Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bir mal ya da ürünü belli bir fiyattan satmak üzere vekil kılınan kişi, bu malı daha yüksek bir fiyata satabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Malınızı pazarlaması için yetkilendirdiğiniz kişi sizin vekiliniz durumundadır. Vekilinizle bir ücret karşılığında anlaşmış oldunuz. Ücretine ilave olarak da sattığından size vereceği kardan daha fazlasını alırsa o fazlalık onun olacak. Böyle bir anlaşmadan sorun yoktur.
Bir malın taksit sayısına göre, farklı fiyatlarla satışa sunulması caizdir. Mesela bir mal, peşin fiyatı bin liradan, altı ay vadeli fiyatı bin beş yüz liradan, bir yıl vadeli fiyatı da iki bin liradan olmak üzere değişik fiyat seçenekleriyle satışa sunulsa müşteri de bu seçeneklerden birini tercih edip kabul etse yapılan bu alışveriş caiz olur. Zira bu uygulamada satıcı, pazarlık sırasında peşin ya da farklı vadelere göre değişik ödeme seçenekleri ile malın fiyatını belirlemekte, alıcı da bunlardan birisini tercih edip kabul etmektedir. Böylece akit esnasında malın fiyatı taraflarca kesin olarak belirlenmiş olmaktadır. Ancak alıcı seçeneklerden birisini seçip kabul etmeden, “tamam aldım” der ve bu şekilde birbirlerinden ayrılırlarsa akitte fiyat belirlenmediği için bu satış fasit olur. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/526)
Buna VEKİLİN KENDİNE SATIŞ YAPMASI adını verebiliriz. Fukahanın çoğunluğuna göre böyle bir satış töhmeti getireceği için caiz değildir. Zira vekil olan kişi fiyatı kendi beğenisine göre ayarlamış olma ithamı görebilir. Hâlbuki vekil, emindir yani vekâletini üstlendiği işte emin olmak zorundadır. Eğer vekâlet veren kişi vekâleti esnasında böyle bir ayrıntıyı da yani kendine satabilmesi ayrıntısını da zikretti ise caiz olabilir aksi takdirde değildir.
Müslüman, Müslüman kardeşini aldatmaz, aldanmasına vesile olmaz. Artan fiyatlardan haberi olmayan bir satıcıdan eski fiyat üzerinden mal satın almak onu aldatmaktır. Bu da caiz olmayan bir iştir. Fiyatların arttığını söyleyerek eski fiyattan almanızda ise sakınca yoktur ya da o bunu önemsemiyor, elindekini çabuk bitirmek gibi bir gaye ile satıyorsa yine sakınca yoktur.
İki durum var: a- A kişisi B kişisini malını satması için vekil tutuyor. B kişisi kaça satarsa satsın para A’nındır. Onun alması caiz olmaz. b- A kişisi B kişisine malını gösteriyor. Bunu iki liradan bana getir diye satması için yetkilendiriyor. Gerisini serbest bırakıyor. B kişisi kaça satarsa satsın, A’nın iki lirasını verir, gerisi onun olur.
Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Kefâlet, bağış (teberru) niteliğindedir. Dolayısıyla kefilin, kefâlet akdine karşılık ücret almayı şart koşması caiz değildir. Zira ücret almak teberru kavramına aykırıdır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77) Gerektiğinde asıl borçlunun borcunu ödeyeceği için kefil aynı zamanda borç veren konumundadır. Kefâlete karşılık ücret alması hâlinde faizli işlemde bulunmuş olur. Ancak günümüzdeki bazı ilim adamları ücretsiz kefil bulunmaması hâlinde, ihtiyaç sebebiyle maslahata binaen borçlunun teminat mektubunda olduğu gibi ücret karşılığı kefâlet akdi yapmasının caiz olacağı kanaatindedirler. (bk. Apaydın, “Kefâlet”, DİA, 25/177)
Bir borç EFT veya havâle gibi para transfer yollarıyla ödenir ve bu işlemden dolayı masraf oluşursa verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücretin alınması caizdir. Zira havâle işlemi esnasında verilen hizmet, vekâlet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret almak caiz görülmüştür. (bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, 216; Bilmen, Kâmus, 6/328)
Kendisine bir şey emanet edilen kişi, emanet malı koruması karşılığında ücret alamaz. Şayet malı koruma işini ücretle yaparsa, bu akit emanet akdi olmaktan çıkar, hizmet akdine dönüşür. Bu durumda da emanet malın sahibine iade masraflarını, emanet edilen kişinin karşılaması gerekir. Mala gelebilecek zararlardan o sorumludur. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/215)
Kişi veya firmanın bankadan alacağı faizli krediye aracılık edilmesi karşılığında komisyon adı altında ücret alınması helal olmaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), faiz alan ve verenin yanı sıra yazmak, şahit olmak ve vekil olmak suretiyle faiz işlemine yardımcı olan herkesi sorumlu tutmuştur. (Müslim, Müsâkât, 106 [1598]) Eğer kredi faizsizse ve aracı olan kişi, bu işlemleri takip edip sonuçlandırmak için ücretle tutulmuşsa verdiği emeğin ve yaptığı hizmetin karşılığı olarak vekâlet/rehberlik ücreti alabilir.
Ortaklar ticarî faaliyetlerde birbirlerinin vekilidirler. Bu vekâlet, ticarî faaliyet dışındaki alanları kapsamadığı için her birinin diğeri adına bağış (teberru) yetkisi yoktur. Dolayısıyla diğer ortakların izni olmadıkça şirket malından bağış yapmaları, sadaka, borç (karz) ve diğer ortakların zekâtını vermeleri caiz değildir. Zira ortaklıktan maksat, ticarî faaliyette bulunarak şirkete gelir sağlamaktır. Söz konusu tasarruflar ise ticarî ortaklıkta aranan bu amacı gerçekleştirmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/14; Kâsânî, Bedâ’i, 6/71-72)
Kişinin ödemekle yükümlü olduğu bir borcu, ikinci bir şahsa devretmesi caizdir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizden birinize bir borç havâle edilirse bunu kabul etsin.” (Buhârî, Havâlât, 1 [2287]; Müslim, Müsâkât, 33 [1564]) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) diğer bazı hadislerinde de insanların sıkıntılarını gidermeyi teşvik etmiştir. (Buhârî, Mezâlim, 3 [2442]; Müslim, Bir, 58 [2580]) Borcun ikinci bir şahsa devredilmesi hâlinde borçlu, alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulur. Alacaklı, alacağını havâle edilen kişiden ister. Ancak borç kendisine havâle edilen kişi iflas eder ve bu durum mahkeme kararıyla tespit edilirse yahut kişi borcun kendisine havâle edildiğini inkâr eder, alacaklı da bunu ispat edemezse veya söz konusu kişi iflas ettikten sonra ölürse bu gibi durumlarda havâle edilen kişi, borcu ödeme yükümlülüğünden kurtulur ve borç kendisinden değil asıl borçludan talep edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/18; Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/4) Bununla birlikte bir borcun başkasına havâle edilmesi karşılığında ücret almak caiz değildir. Zira yardımlaşma amacı taşıyan akitler karşılığında, ücret almak caiz görülmemiştir. (Serahsî, el-Mebsût, 15/116; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77)