İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, Kur’an’ın her şeyi ve evreni yaratan Yaratıcı’nın sözü olduğuna inanmıyorum. Çünkü Kur’an’da konuşanın doğrudan Yaratıcı olmadığını düşündüğüm bazı ifadeler var. İçeriğinde, Yaratıcı’ya yakışmadığını düşündüğüm sözler bulunuyor ve ayrıca bir ayette "O, elçi sözüdür." ifadesi geçiyor. Bu yüzden Kur’an’ın ya peygamberin ya da Cebrail’in sözü olduğuna inanıyorum. Bu konuda beni ikna edebilecek bir açıklamanız var mı? Kur’an’ın gerçekten Yaratıcı’nın kelamı olduğunu nasıl anlayabilirim?

Cevap

Sizin samimi bir şekilde gerçeği aradığınızı varsayarak cevap vereyim. Eğer gerçekten aklınızda şüpheler varsa meseleye duygusal değil, akıl ve delil çerçevesinde yaklaşmanız gerekir. Ama görüyorum ki hem bir sonuca varmışsınız hem de bu sonucu sorgulamak yerine, kendinizi ikna edecek değil, ikna etmeyecek bir cevap arıyorsunuz. “Kur’an’da konuşanın yaratıcı olmadığını anlıyorum.” Ne ile anlıyorsunuz? Hangi delile dayanarak? Kur’an’ın tamamına mı baktınız yoksa birkaç ayetten mi yola çıkıyorsunuz? Kur’an’ın başından sonuna kadar, Allah’ın kendi sözü olduğunu defalarca vurguladığını görüyorsunuz (Örn: En’am sûresi 6/115, Fussilet 41/42, Şûrâ sûresi 42/3). Buna rağmen, “Hayır, değil.” diyorsanız bunu hangi objektif delille söylüyorsunuz? “Kur’an’da Allah’a yakışmayan sözler var.” Allah’a neyin yakışıp yakışmadığını belirleyecek ölçü nedir? Allah’ın kendisi mi belirler yoksa bizim kendi anlayışımıza göre mi karar veririz? Bunu söylerken gerçekten Kur’an’ı anlamaya mı çalışıyorsunuz yoksa ön yargılarınızı doğrulayacak bir şey mi arıyorsunuz? “Kur’an elçi sözüdür diyor.” Sözü geçen ayet Hâkka sûresi 69/40: “Şüphesiz ki o, değerli bir elçinin sözüdür.” Ayetin devamına baktınız mı? “O, bir şairin sözü değildir.” ve “O, bir kâhinin sözü değildir.” diye devam eder. Yani burada söylenen, bu sözlerin vahyi ileten elçi aracılığıyla geldiğidir, elçinin kendi sözü olduğu değil! Aynı şekilde Tekvîr sûresi 81/19-25 de bunu açıklar. Eğer Kur’an’ı sadece yüzeysel okuyup buradan hüküm veriyorsanız Arapçayı, tefsir ilmini, tarihsel bağlamı ve ayetlerin siyakını dikkate almadığınızı gösterir. Eğer gerçekten Kur’an’ı anlamak ve sorgulamak istiyorsanız ön yargısız bir şekilde ve bütüncül olarak okumalı, anlamak için çaba göstermelisiniz. Kur’an’ı eleştirirken ne kadar okudunuz? Tefsirleri, nüzul sebeplerini, Arapça dil özelliklerini, İslam’ın tarihsel bağlamını incelediniz mi yoksa sadece birkaç çarpıtılmış iddia üzerinden mi fikir yürüttünüz? Kur’an’ı Allah’ın sözü değil de elçinin ya da Cebrail’in sözü olarak görmek, aslında Kur’an’ın bizzat sunduğu delilleri göz ardı etmek demektir. Eğer bu kadar kesin bir sonuca vardıysanız bunun için yeterince derin araştırma yaptığınızı düşünüyor