Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Emanet bırakılan bir şey, sahibinin izni olmadan başka birisine emanet edilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Emanet olarak bırakılan maldan emanetçinin yanında iken doğacak menfaat mal sahibine aittir. Mesela, emanet bırakılan hayvandan elde edilen süt, yün vb. şeyler mal sahibine ait olur. Emanet alan bunlardan yararlanamaz. (Mecelle, md. 798) Bu nedenle emanet alan kişi, kendi kusuru ile emanet mala zarar verdiğinde bunu tazminle yükümlü olduğu gibi bu maldan elde edilen menfaate zarar verdiğinde de zararı tazmin etmekle yükümlü olur.
Satım işlemi tamamlandıktan sonra, malın teslim alınma imkânı verilmesine rağmen müşteri o anda teslim almayıp satıcının yanında kalmasını isterse söz konusu malı gerçekte kabzetmiş ve ardından satıcıya emanet bırakmış sayılır. Bu kural gereğince satın alınıp da korunmak veya beslenmek üzere Kurban Bayramı’na kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması hâlinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez; mal müşterinin malı olarak telef olur. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/211) Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/359) Kurbanlık hayvanı elinde emanet olarak bulunduran kimse, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkâr davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir. Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/359) Bununla birlikte satımı yapılan hayvanın müşteri tarafından Kurban Bayramı günlerinde teslim alınması tarzında yapılan bir satım akdinde, teslim-tesellüm akit anında gerçekleşmediğinden teslime kadar geçen zamanda meydana gelecek zarar, satıcıya ait olur. Zira teslim, müşteri hayvanı kurban etmek üzere götürmeye geldiği zaman gerçekleşmektedir. Teslim öncesi hayvanın helak olması hâlinde ise zarar satıcıya aittir. (Mecelle, md. 293) Buna göre alıcının yanında nakliye aracı ve yardımcı götürmeden hayvanı satın almış olması ve bayram gününe kadar hayvanın satıcının yanında kalması hususunda tarafların anlaşmış olmaları, satın alınan bir hayvanın satıcıya emanet bırakılmasından çok, hayvanın bayrama kadar satıcı tarafından bakılması şartıyla satışı mahiyetindedir. Bu durumda teslim gerçekleşmeden hayvan öldüğü takdirde zarar satıcıya ait olur. Ancak alıcı hayvanın yularını tutup teslim aldığını beyan eder ve ondan sonra da satıcıya emanet bıraktığını söylerse, hayvan emanet hükümlerine tâbi olur.
Aleykümselam.Bunu şu şekilde değerlendirin: Borcunuzu bir süre daha geciktirmek mi 'emanete hiyanet' mi? Biri diğerinden aşağı kalmaz. İkinci kişilerden izin isteyerek bunu yapabilirsen yap.
Selamünaleyküm. Nikâhın sahih olması için erkek taraf açısından bir izin şartı yoktur. Nikâhlanmak isteyen erkek, babasından veya eşinden izin almak durumunda değildir. Kaçak gibi bir nikâh ise geçerli olsa da ahlâkî değildir. Eşinizin duyurmama yönündeki talebi ise onun gönül hoşnutluğu açısından sizi bağlayıcıdır. En az iki şahidin huzurunda mehir tespit ederek ve sizin de hanımızın da özel şartları şahitlerin huzurunda konuşularak nikâhlanmanız hâlinde sakıncalı bir iş yapmış olmazsınız. Ancak ikinci hanımızın, birinci hanımınızdaki her şeyi eşit bir şekilde sahiplenmesi gerekiyor. Geceyi paylaşmadan, ekonomik imkânlara kadar her hususta aynı şartları sahiplenme hakkı vardır. Bunlardan bir kısmından feragat etmek de onun hakkıdır. Bunları da genişçe şahitler huzurunda beyan edin. Allah'a emanet olun.
