrettir. Herhalükârda tıbbî gerekçeler dışında gösterilmesi haramdır. Temizliğin tıbbî bir neden sayılması ne kadar mümkündür bilemiyorum. Bu ancak, o bölgeye ait temizliğini yapması bir nedenle gerçekleşemeyecek kimseler için caiz olabilir.
Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, karnının üstüne yatıp uyuyan birini gördüğünde ona: 'Bu yatışı Allah sevmez.' dediği rivayet edilmiştir. (Edeb,21/2768). Bu nedenle, yüzüstü yatmanın sünnete aykırı olduğu kaydedilmiştir. Bu yasağın erkek veya kadın için olduğuna dair bir ayrıntı da yoktur. Dolayısıyla yasak umumidir. Sünnete dikkat ederek uyumak gerekir. Allah Teala rızasına uygun yaşamaya bizi muvaffak kılsın.
Hıra veya başka bir mağaraya çıkmak gerekmez. Ama evlerimizi veya iş yerlerimizi çıkılıp ruhumuzu geliştirecek hıralar yapmak gerekir.