musunuz? Yoksa önceden oluşmuş bir kanaati mi desteklemek istiyorsunuz? Şu ana kadar Kur’an’ı ve İslam’ı çürütmek için yazılmış pek çok iddia üretildi ama her biri zaman içinde kendi içinde çelişti ve tutarsızlıkları açığa çıktı. Eğer gerçekten hakikati arıyorsanız sadece kendinizi onaylayan düşüncelerle yetinmeyin, karşıt delilleri de samimi bir şekilde inceleyin. Son olarak, gerçek samimiyetle soran birine cevap verilir ama sadece şüphe yaymak için konuşan birine değil. Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız okumaya ve araştırmaya devam edin. Ama sadece kendinizi haklı çıkarmak istiyorsanız zaten ne söylesek boş.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nasıl namazın bir fiziki görüntüsü bir de huşû’ olarak adlandırılan ve asıl namaz olan yönü varsa, Kur’an okumanın da dille kelimelerin telaffuz edilmesi ve Allah Teâlâ ile konuşma düzeyinde heyecan taşıma yönü vardır. Bir hoca efendinin önünde birkaç saatte ‘okuma’ bölümü çözülebilir niteliktedir. Nitekim mü’minlerin büyük bölümü ‘Kur’an okuru’ olma vasfını kolaylıkla kazanmıştır. ‘Kur’an okuru’ olmanın beraberinde, ‘Yürüyen Kur’an’ olma vasfı getirmediğini yoğun örnekler üzerinde görebiliriz. Bülbül gibi Kur’an okuyup, karga gibi İslam yaşama zilleti bir bulut gibi üzerimizde dolaşmaktadır. Mü’minin, bülbül gibi Kur’an okuyup, sahabi gibi Kur’an tatbik eden insan olmayı istemesi gerçekten büyük bir arzudur. Bu arzuda samimiyet varsa, biiznillah eninde sonunda ona ulaşılır. Ashabı kiramın tamamı iyi Arapça bilen kimseler değildi. Evet, Arapçası güçlü olanlar vardı ama Arap olmadığı halde onlarla beraber yürüyen Kur’an haline gelmiş olanlara ne diyeceğiz. Elbette Arapça bilmenin etkisi vardır. Bunu kabul ederiz. Lakin hayretimizi gizleyemeyeceğimiz bir gerçek incelenmeye değer görülmelidir: İyi Arapça bilen, Arapça ders verebilen, konuşabilenler, yürüyen Kur’an mıdırlar? Kur’an’a güzel ses yakışır elbette. Okuyanların sesinin güzel olması imrenilir bir nimettir. Ama Kur’an sese ve motife muhtaç değildir. Okuma ve amel kitabı olan Allah’ın kitabı Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz için şu hususlara önem vermemiz gerekmektedir. 1. İsteğimizde gerçekçi olup olmadığımızı kontrol etmeliyiz. Kur’an’dan ne istiyoruz? Ebeveyn, bir hocanın önüne çocuklarını oturttuklarında, ne istediklerini bilmelidirler. Kur’an’ı iyi okumak, Yasin ve Tebareke ezberlemek, namaz surelerine vakıf olmak olarak özetlenebilecek bir beklenti, bir iki ay içinde elde edilmektedir. Bu isteği elde edemeyenler pek azdırlar. Aslı itibarıyla mübarek olan bu isteğe yapılabilecek bir itiraz yoktur. Ama şunu tahkik etmeliyiz: Bu istenmesi gerekenin bir bölümüdür. Kolay ve zahmeti az olandır.