Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kendisine bir şey emanet edilen kişi emanet malı koruması karşılığında ücret talep edebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Emanet olarak bırakılan maldan emanetçinin yanında iken doğacak menfaat mal sahibine aittir. Mesela, emanet bırakılan hayvandan elde edilen süt, yün vb. şeyler mal sahibine ait olur. Emanet alan bunlardan yararlanamaz. (Mecelle, md. 798) Bu nedenle emanet alan kişi, kendi kusuru ile emanet mala zarar verdiğinde bunu tazminle yükümlü olduğu gibi bu maldan elde edilen menfaate zarar verdiğinde de zararı tazmin etmekle yükümlü olur.
Emanetin, bizzat kendisine emanet edilen kişi veya onun aile fertlerinden biri tarafından korunması gerekir. Dolayısıyla sahibinin izni olmadan korunması için başkalarına emanet olarak bırakılması caiz değildir. Şayet emanet edilen kişi, emaneti bir başkasına bırakır ve bu emanette de zarar meydana gelirse zararın tazmin edilmesi gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/213) Bu durumda emanet veren, zararını dilerse emanet verdiği ilk şahsa dilerse de emaneti kabul eden ikinci şahsa tazmin ettirir. İlk şahsa tazmin ettirirse bu şahıs ikinciden tazmin talebinde bulunamaz. İkinci şahsa tazmin ettirirse bu ikinci kişi birinciden tazmin talebinde bulunabilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/27) Ancak zarar, ikinci şahsın kasıt ve kusuru sebebiyle meydana gelmiş ve mal sahibi bu zararı ilk şahsa tazmin ettirmiş ise bu kişi ikinci şahıstan tazmin talebinde bulunabilir. (Mecelle, md. 790)
Siz bu durumda bir emanetçi idiniz. Emanetçinin elinde emanetin zarar görmesinin sonucu şöyledir: a. Eğer sizin etlerin bozulmasında bir katkınız, ihmaliniz, aksatmanız yoktu idiyse siz bu durumda vebal altında değilsiniz. b. Eğer etler sizin geciktirmeniz, yanlış yerleştirmeniz, mesela klimayı açmayı unutmanız gibi sebeplerden biriyle bozuldu ise etleri TAZMİN ETMEK zorundasınız. Piyasa fiyatını belirleyip o fiyattan zararı ödeyin, ahiret fiyatları ile ödemekten çok daha iyidir sizin için. c. Sizin ihmaliniz bulunup bulunmadığını ise bir başka kişiye danışarak tespit edebilirsiniz.
Size verilen işi hakkıyla yaptıysanız size ücret vermesi onun üzerine gerekli olmuştur. Vermeyip geciktirmesi günahtır. Sizin de elinize geçen fırsatı değerlendirip hakkınızı almanız esasen izin verilen bir iştir. Ancak böyle bir hakkını almanın size ilave sorunlar getirebileceğini unutmasanız daha iyi edersiniz. Yasal yolları denemelisiniz.
Selamünaleyküm. Bu para size emanete verilmiş ise emaneti ilk fırsatta yerine ulaştırmanız gerekir. Sizin kendi malınız olarak elinizde hayır için ayrılmış olarak bulunuyorsa, onu geri dönecek bir borca vererek iki kere hayır yapmış olursunuz. Allah kabul etsin.
Genel kural olarak kiracı kiraladığı şeyde emin kabul edilir. Bilinçli yapmadıkça veya kusurlu olmadıkça da zarar tazmin etmez. Normal kullanımdan kaynaklanan eskime ve yıpranmayı kiracı ödemez. Kiracıya böyle bir şart da getirilemez. Zira böyle bir şart kiralananın ücretinin ne olacağını meçhul hale getirir. Kiracıdan muhtemel zararlarına karşı bu zararları kusurundan ötürü yapması durumunda değerlendirmek veya ödemediği kirasına saymak maksadıyla belli bir emanet para alınabilir. Böyle bir emanet para kiracınındır, mal sahibi onu kullanamaz. Kiracı bir zarar verirse veya ödeme yapmazsa o takdirde elindeki emanetten onu düşer.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Kişinin ödemekle yükümlü olduğu bir borcu, ikinci bir şahsa devretmesi caizdir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizden birinize bir borç havâle edilirse bunu kabul etsin.” (Buhârî, Havâlât, 1 [2287]; Müslim, Müsâkât, 33 [1564]) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) diğer bazı hadislerinde de insanların sıkıntılarını gidermeyi teşvik etmiştir. (Buhârî, Mezâlim, 3 [2442]; Müslim, Bir, 58 [2580]) Borcun ikinci bir şahsa devredilmesi hâlinde borçlu, alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulur. Alacaklı, alacağını havâle edilen kişiden ister. Ancak borç kendisine havâle edilen kişi iflas eder ve bu durum mahkeme kararıyla tespit edilirse yahut kişi borcun kendisine havâle edildiğini inkâr eder, alacaklı da bunu ispat edemezse veya söz konusu kişi iflas ettikten sonra ölürse bu gibi durumlarda havâle edilen kişi, borcu ödeme yükümlülüğünden kurtulur ve borç kendisinden değil asıl borçludan talep edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/18; Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/4) Bununla birlikte bir borcun başkasına havâle edilmesi karşılığında ücret almak caiz değildir. Zira yardımlaşma amacı taşıyan akitler karşılığında, ücret almak caiz görülmemiştir. (Serahsî, el-Mebsût, 15/116; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77)
Kefâlet, bağış (teberru) niteliğindedir. Dolayısıyla kefilin, kefâlet akdine karşılık ücret almayı şart koşması caiz değildir. Zira ücret almak teberru kavramına aykırıdır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77) Gerektiğinde asıl borçlunun borcunu ödeyeceği için kefil aynı zamanda borç veren konumundadır. Kefâlete karşılık ücret alması hâlinde faizli işlemde bulunmuş olur. Ancak günümüzdeki bazı ilim adamları ücretsiz kefil bulunmaması hâlinde, ihtiyaç sebebiyle maslahata binaen borçlunun teminat mektubunda olduğu gibi ücret karşılığı kefâlet akdi yapmasının caiz olacağı kanaatindedirler. (bk. Apaydın, “Kefâlet”, DİA, 25/177)
Bir mal ya da ürünü belli bir fiyattan satmak üzere vekil kılınan kişi bu malı müvekkilinin hayrına olacak şekilde daha yüksek bir fiyata satıp bedeli de bütünü ile müvekkiline teslim ederse yaptığı bu işlem caiz olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/27) Fakat müvekkilin belirttiği fiyatın üstündeki miktarı kendisi alamaz. Ancak müvekkil “Şu kadara sat; üzerinde satarsan fazlası senindir.” derse bu fazlalığı alması caiz olur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/108)
Bir borç EFT veya havâle gibi para transfer yollarıyla ödenir ve bu işlemden dolayı masraf oluşursa verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücretin alınması caizdir. Zira havâle işlemi esnasında verilen hizmet, vekâlet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret almak caiz görülmüştür. (bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, 216; Bilmen, Kâmus, 6/328)