Fetva Meclisi
Soru
Hocam M. Âsım Köksal’ın “Kerbela Faciası” isimli kitabını okuyorum. Kitabı okurken devrin halifelerinin Allah için değil de koltuk sevdası için mücadele ettiğini görüyorum. Peygamberi bile görmüş olan bu kişiler Kur’an’dan bu kadar uzak yaşamışlar. Aralarında sahabe olan, Hz. Hüseyin’i kıskanan ve Ehl-i Beyt’e kan kusturan da var. Yani adam kayırma o dönemlerde bile varmış. İnanın kafam allak bullak, eğer Resûlullahı bu kadar yakından gören ve yaşayan insanlar bile İslam’dan bu derece uzak yaşamışlarsa bizim halimiz nice olur?
Cevap
Benzer fetvalar
İmanî hayat, yaratılışımızda var olan ya da sonradan bize bulaşan yanlışlarla mücadele etmenin adıdır. Sizdeki o yanlışlar başkalarında da vardır ya da değişik şekilleri vardır. Önemli olan onlara esir olmadan yaşamaktır. Kazanırken de onlarla mücadele ettiğimiz için kazanıyoruz. Ahlâki zafiyetlerle mücadele için: a- Çevrenizi temiz tutmalısınız. Eğer yalandan uzak kalmak istiyorsanız mesela, açık yalan konuşanlarla bağınız olmayacak. b- Atmak istediğinizin yerine önce almak istediğinizi getirin ki, gelen iyi, gitmesi gereken kötüyü atsın. Mesela üzerinizdeki cimriliği atmak için cömertlik denemeleri yapmaya çalışın. c- Özellikle ashabı kiram başta olmak üzere Allah'a dostluk açısından bizden daha yakın olanların hayatlarından bölümleri öğrenin. Bilhassa ashabın hayatında büyük dersler vardır. d- Riyazü's Salihin isimli kitabı evinizde periyodik bir sistemle ders olarak okuyun, sürekli tekrarlayın. Bir antibiyotik gibi sizi mikroplardan arındırdığını göreceksiniz. e- İhya-ı Ulumuddin isimli kitaptan sözünü ettiğiniz sıkıntıları anlatan bölümleri okuyun. f- Kesinlikle yılmayın. Mücadeleye devam edin. Şeytan sizi, başaramayacağınız konusunda bıktırmaya çalışacaktır. Direnin. Rabbinizin cemaline kavuşana kadar mücadeleye hazır olun. Bin kere çökseniz bile bin birinci kıyama hazır bir yürek taşıyın. Allah Teala sizin de bizim de yardımcımız olsun.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
Ashab-ı Kiramın yaşadığı Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur. Bunu konuşmak bile onların zamanında abesti. Uzak durun böyle fikirlerden, bu sözleri tekrar bile etmeyin. Allah Teâlâ, dini ile oynamaktan hepimizi muhafaza buyursun. Aklımızı korumayı bize kolay etsin.
Aleykümselam. Dinimizin hiçbir ek kaynağa ihtiyacı yoktur. Kur'an, beşerin anlayabileceği ve beşer için inmiş bir kitaptır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'i de onun anlaşılması için yeterlidir. Bu ümmetin en iyi Müslümanları olan ashabı kiram ve onların yetiştirdiği talebeleri sözünü ettiğiniz şeyleri duymadılar bile ama Allah için şehadete çağrıldıklarında, sabah ezanı onları camiye çağırdığında o sesi duydular. Sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf olanlar ise çok şeyler bildiler lakin sabah namazını camide kılmaya çağıran ezan sesini duyamadılar. Şehitliği, Allah için infakı emreden ayetleri anlamadılar. Dinimizin hiçbir ek bilgiye ihtiyacı yoktur. Dinden kafa karışıklığını anlayanlar için ise elbette felsefe ve her karıştırıcı şarttır. İslam, karıştırmak için değil itaat etmek için vardır. Zorunlu olarak okutulduğunda da imtihandan geçecek kadar öğrenin yeter.
Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.
Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.
halife konusundaki diğer fetvalar
Bu sorunun cevabını da biliyor olmalısınız. Hocaların böyle bir soruya cevap vermesi mümkün mü?
Bu ve bunun gibi yüzlerce soru üretebilirsiniz ama hiç birine tatmin edici bir cevap bulamazsınız. Allah’a kalmış ve bizi bugün ilgilendirmeyen konularla vakit kaybetmemenizi tavsiye ederiz size.
Muhammed Ali Sallâbî'nin bu konudaki kitabını okuyabilirsiniz.