Çocukların Kur’an öğrenmeleri başta olmak üzere, Kur’an’ı öğrenmeyi, okumasını, anlamasını ve amel etmeyi ihtiva edecek şekilde geniş tutmak gerekir. Önce mücerret okuma, ardından amel edilecek kuralları öğrenme, ardından da öğrenilen ayetler ve geneli üzerinde tefekkür etme süreci izlenmelidir. 2. ‘Ashabı kiramda olup da bizde olmayan nedir?’ sorusunun yegâne cevabı, imanın sindirilmesidir. Onlar, kahvaltılıklarına peynir alır gibi, vahiy meclisinden Kur’an aldılar. Kimi beş ayet öğrendi, evine gidip onları hazmettiğine kanaat getirince, gitti beş ayet daha öğrendi. O öğrendiklerini tatbik etmeye çalıştı. Anlamadığını sordu; utanıp sıkılmadı. Yanlışı uyarılınca küsmedi; istiğfar etti. 3. Bu öğrenme, beraberinde amel ve tefekkür getirdi. Böyle öğrenenler, ‘Haydi cihada!’ sesine kulak verdiler. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda onu evirip, çevirmediler. ‘Ama!’ demediler. 4. Bir bu tarzı, bir de genç yaşta, neredeyse tek bir ayetinin ne dediğini anlamadan Kur’an’ı öğreneni düşünelim. Fark anlaşılacaktır. Muhakkak bizim, yaşadığımız şartlardan kaynaklanan özel sorunlarımız vardır. Sorunlarımızla hedefimizin arasında dengeli bir Kur’an eğitimi geliştirmek zorundayız. 5. Çevre çok önemlidir. Kur’an’ı, en iyi ifadeyle Kur’an’ın inceliklerine karşı soğuk bir ortamda öğrenmekle, Kur’an’la tutuşmuş bir cemaatin ortasında öğrenmek arasında büyük farklar vardır. Çevre mahrumiyetinden kaynaklanan eksikliğin telafisi üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Oturumlarımızın Kur’an gündemli hale getirilmesi, kendi aramızda, Kur’an birikimi olanların üstün tutulacağı bir siyasetin tatbik edilmesi gibi tercihler uygulanmalıdır. Evliliklerde, eş adaylarının ekonomik ve sosyal kimlikleri kadar, Kur’an’la ilişkilerinin de soruşturulması, sahabe düzeyinde bir uygulamadır. 6. Allah’tan cennete koymasını, bize salih evlat vermesini dilediğimiz gibi, Kur’an ehli olmayı bize kolaylaştırmasını da dilemeliyiz. Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz olsa olsa Allah Teâlâ’nın kuluna yardım etmesiyle olur. Çocuğa Kur’an öğretmekten, Kur’an’ı amele dönüştürmeye kadar yapılması gerekenler, hiçbir asırda kolay olmayan işlerdir. Zor olana karşı yardım almak gerekir. Yardımın en güçlü kaynağı Allah Teâlâ’dır. 7. Adı Kur’an’la eşleşmiş hale gelen şahsiyetlerin toplumda gördüğü itibar ve onların yaşam tarzları, toplumun genişleyen dairesinde dalga dalga yayılan bir etik göstermektedir. Kur’an üzerinden ticaret yapan veya Kur’an’la ilgisi herkesçe bilinen bir insanın ahlâki ve ameli zafiyetleri bedel olarak Kur’an’a kesilmektedir. Bunu biz, örnek şahsiyetlerin etkisi olarak da düşünebiliriz. 8. Öğrendiklerimizi tatbikimizi muhasebe etmeliyiz. Dün öğrendiğimiz ayetler bugün gündemimizin neresindedir diye muhasebe etmeden, Kur’an yolunda mesafe almak zorlaşır.

