Fetva Meclisi
Soru
Trafik kazasında ölen için ödenen tazminat kimin olur?
Cevap
Benzer fetvalar
Trafik kazası sonucu tazminat alınması caiz midir? Trafik kazaları neticesinde ölüm, sakatlanma, yaralanma veya maddi zarar meydana gelebilmektedir. İslam’da, bunlara sebep olan suçlular için düzenlenmiş müeyyideler (diyet/tazminat, keffaret vb.) bulunmaktadır. Buna göre kazada mağdur olan kişi, suçlu olan taraftan trafik kaza raporunda belirtilen hata oranında tazminat talebinde bulunabilir. Söz konusu tazminat, suçlunun sigortasından karşılanabileceği gibi mahkeme yoluyla da talep edilebilir. Dolayısıyla sigortanın ödeyeceği veya mahkemenin hükmettiği miktar diyet yerine geçer.
Hata sonucu insan ölümüne sebep olma (mesela trafik kazası) sonucu ödenen bedele DİYET denir. Diyet bugünkü rakamlarla 4250 gram altındır. Ölenin yakınları ile bunun altında bir rakama da pazarlık yapılabilir. Diyeti kaza yapanın yakınları veya bir kurum da ödeyebilir. Yalnız şu bilinmelidir: Kaza ile insan öldürenin tek borcu diyet ödemek değildir. Aynı zamanda hiç ara vermeden ALTMIŞ GÜN oruç tutmak zorundadır.
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik gibi bir hata sonucu herhangi bir kişinin ölümüne sebep olan kişi, ölenin yakınlarının talep etmesi hâlinde, diyet (kan parası/tazminat) ödemekle yükümlü olur. (Ebû Dâvûd, Diyât, 16-24 [4541-4588]; Tirmizî, Diyât, 1-4 [1386-1392]); Ayrıca bk. İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 10/298-299) Dolayısıyla böyle bir olaydan dolayı mahkemenin takdir ettiği tazminatın tam diyet miktarını (yaklaşık 4250 gr altın karşılığı aşmayacak kadar kısmını), ölenin yakınlarının alması caiz ve alınan para helaldir.
Fakihlere göre öldürme, işleniş biçimi bakımından farklı kısımlara (kasten, kasta benzer, hataen, hata yerine geçen ve tesebbüben öldürme) ayrılmış ve her bir öldürme türüne müeyyideler (diyet/tazminat, keffaret, vb.) düzenlenmiştir. Ölümle sonuçlanan trafik kazaları, dinen “hataen öldürme” (bir kişiyi herhangi bir kasıt bulunmaksızın yanlışlıkla öldürme) bağlamında değerlendirilir. Fakihler, hata yoluyla öldürme diyetini/tazminatını, suçlunun akılesinin (kasıt unsuru bulunmayan öldürme veya yaralama hadisesinde suçlu adına diyet ödemeyi yüklenen şahıslar/kurumlar) ödemesi gerektiği üzerinde ittifak etmişlerdir. (Kasani, Bedai‘, VII, 355; Şirbini, Muğni’l-Muhtac, IV, 53; İbn Rüşd, Bidaye, II, 410; İbn Kudame, Muğni, VIII, 97) Fıkıhta tam diyet genellikle 100 deve veya 1.000 dinar (yaklaşık 4.250 gr. altın) olarak tespit edilmiş ve bunun akıle tarafından ödeneceği belirtilmiştir. Günümüzde klasik dönemde olduğu şekliyle akıle müessesesi işletilemediğinden mevcut sigorta sistemi akıle kapsamında değerlendirilebilir. Dolayısıyla sigortanın karşılayacağı veya dava sonucu mahkemenin hükmedeceği miktar, tazminat/diyet yerine geçer. Söz konusu tazminat miktarı, İslam miras taksimatına göre kazada ölen kişinin varislerine verilir. Ayrıca ölüme neden olan suçlunun, “… Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutmalıdır” (Nisa, 4/92) ayeti gereğince iki ay peş peşe oruç tutması gerekir.
