Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Mahkemenin hükme bağladığı kan bedelini almak câiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hata sonucu insan ölümüne sebep olma (mesela trafik kazası) sonucu ödenen bedele DİYET denir. Diyet bugünkü rakamlarla 4250 gram altındır. Ölenin yakınları ile bunun altında bir rakama da pazarlık yapılabilir. Diyeti kaza yapanın yakınları veya bir kurum da ödeyebilir. Yalnız şu bilinmelidir: Kaza ile insan öldürenin tek borcu diyet ödemek değildir. Aynı zamanda hiç ara vermeden ALTMIŞ GÜN oruç tutmak zorundadır.
İslâm’ın kesin kurallarıyla çelişmeyen ve yürürlükteki hukukî mevzuata bağlı olarak yapılan iş akdinde, taraflardan birinin haksız uygulaması üzerine açılan davada mahkemenin, kendisine sunulan gerçek delil ve doğru beyanlara dayanarak hükmettiği tazminatı almak dinen caizdir.
Fakihlere göre öldürme, işleniş biçimi bakımından farklı kısımlara (kasten, kasta benzer, hataen, hata yerine geçen ve tesebbüben öldürme) ayrılmış ve her bir öldürme türüne müeyyideler (diyet/tazminat, keffaret, vb.) düzenlenmiştir. Ölümle sonuçlanan trafik kazaları, dinen “hataen öldürme” (bir kişiyi herhangi bir kasıt bulunmaksızın yanlışlıkla öldürme) bağlamında değerlendirilir. Fakihler, hata yoluyla öldürme diyetini/tazminatını, suçlunun akılesinin (kasıt unsuru bulunmayan öldürme veya yaralama hadisesinde suçlu adına diyet ödemeyi yüklenen şahıslar/kurumlar) ödemesi gerektiği üzerinde ittifak etmişlerdir. (Kasani, Bedai‘, VII, 355; Şirbini, Muğni’l-Muhtac, IV, 53; İbn Rüşd, Bidaye, II, 410; İbn Kudame, Muğni, VIII, 97) Fıkıhta tam diyet genellikle 100 deve veya 1.000 dinar (yaklaşık 4.250 gr. altın) olarak tespit edilmiş ve bunun akıle tarafından ödeneceği belirtilmiştir. Günümüzde klasik dönemde olduğu şekliyle akıle müessesesi işletilemediğinden mevcut sigorta sistemi akıle kapsamında değerlendirilebilir. Dolayısıyla sigortanın karşılayacağı veya dava sonucu mahkemenin hükmedeceği miktar, tazminat/diyet yerine geçer. Söz konusu tazminat miktarı, İslam miras taksimatına göre kazada ölen kişinin varislerine verilir. Ayrıca ölüme neden olan suçlunun, “… Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutmalıdır” (Nisa, 4/92) ayeti gereğince iki ay peş peşe oruç tutması gerekir.
Trafik kazası veya benzeri bir kazada ölen için ödenen diyet/tazminat, adı her ne ise onun geride bıraktığı malı gibidir; diğer malını varisleri nasıl bölüştülerse o tazminatı da öyle bölüşürler.
Dil organ olarak bulunuyor olsa bile bir insanın tat alma kabiliyetinin körelmesine sebep olan ve bu durumu tıbben belgeleyen biri suçu işleyenden tam diyet alır. Bu şu demektir: İnsanın tat alma kabiliyeti insanın canı gibi kabul edilmektedir. O kişiyi öldürse ide ne kadar diyet ödeyecekti ise tat alma yani acı tatlı, tuzlu tuzsuz gibi ölçümleri yapma yeteneğini köreltmek organ olarak dil bulunmaya devam ediyor olsa bile tam bir cinayet kabul edilir. Diyet miktarı için şu cevabı inceleyebilirsiniz: https://fetvameclisi.com/fetva/diyet-yani-kan-parasi-ne-kadardir
Selamünaleyküm. Evet, böyle bir hak talep eder. Yüzde yüz hakkıdır, helaldir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Ortaklar ticarî faaliyetlerde birbirlerinin vekilidirler. Bu vekâlet, ticarî faaliyet dışındaki alanları kapsamadığı için her birinin diğeri adına bağış (teberru) yetkisi yoktur. Dolayısıyla diğer ortakların izni olmadıkça şirket malından bağış yapmaları, sadaka, borç (karz) ve diğer ortakların zekâtını vermeleri caiz değildir. Zira ortaklıktan maksat, ticarî faaliyette bulunarak şirkete gelir sağlamaktır. Söz konusu tasarruflar ise ticarî ortaklıkta aranan bu amacı gerçekleştirmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/14; Kâsânî, Bedâ’i, 6/71-72)
Kişi veya firmanın bankadan alacağı faizli krediye aracılık edilmesi karşılığında komisyon adı altında ücret alınması helal olmaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), faiz alan ve verenin yanı sıra yazmak, şahit olmak ve vekil olmak suretiyle faiz işlemine yardımcı olan herkesi sorumlu tutmuştur. (Müslim, Müsâkât, 106 [1598]) Eğer kredi faizsizse ve aracı olan kişi, bu işlemleri takip edip sonuçlandırmak için ücretle tutulmuşsa verdiği emeğin ve yaptığı hizmetin karşılığı olarak vekâlet/rehberlik ücreti alabilir.
Bir borç EFT veya havâle gibi para transfer yollarıyla ödenir ve bu işlemden dolayı masraf oluşursa verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücretin alınması caizdir. Zira havâle işlemi esnasında verilen hizmet, vekâlet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret almak caiz görülmüştür. (bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, 216; Bilmen, Kâmus, 6/328)
Dinimizde yasak olan şeyleri yapmak günah/haram olduğu gibi böyle şeylerin yapılmasına rıza göstermek ve yardımcı olmak da günah/haramdır. Hz. Peygamber, haram bir maddeyi kullanan ile birlikte onu imal eden, taşıyan, aracılığını ve sunumunu yapan kişilerin de aynı günaha girdiğini bildirmiştir. (bk. Ebû Dâvûd, Eşribe, 2 [3674]; İbn Mâce, Eşribe, 6 [3380]) Bu itibarla, bir kimsenin helalinden kazanma konusunda alternatif imkânları bulunduğu sürece dinen yasaklanan şeylerin yapıldığı iş yerlerinde çalışması caiz olmaz. Ancak bütün çabalarına rağmen geçimini sağlayacak başka iş bulamadığı durumlarda zaruret sebebiyle bu tür iş yerlerinde çalışabilir. Zaruret durumunun ortadan kalkması yani yapılması helal olan uygun bir iş veya iş yeri bulması hâlinde ise mevcut iş yerini terk etmesi gerekir.
Bir mal ya da ürünü belli bir fiyattan satmak üzere vekil kılınan kişi bu malı müvekkilinin hayrına olacak şekilde daha yüksek bir fiyata satıp bedeli de bütünü ile müvekkiline teslim ederse yaptığı bu işlem caiz olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/27) Fakat müvekkilin belirttiği fiyatın üstündeki miktarı kendisi alamaz. Ancak müvekkil “Şu kadara sat; üzerinde satarsan fazlası senindir.” derse bu fazlalığı alması caiz olur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/108)