Kur’an okumaktan zevk almak, anlamını bilmeden dahi olsa, en azından ağlar gibi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

-Ona iman ederek: Allah’tan indiğine, indiği gibi hiçbir müdahale görmeden kaldığına tek bir kelimesi hatta harfinin dahi değişmemiş olduğuna, içinde ne varsa kayıtsız ve şartsız teslim olunacağına iman etmek, bu iman ile amel etmek. -Ona hak ettiği saygı ve ilgiyi göstererek: Çünkü o, Rabbimizin sözüdür. Ona saygı Rabbimize saygıdır. İbni Abbas radıyallahu anhuma diyor ki: ‘Kim Allah’ı sevme iddiasını test etmek istiyorsa kendisini Kur’an’la ölçsün; eğer içinde Kur’an sevgisi varsa o, Allah’ı sevmektedir. Zira Kur’an Allah’ın sözüdür.’ -Hayatlarını ona adayanlara, adı onunla anılanlara farklı ilgi göstererek: O Allah’tan Cebrail’e , ondan peygamber aleyhisselama, ondan da ağızdan ağza devam eden bir halka zinciri ile taşınıyor. Onu öğrenmek o halkaya katılmaktır. İlki Peygamber aleyhisselam, sonrası Cebrail ve Allah olan bir zincire katılmaktır. Onu okumayı da kendine has tecvid, talim gibi inceliklerini gözeterek yapmak esastır. Onu okurken bir kitap gibi okumaktan çok, Rabbimiz ile konuşur gibi, O’nu dinler gibi okumak; mahzun ama umut dolu bir yürekle doya doya okumak, okurken coşmak imanın gücünü gösterir. Zaman zaman okumak yerine istikrarlı bir programla okumak, okumayı günlük bir vird haline getirmek en güzelidir. -Ne dediğini anlamaya, anlaşılan üzerinde düşünmeye çalışarak: Okuduğu her ayeti konusu ne olursa olsun kendisi ile ilgili görüp, onda hayatına uyarlayacağı şeyler aramak, okumanın sayısal çokluğu ile değil etkisi ile ilgilenmek esastır. -Yürüyen Kur’an olarak: Asıl olan da budur. Ne diyorsa ona göre yaşamak, onu hayatın ilk ve yegane kural koruyucusu görmek, onunla ahlaklanmak, dostunu dost düşmanını düşman bilmek, ver dediğini vermek al dediğini almak… Yürüyen Kur’an olmak.

Ehli Kur’an nasıl olunur hocam?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm.Biz bu sitede dini meseleleri tartışmıyoruz. Tartışmanın gereksizliğinden değil ama insanların zaruri bilgilenme ihtiyacını karşılamanın daha önemli olduğuna inandığımızdan böyle yapıyoruz. Sizinle de bu meseleyi tartışmayı uygun bulmuyorum. Sadece şunu belirtebilirim:Bu ümmetin, sabahlara kadar teheccüd kılan, vakıf malıdır diye cami çeşmesinden bile su içmeyen ulemasından binlercesi, belki de yüz binlercesi on dört asırdan beri sözünü ettiğiniz meselelerde bir görüş üzerinde hareket ediyorlardı. Sözünü ettiğim bu ulemaya sahabenin uleması da dâhildir.Şimdi ise laik bir ülkenin, Şeriat Fakültesi diye isim bile vermeyi tenezzül etmeyip İlahiyat Fakültesi diye kurduğu kurumlarda yetişerek, oralarda unvan sahibi olarak ilim öğrenen insanların ortaya attığı görüşler vardır. Bir de bunlar, teheccüdle de hatta sabah namazını camide kılmakla da pek alakası olmayan kimselerdir. Sekreterleri ile oturabilen tipler olmaları da muhtemeldir. Yeni cephede de bunlar vardır. İzin verin ben, başını Aişe anamızın çektiği bin dört yüz yıllık büyük kitlede kalayım. Onların, bu modernler tarafından ilan edilen hatasına razıyım. Sabah namazını camide kılmazların doğrusundan ise, secdede iken gözyaşı akıtanlarla, ellerinde kılıçlarla meydanlarda şehit düşenlerle beraber bulunayım. Bırakın, o hatalar ve sahipleri ile kalalım. Zira bunlarınki, olsa olsa hatadır. Tezlerini geçirmek veya TV ekranlarına çıkmak için değildir sözleri. Bırakın doğal kalalım. Suni dinden ise doğal dinimiz olsun. Size de tavsiyemiz budur. Bunun hesabı daha kolay olsa gerek mahşerde. Allah'a emanet olunuz.