Bir kazanın tazminatını karşı taraf adına sigorta şirketinin ödemesi; bizim o sigortayı, bize ödenecek bir tazminat olarak almamıza engel değildir. Kaza sonucu ortaya çıkan zarar-ziyanı kaza yapanın adına sigorta şirketi ödüyor diye biz bunu iptal ettirmeyiz. Aracın gördüğü zarar ödettirilebilir, sigortadan alınabilir.
Selamünaleyküm. Kaza ile ölüme neden olmak, önce tövbe etmeyi gerektirir. Ardından da öldürülen kişinin varislerine DİYET verilir. Sonra da iki ay kefaret orucu tutulur. Diyet konusunda onlarla masaya oturup anlaşmak da mümkündür.
kaza konusundaki diğer fetvalar
Eşiniz haklıdır. Kazaları kılmak teheccüd kılmaktan önemlidir. Kazaları bitirmeye bakınız. Teheccüdü de inşaallah kazalardan sonra kılarsınız. Allah Teâlâ muininiz olsun.
Böyle bir özür yoktur. Oruca niyet edin. Gün ortasında dayanamayacak durumda olursanız bozabilir ve sonrasında kaza edersiniz.
Normal şartlarda tırnak yemek kerih/hoş karşılanmayan rahatsız edici çirkin bir iştir. Gerekiyorsa psikolojik tedavi görerek de olsa ondan kurtulmak gerekir. Oruçlu bir durumda ise çok az da olsa tırnağı koparıp onu oruçlu iken ağzına koyup yutanın orucu bozulur. O günü kaza eder.
Yaptığınız günah veya yanlış değildir. Daha doğru olan vardır. O da önce ellerin salınması sonra rükûya gidilmesidir. Namazı kazayı da gerektirmez.
Bir namazın geçerli (sahih) olması için tadil-i erkân farz değil, vaciptir. Vaciplere dikkat etmemek, namazın sevabını azaltır, iadesini değil. Bu sebeple senin hızlı kıldığın o namazlar, geçerlidir. Tadil-i erkâna dikkat etmediğin için istiğfar etmen yeterlidir. Vesvese değildir, öğrenmen gereken bilgiymiş. Ama artık “iade etmen gerekir” düşüncesi, vesveseye dönmesin. Güzel kardeşim, sen namazını kıldın, tevbeni ettin, şimdi sabit olma vaktidir. Namaz gibi, hayatın da kıymetlidir. İnşallah, ilimle kulluğa yürüyen güzel bir Müslüman olacaksın.
Yüreğinden dökülen kelimeler, kalbinin Allah’a yönelişini gösteriyor. Üzülmen, utanman, kendine kızman imanın diri olduğunun işaretidir. Senin bu halin bir kayıp değil, tam aksine bir kazanım başlangıcıdır. Bak, önemli bir şeyi netleştirelim: Namazı bilerek terk eden ayrı bir günahtır. Ama elinde olmadığı halde uyanamayıp kaçıran ve ardından kaza edip üzülerek tevbe eden bir mümin, ihmalkâr sayılır. Allah böyle bir kulunu reddetmez. Düzenini Allah’a göre kurmazsan, Allah düzenini seni uyaracak şekilde bozar. Unutma, fani işler için uyanan kalp, ebedi işler için de uyanabilir. Aynı derdi taşıyan bir kardeşinle “sabah grubu” kur. Biri diğerini her sabah arar/mesaj atar/uyandırır. İslam’ın kızı, seccadesiyle evlenen kızdır. Sabah ezanıyla doğrulan, kalbiyle Allah’ı uyandıran, geceleri ağlayarak yastığına değil, secdeye sarılan kızdır. Sen o kıza dönüşüyorsun. Bu mesajın da bunun işaretidir. Sakın üzülme. Sakın kendini kaybedilmiş gibi hissetme. Allah seni sabah namazına çekecek çünkü sen kalben çağırdın. “Allah’ım! Bu kulunu sabah ezanı vaktinde kapına çek. Geceden niyetini sağlamlaştır, sabahından sevabını artır, namazını kalbinin nuru eyle. Ve onu sabah namazını kaçıranlardan değil, sabah namazıyla dirilenlerden eyle.”