Kendisine bir şey emanet edilen kişi, emanet malı koruması karşılığında ücret alamaz. Şayet malı koruma işini ücretle yaparsa, bu akit emanet akdi olmaktan çıkar, hizmet akdine dönüşür. Bu durumda da emanet malın sahibine iade masraflarını, emanet edilen kişinin karşılaması gerekir. Mala gelebilecek zararlardan o sorumludur. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/215)
Böyle bir durumda hakkınızı aramanız makuldür. Hakkınızı arayın, devletin ona vereceği ceza olarak size verilecek tazminattan yaptığınız masrafları düşün. Bedensel bir zararınız yani organlarda bir eksiklik oluşmadı ise sizde manevi tazminat olarak alacağınız parayı kullanmasanız daha iyi edersiniz. Bir hayır kurumuna verin. Bedeninizde bir eksiklik oluştu ise mesela parmağınız koptu ise zaten maddi tazminat hakkınızdır. Fıkıh kitaplarımızda manevi zararlar için maddi tazminat alma şeklinde bir tazminat yoktur. Muasır ulemanın bir bölümü böyle bir tazminatı kabul ediyorsa da alınmaması yönündeki görüş daha takvaya yakındır. Öte yandan trafik canavarlığı yapan birini terbiye etmenin de başka bir yolu bulunamadığı için böyle bir cezalandırmanın yapılması gerekmektedir. Bunun için 'alın, masrafları düşün, gerisini bir fakire veya hayra verin' görüşünü size tavsiye ettik. Geçmiş olsun, Allah Teâlâ beterinden muhafaza buyursun.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Kişinin ödemekle yükümlü olduğu bir borcu, ikinci bir şahsa devretmesi caizdir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizden birinize bir borç havâle edilirse bunu kabul etsin.” (Buhârî, Havâlât, 1 [2287]; Müslim, Müsâkât, 33 [1564]) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) diğer bazı hadislerinde de insanların sıkıntılarını gidermeyi teşvik etmiştir. (Buhârî, Mezâlim, 3 [2442]; Müslim, Bir, 58 [2580]) Borcun ikinci bir şahsa devredilmesi hâlinde borçlu, alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulur. Alacaklı, alacağını havâle edilen kişiden ister. Ancak borç kendisine havâle edilen kişi iflas eder ve bu durum mahkeme kararıyla tespit edilirse yahut kişi borcun kendisine havâle edildiğini inkâr eder, alacaklı da bunu ispat edemezse veya söz konusu kişi iflas ettikten sonra ölürse bu gibi durumlarda havâle edilen kişi, borcu ödeme yükümlülüğünden kurtulur ve borç kendisinden değil asıl borçludan talep edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/18; Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/4) Bununla birlikte bir borcun başkasına havâle edilmesi karşılığında ücret almak caiz değildir. Zira yardımlaşma amacı taşıyan akitler karşılığında, ücret almak caiz görülmemiştir. (Serahsî, el-Mebsût, 15/116; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77)
Ödünç alınan malın iade masrafları ödünç alan kişiye aittir. Ödünç alınan malın ne şekilde geri verileceği hususunda, yaygın olan örfün hükümleri geçerlidir. Bu kurallara uyulmazsa malda meydana gelecek zararın tazmini gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/220-221; Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/58) Zira örfün belirlediği hüküm, baştan şart koşulmuş gibi geçerlidir. (Mecelle, md. 43-45)
Kefâlet, bağış (teberru) niteliğindedir. Dolayısıyla kefilin, kefâlet akdine karşılık ücret almayı şart koşması caiz değildir. Zira ücret almak teberru kavramına aykırıdır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 7/186; Desûkî, Hâşiye, 3/77) Gerektiğinde asıl borçlunun borcunu ödeyeceği için kefil aynı zamanda borç veren konumundadır. Kefâlete karşılık ücret alması hâlinde faizli işlemde bulunmuş olur. Ancak günümüzdeki bazı ilim adamları ücretsiz kefil bulunmaması hâlinde, ihtiyaç sebebiyle maslahata binaen borçlunun teminat mektubunda olduğu gibi ücret karşılığı kefâlet akdi yapmasının caiz olacağı kanaatindedirler. (bk. Apaydın, “Kefâlet”, DİA, 25/177)
Başkasının emeğini gasp anlamına gelecek her iş, tutum ve davranış, kul hakkı sorumluluğunu gerektirir. Bu sorumluluk ise söz konusu hak sahibine iade edilmedikçe veya helallik alınmadıkça ortadan kalkmaz. İslâm emeğe büyük önem verir, haksız kazanca karşı çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (en-Necm, 53/39) buyrulur. Hz. Peygamber de (s.a.s.) emeğin hakkının verilmesini değişik hadisleriyle ifade etmişlerdir. Bunlardan birinde, “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhârî, Büyûʽ, 15 [2072]) buyurmuşlardır. Bu itibarla emek ve gayret sarf ederek toplum nezdinde itibar gören bir firmanın kendi markasının izinsiz olarak başkaları tarafından kullanılması kul hakkı ihlaline ve müşterilerinin aldatılmasına sebep olacağından İslâm ahlakıyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca bu yolla haksız kazanç sağlamak da dinen caiz değildir.