Selamünaleyküm Hocam. Ben 23 yaşında ailevi hayatıma, yaşantıma göre daha yeni y
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Âdem aleyhisselamdan bu yana insanoğlunun yaşadığı en enteresan olaylardan biri hiç şüphesiz Ashabı Kehf olayıdır. Doğrusu, bu bilginin kaynağı vahiy olmasa, inanılması da mümkün değildir. Üç asır uyuyakalmak ve bir şey olmamış gibi kalkmak kolay inanılır bir şey değildir. Fakat gerçekleşti. Kendi adımızı söylerken ne kadar güvenle söylüyorsak, o derece bir güven içinde Ashabı Kehf olayının doğruluğuna da inanıyoruz. Çünkü bilgimizin kaynağı Kur’an’ımızdır. Ashabı Kehf’i anlamak ve bugün gerçekleşmiş, biz de bir noktasında bulunmuşuz gibi istifade edebilmemiz için şunları bilmemiz gerekmektedir: a- Bir hikâyeyle karşı karşıya değiliz. Kur’an ayetleriyle, Kur’an’ın surelerinden bir sureyle karşı karşıyayız. Hiçbir tereddüte yer yoktur. Yüzde yüz olmuş bir olaydır. b- Ashabı Kehf hadisesinin ana bilgi kaynağı Kur’an’ın Kehf suresidir. Bilgimiz Kehf suresinin anlattıklarıyla sınırlıdır. Hadislerde bile daha uzun bir ayrıntı yoktur. Böyle muhteşem bir olayın ana temasını Kur’an’dan öğrenip, başka kaynaklardan ek bilgilerle destekleme miz doğru olmaz. Kur’an ne kadar anlattıysa o kadarı gereklidir diye inanırız. Özellikle Kur’an’ımız, onlarla ilgili bazı bilgilerin gizli tutulduğunu beyan etmiştir. Girilen her ayrıntı, alınması gereken mesajı ters yönde etkilemektedir. Nitekim o filmde, Kur’an’da anılandan fazla ayrıntı bulunduğu için, ‘Kehf Suresi’nin bıraktığı izi bırakamamıştır. Kaç kişiydiler, dağa çıkarken ayakkabıları var mıydı gibi sorular tuzaktır. c- Ashabı Kehf, halkı üzerinde hükümranlığı bulunan bir yönetimin sarayında seçkin kimselerdi. Sözleri tesirli, cepleri doluydu. Hizmetçileri ve emrine itaat eden bir halk kitlesi vardı önlerinde. Olayın gerçekleştiği dağda ise, ot bile yoktu. Bu da şunu göstermektedir: Ashabı Kehf, dünya ziynetlerinden Allah’a kaçışın simgesidir. Debdebeli bir hayatı, sırf Allah’a imanın bedeli olarak terk ettiler. Herkesin elde etmek için her şeyini verebileceği değerleri ayaklarıyla teptiler. İman davasının önünde en önemli imtihan noktası olarak duran dünyanın çekiciliğine kapılmadılar. Onları ebedileştiren de bu yönleri oldu. Bir çiftçinin köyünü terk edip, Allah için hicret etmesiyle, saray sahibi birinin sarayını terk edip hicret etmesi aynı şeyleri terk değildir. Ahiret ve cennet edebiyatı yapıp, dünyaya tapınır gibi yapışan nesillerin önünde ders olsun diye de Kur’anlaştırılmış olarak önümüze kondular. d- Olayın Kehf suresindeki anlatılış tarzından, gençliğe vurgulama yapıldığını görüyoruz. Hem genç oldukları için yaptıkları fedakârlığın değeri büyümüş, hem de gencin Allah’a koşmadaki gayretinin, köhneleşmiş beyinlere göre daha kolay olduğu anlaşılmıştır. Nitekim Mekke’de Allah’a davet eden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin etrafında halkalaşanların yoğunluğu gençlerden oluşmaktaydı. Yaşlılardan hidayete ermesi mukadder olanlar yıllar sonra gençlerin geldiği noktaya gelebildiler. e- İmanda sebat ve imanı kurtarmak için çare üretmek, bir umut ışığını sürekli yanık tutmak da bu olayın bıraktığı izlerdendir. Ashabı Kehf, kaçıp gitmekle biten bir olay yaşamadılar. İzleri sürüldü, tehdit edildiler ama yılmadılar. Sonuna kadar ilk duruştaki ciddiyeti korudular. f- Allah’ın kudretinin sınırı yoktur. Allah sadece diler ve yapar. Kurallar, gerekler bizim içindir. Allah’ın gücü ne kadardır, neler yapabilir gibi soruların sorulması dahi abestir. O, diler ve yapar. O kadar. g- ‘Bugün benzer bir olayın içinde tavrım ne olurdu, böyle bir mucize üzerimde gerçekleşse ne yapardım?’ Önemli olan bu muhasebeyi yapabilmektir. Ashabı Kehf diye bir dağı ziyaret etmek ne sevaptır, ne de gereklidir. Belki o mucizevî olay yeniden gerçekleşmiyor ama onları dağa sığınmaya zorlayan sistemler hala ayaktadır. Hala ‘Rabbim Allah!’ diye haykıracak gençlerin başı çekeceği dava adamlığı ihtiyacı vardır. Ashabı Kehf ders olmadıktan sonra tarih olsa ne olur coğrafya olsa ne olur? Kur’an ne tarih kitabıdır ne de coğrafya! O bir ders kitabıdır. İşte dersin konusu da budur.

Ashabı Kehf filmini izledim. Çok etkilendim. Heyecanla sonunu bekledim. Ama beğe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Keşke hepimiz, Kur'an ne diyor onu anlayabilsek! Elbette bu mümkün değildir ama ne kadar biliyorsak ona şükretmemiz gerekir. Bildiğimizin gereklerini yaparak bir adım öne çıkabiliriz. Bilmiyoruz diye geri kalmamız doğru olmaz. Kur'an'ın okunuşu kesinlikle kendi dilinden olmalıdır. Diğer dillerle yazılmış şekli Kur'an değildir. Bildiğinizle amel edin. Bildiklerinizi tekrar edin. Yeni şeyler öğrenmeye gayret edin.

Selamünaleyküm hocam. Ben Arapça bilmiyorum, Kur’an’ı Latince harflerle okusam y
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hepimiz dinimiz için görevliyiz. Hiçbirimiz sadece namaz kılıp cennete girmeye çalışarak kurtulamayız. Bir şeyler yapacağız. Elimizden, dilimizden ne geliyorsa yapacağız. Yalnız sizin Kur'an kursu hocası diye tutturmanız gereksiz. Muhakkak Kur'an kursu hocası derseniz, sanki maaşı öne çıkarmış gibi olursunuz. Bir yerin hocası olmadan da dinimize hizmet etmeliyiz. - Hiçbir zaman kendinizi bir şey olmuş gibi görmeyin. Şeytan sizi kemirir bitirir öyle düşünürseniz. - Hiçbir zaman da bir işe yaramayacağınızı düşünmeyin. O zaman yine şeytan sizi olduğunuz yerde kemirir bitirir. - Bulunduğunuz her yeri ve her zamanı değerlendirmeye bakın. Paraya ve şöhrete takılmadan bir kelime bile olsa anlatmaya bakın. Karşılığını da Allah'ın vereceğini bilerek yapın.

Dört yıl öncesine kadar hayatım tamamen viraneydi, yani öyleymiş. Çok günahlar i

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.